Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
İhlas ve Samimiyet İmtihanı PDF Yazdır E-posta
Cuma, 09 Nisan 2010
M. Ali KAYA
Allah’ın emri ile peygamgamberimizin (sav) izin verdikleri müstesna bütün sahabelerin Tebük Seferine katılmaları gerekiyordu. Ama ne var ki samimi mü’minlerden Kâ’b b. Mâlik (ra) Hilâl b. Ümeyye (ra) ve Mürâre b. Rebî’ (ra) işleri ve ihmalleri sebebiyle Medine’de kalmışlar ve meşru bir sebepleri olmadığı halde sefere katılamamışlardı. Kâb b. Mâlir (ra) Hazrecin ileri gelenlerinde olup Akabe biatında bulunmuştu ve peygamberimizin takdir ettiği şair sahabelerden birisiydi. Kahramanlık duygularını tahrik eden hamasi şiirleriyle meşhurdu.  Tebük Seferi hariç bütün savaşlara katılmıştı. Uhut savaşında on bir yerinden yaralanmış ve peygamberimizi korumak için çevresinde savaşmıştı.  Mürâre b. Rebî (ra) ve Hilâl b. Ümeyye (ra) da Bedir’de bulunan sahabelerdendi. Ka’b b. Mâlik (ra) seferden geri kalmasını şöyle anlatır: “Resulullah (sav) bu seferi meyvelerin oldunlaştığı ve sıcaklardan dolayı ağaçların gölgesinde serinlemenin bir ihtiyaç olduğu zamanda yapmıştı. Resulullah (sav) ile beraber bütün sahabeler sefere hazırlandılar. Ben de onlarla beraber sefere çıkmak için sabah evden çıkar bahçelerime gider ve hiçbir şey yapmadan döner gelirdim. İşlerimin yoğunluğu sebebiyle nasıl olsa daha zamanım var dyerek kendimi işe kaptırdım. Peygamberin (sav) sefere çıktığını duydum; ama şu işlerimi de yapayım sonra kısa süre içinde atıma atlar geriden onlara yetişirim diye düşündüm. Ama buna bir türlü muvaffak olamadım.”  Diğer sahabelerin durumu da böyle olmuştu. Kötü bir niyetle değil, sırf ihmal yüzünden orduya katılamamışlardı.

Peygamberimiz (sav) Mescid-i Nebevide savaşa katılmayanları kabul ediyor, mazeretlerini dinliyor ve onlara müsaade ediyordu. Bu üç sahabe tek tek gelerek peygamberimizden af dilediler. Kâ’b b. Mâlik (ra) bu durumu şöyle anlatır: “Resulullah (sav) herhangi bir seferden döndüğü zaman önce mescide gelir ve iki rekât namaz kılar ondan sonra Müslümanlarla oturur ve evine giderdi. Taif Seferinden döndükten sonra da âdeti üzere Mescide geldi, namazını kıldı ve oturdu. Bu arada sefere iştirak etmeynler gelerek tek tek peygamberimizden özür beyanında bulundular ve mazeretlerini dile getirdiler. Bu şekilde gelenlerin sayısı seksen kadardı. Peygamberimiz (sav) onların mazertlerini dinliyor, bahanelerini ve özürlerini yerinde görüyor ve onlar için Allah’tan af dileyerek işin iç yüzünü Allah’a havale ediyordu.

