| AŞIRILIK |
|
|
|
| Çarşamba, 28 Mayıs 2008 | |
|
M. Ali KAYA
![]() Aşırılık her zaman aksi tesirini gösterir. İfrat tefiriti netice verir. Aynı kural her yerde geçerlidir. Aşırı hürmet aşırı saygısızlığı netice verir. Cahile gösterilen aşırı hürmet ve saygı da zamanla enaniyetini ve gururunu artırır. Sevgi ve hürmet iki kısımdır. Birincisi mânay-ı harfî dediğimiz nefsanî olmayan Allah namına ve peygamber hesabına olan sevgi ve hürmettir. Bu cihetten sevmek ve hürmet etmek allah’ın emri ve peygamberin sünnetine olan sevgidir ve insana fayda verir, muhatabın da enaniyetini artırmaz. Yüce Allah’ın emrine uymak olur. Bunun aşırısı zarar vermez, başkaarının düşmanlığına da sebep olmaz. İkincisi manay-ı ismi dediğimiz nefis hesabına olan sevgi ve hürmettir. Yani bizzat ona saygı ve hürmet gösterir. Hürmeti şahsına ve sevgisi zatınadır. Allah’ı düşünmeden, peygamberi hatırına getirmeden bizzat onlardaki menfaatini ve onların faziletini dikkate alarak sevgi ve hürmet gösterir. Bu sevgi Allah rızasına götürmez. Aşırısı da sevilenin ve hürmet edilenin enaniyetini artırır ve başkalarının düşmanlığını da çeker. Hz. İsa (as) gibi ulu’l-azm bir peygamber ve Hz. Ali (ra) gibi “Şah-ı Velâyet” olan bir zat hakkında Allah namına ve hesabına olmayan aşırı sevgi fayda vermeyerek sevenleri dalaletten kurtarmadığı açıktır. Bu durumda bizim günahkâr ve hatalı insanlara günahsız ve hatasız gibi davranarak aşırı derecede hürmet ve saygı göstermemiz elbette onların enaniyet ve gururlarını aşırı derecede artıracak, bizleri de büyük sıkıntılara sokacaktır. Muhabbetin Allah namına olanı haklı oldukları zaman hak namına destek olmak ve hak ve hakikat hesabına sevmek, haksız duruma düştükleri zaman ise onları Allah için ikaz etmek ve hakikat canibine sevk etmek şeklinde olmalıdır. O zaman bu sevgi hak ve hakikat hesabına ve Allah namına olur. Sevdiğimiz insanların haksızlıklarına göz yummak ve Allah korusun haksızlıklarını müdafaa etmek bizi de sevdiğimiz insanları da büyük bir sıkıntıya ve felakete sürükler. Bu ve benzeri sebeplerden dolayıdır ki peygamberimiz (asv) “İşlerin hayırlısı aşırılıktan uzak, orta yolda ve istikamet üzere olanıdır” buyurmuşlardır. Bir hadis-i şeriflerinde de “Sevdiğini aşırı sevme bir gün düşmanın olabilir, düşmanlıkta da aşırı davranma bir gün dostun olabilir” buyurarak daima ihtiyat üzere bulunmamızı ve uyanık olmamızı ferman buyurmuşlardır. Aşırılık her zaman zararlı tesirini gösterir. İstikamet her zaman faydalı ve doğru olanıdır. Ahlakta bile aklın, öfkenin ve şehvetin vasatı olan hikmet, şecaat ve iffet istikamet ve adaletin kaynağıdır. Bunların dışına aşan ve taşan her durum felaketle sonuçlanır. Bütün sapıklıklar aklın ifratı olan cerbezenin ve aklı kullanmamanın sonucu olan aptallık ve ahmaklığın sonucudur. Bütün kavgalar ve savaşlar öfkenin aşırısı olan tehevvür ile korkaklığın sonucudur. Aynı şekilde ahlaksızlıkların ve haksızlıkların tümü de nefsine hâkim olmamanın ve hakkını meşru bir şekilde müdafaa edememenin neticesidir. Bediüzzaman’ın “İşaratu’l-İ’caz” isimli eserinde izah ettiği gibi ifrat ve tefrit, yani aşırılık ve isteksizlik Allah’ın yarattığı hakikati ve gerçeği kabul etmemektir. Bunun için delillere karşı ve gerçeğe karşı bir isyandır. Allah’ın yarattığı şeyi kabule etmeyen insan gerçekte Allah’a isyan etmiş olur. Bu da kişinin Cenab-ı Hakla yapmış olduğu ahdi bozmak anlamına gelir. Bu da aklın ve kalbin hastalığından ortaya çıkar. Sonuç olarak “İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir. Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta müreccahtır. İhsan-ı İlâhî ile tavsifte kanaat etmek farzdır. Bir şeyin şerefi neslinde değildir, zatındadır. Bir şeyin aslını gösteren semeresidir.” (Muhakemât, 21) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|