| AHLAK YERİNE ETİK |
|
|
|
| Çarşamba, 23 Ocak 2008 | |
|
Etik yunanca “ethos” sözcüğünden türemiştir. Etik, insan ilişkilerinde doğru ve Etik kurallar toplumu istenen hedefe yöneltmek için filozoflarca oluşturulmuştur. Filozoflar etik kuralların oluşumunu “Gelenek öncesi dönem” “Geleneksel Dönem” “İlkelere dayalı dönem” olmak üzere üç evreye ayırmışlardır. Etik davranışlarının temelleri de insanların ortak kazanımları olan kültür, bireyin düşüncesini etkileyen değerler, toplumdaki hak ve ödevleri belirleyen normlardır.
Bu değerlerden yola çıkarak yönetimde adalet ve kanun karşısında eşitlik, hayatta doğruluk, hükümde tarafsızlık, görevde sorumluluk, insan haklarına saygı gibi kurallar ortaya çıkmıştır. Bunların fert ve toplum bazında tesisi için de insan sevgisini esas alan “Hümanizm” bireylerin gruplara ve belli amaçlar için oluşturulan örgütlere “bağlılık” ve bu normların devamını sağlamak için de “Hukukun üstünlüğü” prensiplerini ortaya çıkarmışlardır. Yine bireyler arasında bağlılığı güçlendirmeyi amaçlayan “Sevgi” ve farklı grup ve oluşumlar arasında sağlanmak istenen “Hoşgörü” prensipleri de etik kurallar olarak benimsenmiştir.
Son zamanlarda bilhassa ülkemizde dinden hazzetmeyen ve dinin gereksizliğine inanan çevreler tarafından dinden yoksun“Akıl ve Fenni İlmin” öncülüğünde oluşturulan ve bütün etik kuralların temel felsefesi sayılan “Lâiklik” prensibi gelmektedir. Bu çevreye göre dinin yerini lâiklik, ahlakın yerini de etik almalıdır. Modern çağın dini, Lâiklik, ahlakî kuralları da “Etik”tir. Bu çevreye göre lâiklik, yetkilerin gökten ve Allah’tan değil, inanmayan halktan ve kendileri gibi düşünen çevrelerden alırlar. Lâiklere göre din ve inanç sadece vicdanlarda kalması gereken ve asla ifade edilemeyecek olan bir halk düşüncesidir. Bunun için kamusal alana girmemelidir. Kamusal alanı ve bu alandaki kuralları ancak lâikler belirleyebilir. Anayasal düzen lâikliği korumak içindir. Lâik bir düzende herkes vicdanen bir dine inanabilir; ama bunu ifade edemez. Ederse o zaman çatışma çıkar asayiş ve toplumun düzeni bozulur. İnsanların özgürlükleri zedelenir. O zaman da hürriyet anlamsız olur. Çünkü hürriyet lâikler içindir. Din de bir kültür olarak kabul edilebilir ve bütün dinler bu noktada eşittir. Öyle hak din, bâtıl din diye bir şey olmaz. Din dindir ve hepsi birdir. İnsan inanmakla mutlu oluyorsa inanır; ama dinin kuralları artık bu çağda uygulanamaz. Herhangi bir dinde ısrarcı olmak ve kopmayacak şekilde bağlanmak dogma bir davranıştır ve etik değildir. Dinin değişmeyen davranışlarını uygulamaya kalkmak da böyledir. Dogmatikler kendi kavram ve inançlarını değiştirmeyen ve yeni fikirlere açık olamayan kimselerdir. Bu konuda tartışma da kabul etmezler. Bu da etik olmayan bağnazca ve yobazca bir davranıştır. Etik değer olarak demokrasi lâik bir yaşam tarzını oluşturan bir yönetim biçimidir. Bu da ancak lâik bir eğitim süreci içerisinde öğretilebilir ve yaşam biçimine dönüştürülebilir. Bunun için lâik eğitim demokrasinin ön koşuludur. Etik olarak yobazlık ve bağnazlık inanç ve düşünceleri konusunda tartışmaya yer vermemek, tek doğrunun kendi doğrusu olduğuna inanmaktır. Bunlar kendileri gibi düşünmeyenlere en ağır bir şekilde saldırırlar, hoşgörüsüz ve sevgisiz davranırlar. Bilhassa yöneticilerin ve iş görenlerin bağnaz tutumları gelişme ve yenilenmenin en büyük engelidir. Sonuç olarak: Etik açıdan lâiklik modern inançsızlık olarak dogmatik ve bağnaz bir anlayışla kendisini egemen kılmaya çalışmaktadır. Bu durumun etik ve ahlaki açıdan değerlendirmesini yapmak da okurlarımız ile hukukçularımız ve üniversitelerimizin değerli ilim adamlarına bırakıyoruz. |
| < Önceki |
|---|