|
Çarşamba, 14 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Hiçbir halife/idareci yoktur ki onun biri kendisini hayra teşvik eden, diğeri de şerre teşvik eden iki danışmanı ve veziri olmasın. Masum ve kötülükten korunan kimse Allah’ın kendisini koruduğu kimsedir.” (Buhari, Kader, 7; Ahkâm, 42; Nesai, Bey’a, 32)
Hadisin Açıklaması:
Yüce Allah insanı yeryüzünün halifesi yani idarecisi ve müdebbiri olarak yaratmıştır. Kişi insanlar tarafından seçilmiş ve insanların işlerini yöneten bir idarecisi olmasa da kendi hayatının, ailesinin, işinin ve kendisine ait mülkünün ve eli altındaki mekânının, canlı ve cansız varlıkların idarecisi, müdebbiri ve mümessilidir. Allah onu elinin altında ve sorumluluğu dâhilinde olan şeylerden sorumlu tutacaktır. Her insanın sorumluluk alanı kendisine ait olan ve Allah’ın kendisine verdiği imkânlar ölçüsündedir.
Nimet şükrü gerektirdiği gibi, verilen imkânlar ve tevdi edilen vazifeler de sorumluluğu gerektirir, sorumluluk ise hesap vermeyi netice verir. İnsan hem kendi hayatında hem kendisine ait olan fiziki alanda, hem de dâhil olduğu sosyal alanda etkili ve yetkili olup sorumludur. Hem dünyada hem de ahirette hesap verme durumundadır. İnsana verilen irade ve kudret onun hürriyetini sağlarken, akıl ve zekâ da onun idarecilik yönünü ortaya çıkarır. Ceza ve mükâfatı da kendisine verilen irade, kudret ve imkânlarından dolayıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 |
|
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Âdemoğlunun kalplerinin tamamı bir kalp gibi Rahman’ın parmaklarının arasındadır. Allah onların kalplerini dilediği gibi, dilediği şekilde sevk eder. Sonra Resulullah (sav) şöyle dua etti: “Ek kalpleri dilediği gibi çeviren Rabbimiz! Bizim kalbimizi sana iman ve itaat üzere sabit kıl.” (Buhari, Kader, 13; Müslim, Kader, 17; Tirmizi, Kader, 7, İbn-i Mâce, Dua, 2)
Hadisin Açıklaması:
Kalb, çevirmek, değiştirmek ve altını üstüne getirmek anlamına gelmektedir. İnsan kalbi de devamlı değişken olduğu için ona kalb denmiştir. Bir şeyin metninde değişiklik yapmaya da kalb etmek, inkılab etmek, yani dönüşmek denilmiştir. Zira kalb devamlı etkilenmeye müsaittir, etki altında kalır. Rahmânî bir esinti ve ilham veya şeytânî bir vesvese kalbi değiştirebilir. Üzücü bir durum kalbde kabz, yani daralma halini yaşatırken, sevindirici bir durum da kalbde bast, yani genişleme hali meydana getirir.
İnsanın kalbi manevi duyguların merkezi olan bir lâtife-i Rabbanîdir. Nurani bir cevher olan bu latifenin mazhar-ı hissiyatı vicdan, makes-i efkârı dimağdır. Beyinden ve fikirden gelen düşünceler de kalbi etkiler. Güzel hislerle beslenen fikirler müstakim olurken, güzel hislerle beslenmeyen fikirler ise isabetten uzak olur. Kalpten çıkan sözler kalbe tesir ederken sadece dilden çıkan söz ise ancak kulağa kadar gider. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA
“Bir adam peygamberimize (sav) gelerek “Yâ Resulallah! Cennetlik ve cehennemlik olanlar belli midir?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) “Evet!” diye cevap verdi. Adam, “O zaman amel işlemenin ne önemi var?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Herkes kendisi için yaratılan şey için çalışır. Kim niçin yaratılmış ise o iş ona kolaylaştırılır. Bu nedenle sizler amel işlemeye bakın” buyurdular. (Buhari, Kader, 2; Tevhid, 54; Müslim, Kader, 9; Ebu Davud, Sünnet, 17)
Hadisin Açıklaması:
Peygamberimiz (sav) bu hadisinde insanların fıtratlarına ve kabiliyetlerine dikkatimizi çekmiş, herkes fıtratına göre ve Allah’ın kendisine verdiği kabiliyetine uygun ameller işleyeceği ve kabiliyetine uygun işlerin kendisine kolay geleceğini belirtmiştir ki gerçek böyledir. Zira Allah her insana ayrı kabiliyet vermiştir. Eğitimin amacı da zaten insanların kabiliyetlerini keşf ederek ona yönlendirmektir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Küllün ya’melü alâ şâkileten lek” yani “Herkes kendi kabiliyetine göre iş yapar” (İsra, 17:84) buyurur. Ayet-i kerimenin devamında “Rabbin kimin daha iyi yolda olduğunu daha iyi bilir” buyurarak kaderinin de buna göre şekillendiğine işaret etmiştir.