Sonra ben peygamberimizin (sav) huzuruna çıktım. Resulullah’a selam verdim. Resulullah (sav) selamımı zoraki ve acı bir tebessümle aldı. Sonra bana ‘Gel bakalım! Sen Akabe’de biat etmiş ve Bedirde bulunmuş değil miydin? Seni bu seferden alıkoyan sebep nedir?’ buyurdular. Ben yanına kadar gittim ve önünde oturdum. Dedim “Yâ Resulallah! Vallahi ben size her hâl-ü karda yardım etmeye söz verdim. Vallahi sizin dışınızda herhangi birinin karşısında oturmuş olsaydım alelade bir bahane ile onun öfkesinden kendimi kurtrmayı başarırdım. Benim bu konudaki konuşma yeteneğimi siz daha iyi biliyorsunuz. Ben size yalan söylesem siz de beni mazur görürsünüz. Ancak Allah size doğrusunu bildirir ve siz bana yine kızarsınız. Doğrusunu söylesem yine siz bana kızacaksınız. Ama ben Allah'ın affını dileyerek hiçbir mazeretimin olmadığını söylüyorum. Hiçbir zaman da bu günkü kadar sefere çıkma konsunda varlıklı olmamıştım” dedi.

Peygamberimiz (sav) “İşte, doğruyu söyledin. Şimdi kalk git; Allah'ın senin hakkında hükmünü verene kadar bekle!” buyurdu. Diğeri iki sahabe de peygamberimize gelerek hiçbir mazeretleri olmadıkları halde sırf ihmalkârlıkları sebebiyle sefere katılamadıklarını ifade ettiler. Peygamberimiz (sav) onarla da aynen “Allah'ın hakkınızdaki hükmü verene kadar beklemelerini” söyledi.

Görüşme Yasağı:
Peygamberimiz (sav) Allah'ın haklarındaki hükmü kendisine bildirmesine kadar diğer mü’minlerin onlarla görüşmelerini yasakladı. Bu yasak üzerine herkes onlardan kaçıyordu. Kimse selam dahi vermiyorlar ve selamlarını almıyorladı. Artık yeryüzü onlara dar gelmeye ve ruhları ve kalpleri sıkılmaya başladı.

Bu durumu Ka’b b. Mâlik (ra) şöyle anlatır: “Peygamberin (sav) bu yasağı üzerine insanlar bizden kaçmaya başladı. Bu yüzden dünya beni sıkmaya ve yaşamak bana ağır gelmeye başladı. İki arkadaşım kaderlerine razı olarak evlerinden dışarı çıkmıyor ve günlerini ağlayarak geçiriyorlardı. Ben ise onların en genci ve güşlüsü olduğum için dışarı çıkıyor ve mescide gelerek mü’minlerle beraber namaz kılıyordum. Sokaklarda dolaşıyordum. Kimse benimle konuşmuyordu. Peygamberimiz (sav) namazdan sonra sahabeleri ile dohbete başlayınca kendisine selam veriyordum ve selamımı alıp almadığını anlamak için dudaklarına bakıyordum. Sonra yakınında namaz kılmaya çalışıyor namazda gözucuyla peygamberimizi izliyordum ve bana bakıp bakmadığını gözlüyordum. Ben namaza durduğum zaman Resulullah bana bakıyor, kendisine döndüğüm zaman ise yüzünü benden çeviriyordu.”  

Sahabeler Resulullah’a son derece bağlıydılar. Bir gün Ka’b b. Mâlik (ra) sevdiği akrabası, amcasının oğlu Katâde’nin (ra) yanına gider. Selam verir. Katade (ra) selamını almaz. Hz. Ka’b b. Mâlik (ra) “Allah için söyle! Allah ve Resulünü ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?” diye sorar. Katâde (ra) cevap verme. İkinci ve üçüncü defa sorar yine cevap vermez. Bir daha sorunca “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diye cevap verir ve döner gider. Çok sevdiği amcasının oğlu Katâde’den bu cevabı alan Kâb b. Mâlik (ra) gözyaşlarını tutamaz ve ağlayarak oradan uzaklaşır.

Kâb. B. Mâlik’in bu derece dışlandığı bir ortamda Gassan Hükümdarı Cebele b. Eyhem’den bir Ka’ba hitaben bir mektup gelir. Mektupta “Haber aldığıma göre efendin sana eza ve cefa ediyormuş. Allah seni hakaret görmek ve hakkını zayi etmek için yaratmamıştır. Orada durma gel! Biz sana şanına layık bir surette hürmet ve ihsanda bulunuruz!” diyordu. Ka’b bu mektubu okuyunca “Bu da ayrı bir imtihan!” diyerek mektubu yırttı ve çöpe attı.

