Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ahlak arrow Gerçekler ve Ölçüler-2
Advertisement
Gerçekler ve Ölçüler-2 PDF Yazdır E-posta
Cuma, 21 Ocak 2011
M. Ali KAYA
İDARECİLİK
Sahabeler peygamberimizden (sav) aldıkları derse binaen demişlerdir ki: “Bir beldede Müslümanlar işlerine ve başlarına işi en iyi bileni getirmezler ve seçmezlerse Allah’a ve Resulüne ihanet etmiş olurlar.” İnsanı psikolojik, ekonomik ve sosyolojik yönden kazanmadan onu etkili ve verimli bir şekilde çalıştırmak mümkün olmaz. İnsanlar severek ve isteyerek çalıştıkları zaman kendi sahalarında başarılı olurlar.

**
Millet başına işe ehil olanı değil de ağzı laf yapanı getirirse aldanır; ama aldandığını kendisinin soyup soğana çevirerek cebindeki meteliğini de aldıktan sonra anlar. Ama iş işten geçer ve son pişmanlık fayda vermez. Sonra da “Elim kırılsaydı da…” diye pişmanlık ifadelerini kullanır. Böyle bir iki defa aldanan ve pişmanlığını izhar edenlerin sözlerine ve düşüncelerine itibar edilir mi? Ahmaklar ve aptallar eder. Akıllı adam pişman olacağı şeyi yapmayandır. Bu durumlar olmazsa akıllı ile aptal nasıl bilinir?
 

Toplumda akıllılar az aptallar çoktur. Bu nedenle çoğunluğa itibar edilmez. İtibar akıllıların ve ulemanın çoğunluğunadır. Bunları kim bilir? Akıllılar ve âlimler bilir. Ama bir insanın toplum tarafından akıllı ve âlim olarak kabul görmesi onlarca seneyi bulur. Bu nedenle toplumun lafa bakarak akıllı ve âlim dedikleri yüzünden gerçek âlimler ve akıllılar ölümlerinden sonra itibar sahibi olurlar ve toplum ölen ulemanın eserlerine ve yazdıklarına bakarak tecrübe sahibi olur ve çocuklarına onları öğreterek gelişme kaydederler. 
**

İSTİŞARE
İstişare maruf olanı uygulamak ve bunun için iş bölümü yaparak bulundukları anormal şartlarda en güzel ve münasip şekilde Allah’ın emrini ve resulünün sünnetini takip etmek için yapılır. Uygulama yapmamak veya farz ve sünnet olan emirlerin uygulanmayacağını tespit etmek için istişare yapılmaz. Böyle bir istişare baştan geçersizdir.

Karar almak için karar alınmaz. Kararlar uygulamak için alınır. İstişarenin amacı uygulamayı sağlamaktır. Kim, nasıl, nerede, ne şekilde ve ne zaman ne yapacağına karar vermek içindir. Usul ve uygulama belirlenir, esasa dokunulmaz.

İstişare ile karar alındıktan sonra o kararları kim uygulatacaktır?
İstişarede alınan kararların takibini kim yapacaktır?
İstişareyi kim toplayacak ve alınan kararları dosyalayacak ve üyelere duyuracak ve yürütmeyi kim sağlayıp koordine edecektir?

Kararlara uymayanlar ve verilen vazifeyi yerine getirmeyenlere ne gibi yaptırımlar uygulanacaktır ve bunu kim nasıl uygulayacaktır?

Bu nedenler İstişare heyeti bir yönetim, denetim ve disiplin kurulu oluşturmak zorundadır. Bunlar da kendi aralarından bir başkan ve sekreter seçerek bu işi kurumsallaştırmak durumundadırlar. Yoksa istişarenin bir anlamı kalmaz ve herkes kendi başına bir buyruk olur ve “Şahs-ı Mânevi” “Cemaat” ve “Sinerji” oluşmaz.