Yüce Allah herkese ayrı bir özellik ve güzellik vermiştir. Hiçbir insan suretçe diğerine benzemediği gibi, siretçe ve ahlak bakımından da benzemez. Hatta sesi, gözü ve parmak izlerine kadar her şeyi farklıdır. Bedence böyle olduğu gibi ruh yapısı, karakteri ve seciyesi çok farklıdır. Bu nedenle her bir insan bir kâinat gibidir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA
Bir davette Resulallah (sav) ile beraberdik. Peygamberimiz (sav) hayvanın ön budunu severdi. Bu nedenle kendisine ön budundan ikram edildi. Ondan bir parça ısırdı. Sonra şöyle buyurdu: “Ben kıyamette âdemoğlunun efendisiyim. Bunu övünmek için değil, gerçeği haber vermek için söylüyorum. Allah o gün öncekileri ve sonrakileri mahşerde toplar. Güneş onlara yaklaştırılır, gam ve kederlerinden insanların tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşır. İnsanlar “Bu halden bizi kurtaracak ve bize şefaat edecek birisini bulalım” demeye başladılar. Onlar “Âdem babamıza gidelim” derler ve ona gelerek “Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti ve seni meleklere üstün kılarak melekleri sana secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. Rabbin katındaki bu yüce mertebenden dolayı bizim için Allah’a şefaatte bulunmaz mısın?” dediler. Âdem (as) “Bu gün Rabbim çok öfkelidir. Ben de cennette Allah’ın bana yasakladığı meyveden yiyerek Rabbimi öfkelendirmiştim. Ben bunun ezikliğini yaşamaktayım; nasıl olur sizin hakkınızda şefaatçi olabilirim. Ben bu gün ancak nefsimi kurtarmaya çalışıyorum. Siz Neciyyullah olan Nuh’a gidin” diye insanları Nuh’a (as) gönderir. İnsanlar Nuh’a (as) giderler. “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah senin için ‘abden şekûrâ’ çok şükreden kul demiştir. Bizim sıkıntımızı görüyorsun. Bize şefaatte bulun” diye rica ederler. Nuh (as) “Allah bu gün çok öfkelidir. Ben bu durumda Allah’ın huzuruna çıkacak cesareti kendimde göremiyorum” der. Nihayet insanlar Musa’ya (as) ve İsa’ya (as) giderler onlar da bana gönderirler. İnsanlar bana gelir. Ben de arşın altında secdeye kapanacağım. Rabbimi tesbih ve tazimden sonra yalvaracağım. Yüce Allah bana “Yâ Muhammed! Başını kaldır ve iste! Sana istediğini verilecek. Şefaat talep et, şefaatin kabul edilecek!” denilecektir.” (Buhari, Enbiya, 5; Tevhid, 54; Tefsir-u Beni İsrail, 4; Müslim, İman, 327; Tirmizi, Kıyamet, 10)
Hadisin Açıklaması:
Şefaat, peygamberlerin ümmetleri için Allah’tan yardım istemeleri ve dua etmeleridir. Ahirette bütün peygamberlerin şefaatçi olmaları Allah’ın izni ile haktır ve gerçektir. Şefaat, günahkârların günahlarının affedilmesi ve günahı olmayanların da daha yüksek makamlara çıkmaları ve mahşerin sıkıntılarından kurtulmaları için dua etmek ve Allah’a yalvarmaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Biriniz bir işi yapmak istediği zaman farz namazların dışında nafile olarak iki rekat namaz kılsın sonra bu duayı okusun. Hz. Câbir (ra) der ki: “Peygamberimiz (sav) Bu duadan sonra yapacağı işi zikrederdi.” (Buhari, Daavât, 48; Teheccüd, 25; Tevhid, 10; Ebu Davud, Salat, 366; Tirmizi, Salat, 394; Nesai, Nikâh, 27; İbn-i Mâce, İkâmet, 188)
Hadisin Açıklaması:
İstihâre, Allah’tan “hayırlı olanı” istemektir. Evlilik gibi insan hayatının en önemli kararlarını verirken mutlaka Allah’tan hayırlı olanı istemek lazımdır. Cahiliye döneminde bir kişi yola çıkacağı zaman bu yolculuğun hayırlı olup olmayacağını anlamak ve karar vermek amacıyla Kâbe’nin yanında fal okları çekerdi. Peygamberimiz (sav) fal ve benzeri şeylere baş vurmamaları, bir şey istenecekse doğrudan her şeyin sahibi, irade eden, her şeyi bilen, takdir eden ve yaratıcısı olan Allah’tan istenmesi gerektiğini söyledi ve bunun için iki rekat namaz kılarak Allah’a dua etmesini tavsiye etti. Bir de bunun için sahabelerine dua öğretti. “Yâ Rab! Dinim, dünyam ve geleceğim için hayırlı olanı bana takdir et, şerli ve zararlı olanı benden uzaklaştır ve beni hayırlı olanla hoşnut ve mutlu et!” diye yalvarmasını söyledi. Etiketler: İstihare İstihare Duası İstihare Namazı |
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazar, 11 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA.jpg)
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Hz. Âdem (as) ve Hz. Musa (as) âlem-i ervahta karşılaştılar. Hz. Musa (as) Hz. Âdem’e (as) “Ey babacığım! Cennette işlemiş olduğun günah olmasaydı biz bu sıkıntıyı çekmeyecektik” diye şikâyette bulundu. Âdem (as) Musa’ya “Sen Allah’ın risalet vermek suretiyle insanlar arasından seçtiği ve hususi kelâmına mazhar ettiği Musa değil misin?” diye sordu. Musa (as) “Evet! Ben O’yum” diye cevap verdi. Âdem (as) “Ben yaratılmadan kırk sene önce Allah’ın benim hakkımda yazdığı bir günahtan dolayı beni ayıplaman olacak şey değil!” diye cevap verdi. Peygamberimiz (sav) devamla iki kere “Âdem (as) Musa’ya (as) üstün geldi” buyurdular. (Buhari, Enbiya, 32; Tefsir-i Taha, 228; Kader, 10; Tevhid, 37; Müslim, Kader, 13; Ebû Davud, Sünnet, 17; Tirmizi, Kader, 2; İbn-i Mâce, Mukaddime, 10)
Hadisin Açıklaması:
Yüce Allah insanı yaratmadan önce cenneti ve cehennemi, sonra dünyayı yaratmıştır. Bütün bunları yaratmasının amacı da insanı yaratıp dünyaya göndermektir. Dünyayı yaratmasının amacı da insanın ruhunun terakkisi ve kabiliyetlerinin tekâmül etmesidir. Allah insanın dünyada eğitim ve tahsil görerek cennete tekâmül etmiş şekilde girmesini murat etmiştir. Bunun için de dünyayı yaratmıştır. Etiketler: Kader Hz. Musa Hz. Adem Cennet Cehennem |
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 09 Aralık 2011 |
|
M. Ali KAYA
Hz. Ali (ra) zamanında devletin “Hazine” ve “Merkez Bankası” durumundaki “Beytü’-l Mâl” Kûfe’ye taşınmıştı. Bu nedenle diğer vilayetlerden toplanan “Harac, Cizye ve Ganimetler” Kûfe’de toplanmaya başladı.
Beytü’l-Mâl özel bir devlet memuru tarafından idare edilirdi. Hz. Ali (ra) Kûfe’de bu göreve Musa b. Tarif’i, Basra’da ise Ziyad b. Ebî Süfyan’ı getirdi. Diğer vilayetlerde zekat toplama Memurları valilerce atanmaktaydı. Bu yüksek rütbeli hazinedarların Vezzan, Nekkâd, Muhâsip ve Kâtip unvanları altında görev yapan bazı memurları vardı. Ayrıca malları hazineden alarak dağıtımını yapan hem kadın ve hem de erkek görevliler vardı ki bunlara “Ârif” ve “Ârife” adı verilirdi.
Âni harcamalar için her vilayet hazinesinde bir miktar yedek para bulunurdu. Cemel olayı için ayrılan yedek para miktarı 6.000.000 dirhemdi. Hz. Ali (ra) savaş sonrası bu parayı her askere 500 dirhem olmak üzere 12.000 kişilik ordusuna dağıtmıştı. Hz. Ali (ra) döneminde bu yedek para miktarı artış kaydederek 8.000.000 dirheme kadar çıkmıştır. Çünkü Hz. Ali (ra) Ziyad b. Ebi Süfyan’a “İsraftan sakın, yarını da düşünerek zimmetindeki malın bir kısmını ânî ihtiyaçların için sakla!” talimatını vermişti. Etiketler: Hazine Beytul-mal Harac Cizye Ganimetler Hz. Ali Dönemi Hz. Ali Dönemi İktisadi Yapı Zekat Zekat Memurları |
|
Devamını oku...
|
|
|