**
MEHDİ VE RİSALE-İ NUR
Ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulur. Biri bütün dinlere karşı çıkan ve “din afyondur” diyen Komünizm, diğeri ise “Şeriat-ı Muhammediyenin ebedî ahkamını reddeden ve bu zamanda uygulanmaz” diyen ve kaldırmaya çalışan “Süfyanizm” cereyanıdır. Birincisi kâfirane ve açıktan inkar tarzında gider. İkincisi ise âlem-i İslam içinde münâfıkâne ve “dinde reform”söylemleri altında dinarâne ama münâfıkâne ve hâinâne hareket eder ve bu nedenle “dinde hassas ama muhâkeme-i akliyede noksan” bir kısım zahiri hocalar ve ulemanın desteği ile hâkimiyetini kurar, siyasi ve münâfıkana olduğu için hile ve yalanlar ile bir kısım hocaları ve dindarları aldatır ve daima aldatmakla iş görür.

Bu nedenle İslam muhakkikleri peygamberimizin (sav) hadislerine ve uyarılarına istinaden demişlerdir ki “Âdem (as) zamanından kıyamete kadar deccaldan daha büyük fitne yoktur.” İslam deccalı olan Süfyan ise münâfıkâne hareket ettiği için büyük deccaldan daha tehlikeli ve eşeddir. Birincisi fani dünyamızı mahveder, ikincisi ise ahretimizin mahvına çalışır. Yanında aldatıcı pek çok hile ve desise ile beraber cerbeze bulunduğundan onu ikaz etmek için yanına gidenler dahi aldanarak onunla beraber olurlar.

İslam adına ve Kur’ân namına her iki deccal ile ve bilhassa İslam deccalın hilelerine ve aldatmalarına karşı mücadele eden Bediüzzaman Said Nursi (ra) ve Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur bu zamanın mehdisi ve ahir zamanın da en son ve en büyük müceddidi ve mehdisidir. Bundan sonra ne deccal ve ne de mehdi gelmeyecektir. Bu nedenle bilhassa bu zamanda peygamberimizin (sav) “Zamanın imamını tanımayan cahiliye ölümü ile ölür” hadisinin gereği olarak Bediüzzaman’ı tanımayan ve Risale-i Nuru okumayanın durumu tehlikelidir. Allah korusun Süfyan’a aldanarak imandan mahrum olma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Zamanın imamını tanımak onun mesajını tanımak ve öğrenmek demektir. Yoksa sadece şahsını tanımak ve eserlerini uzaktan görmek peygamberimizin şahsını tanıyan ve Kur’âna uzaktan bakan Mekke müşrikleri ile Medine münafıklarının tanıması gibi faydasız olur.

Herkes biliyor ki Deccal ve Süfyan’ı tanıtan ve onunla mücadele eden Bediüzzaman ve Risale-i Nurdur. Diğer bütün cemaat ve tarikatlar ve dini liderler sadece beklenti içindedirler ve kimi deccalı ve süfyanı inkâr ederken kimisi de yaptıkları yanlış yorumlarla insanların Risale-i Nur gibi mükemmel bir Kur’an tefsirinden istifadesine engel oluyorlar. Bu ise gerçekten büyük bir gaflettir. 
  
**
BEDİÜZZAMAN DİYOR Kİ:
“TC Risale-i Nurları resmen kabul edecek ve diyanet eliyle resmen neşrederek dünyaya ilan edip bu eserler ile iftihar edecektir.”

**
“Allah’ın izniyle bir gün gelecek Ankara İslam dünyasının baş şehri ve nurlu şehir olacaktır.”

**
“Bu millet kurtuluşu için her yolu deneyecek; ama kurtulamayacak, son olarak Risale-i Nurlara dönecek ve onun dersini dinlemek zorunda kalacaktır; ancak bu durumda her türlü sıkıntıdan kendisini kurtaracak ve hem İslam dünyasına hem batıya önder ve lider olacaktır.”

**
Sonuç:
Bedüzzaman’ın meâlen ve yorumlayarak verdiğimiz bu ifadelerine “bunları nereden çıkardın?” diye karşı çıkan dostlarımız ve inkâr ederek burun kıvıran muhaliflerimiz de bir müddet sonra “Doğrudur… Bediüzzaman gerçekten doğru söylemiş!” demek zorunda kalacaklardır. “Zaman her şeyi halleder…” Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Zaman bir müfessirdir; kaydını izhar ederse itiraz olunmaz.” 


Etiketler:  İdarecilik İstişare Mehdi Risale-i Nur Deccal Süfyan Ankara Bediüzzaman
 
< Önceki   Sonraki >
BEDIüZZAMAN
İDARECILIK
DECCAL
RISALE-I NUR
MEHDI
ANKARA
SüFYAN
İSTIşARE