Konuşma yasağı kırkıncı günü doldurmuştu ki bu defa peygamberimiz (sav) onlara şu talimatı gönderdi. “Bundan sonra hanımlarına da yaklaşmayacaksınız” denildi. Bunun üzerine Hz. Ka’b b. Mâlik hanımına “Bu konuda Allah'ın emri gelene kadar git babanın evinde kal!” diye hanımını gönderdi.

Hilal b. Ümeyye’nin hanımı eşinin yaşlı ve bakıma muhtaç olmasından dolayı peygamberimizin (sav) huzuruna çıktı ve “Yâ Resulallah! Hilâl kendisini idare edemeyecek kadar yaşlıdır. Hizmetçisi de yoktur. Acaba benim kendisine hizmet etmeme müsaade eder misiniz?” dedi. Peygamberimiz (sav) de “Kendisine yaklaşmamak şartı ile hizmet edebilirsin” buyurdular. Hanımı “Ya Resulallah! Onun ne bana ne başkasına doğru kımıldayacak hali kalmamıştır. Üzüntüsünden gece gündüz ağlamaktadır. Korkuyorum gözlerinden olacak!” dedi ve yanından ayrıldı.  

Beklenen Hükmün Gelmesi:
Ellinci günü nihayet bu üç sahabe hakkındaki hükmünü yüce Allah inzal buyurdu. Peygamberimiz (sav) onlara haber gönderdi ve Allah'ın tövbelerini kabul ettiğini ve kendilerini affettiğini beyan etti. Kendilerini mescide çağırdı. Zübeyir b. Avvam (ra) koşarak Ka’b b. Mâlik’in evine gitti. Müjdeyi verince sevincinden secdeye kapandı. Sevincinden üzerindeki kürkünü çıkararak Zübeyir’e (ra) giydirdi ve hediye etti.  

Sonra bu müjdeyi bizzat peygamberimizden (sav) duymak için mescide gitmek üzere yola çıktı. Yolda kendisini gören sahabeler “Müjdeler olsun sana! Allah tövbeni kabul etti” diyorlardı.

Ka’b b. Mâlik (ra) mescide vardı. Selam verip Resulullah’ın önünde diz çökerek oturdu. Peygamberimizin yüzü sevinçten gülüyordu. Ka’bın selamını tatlı bir tebessümle aldı. Sonra “Müjde sana ey Kâ’b! Bu gün annenin karnından doğduğun günlerin en hayırlısı olan bir gündesin ve sen insanların en mesudusun” buyurdular. Ka’b: “Yâ Resulallah! Bu müjde senden midir, yoksa Allah’tan mıdır?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) “Benden değil, doğrudan Allah’tandır!” buyurdular ve nazil olan ayeti okudular: “Geride kalan üç kişiye gelince: Onlar son derece bunalmışlar ve yeryüzü bütün genişliğiyle beraber kendilerine dar gelmeye başlamıştı. Vicdanları da kendilerini o derece sıktı ki son derece bunaldılar. Bununla beraber onlar Allah’a sığınmaktan başka çare bulamadılar. Allah’a samimi bir şekilde tövbe ettiler; Allah da onların tövbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tövbeleri çokça kabul edendir.”

Bunun üzerine Ka’b b. Mâlik (ra) “Ya Resulallah! Mâdem tövbem kabul edildi. Ben de beni bu seferden alıkoyan malımı Allah yolunda tasadduk etmek istiyorum” dedi. Peygamber efendimiz (sav) “Malının bir kısmını kendine alıkoy. Başkalarına muhtaç olacak kadar verme. Fazlasını tasadduk et. Bu senin için daha hayırlı olur” buyurdular.

Etiketler:  Samimiyet İmtihanı İhlas Kab b. Malik Taif Seferi Tövbe Tevbe Af
 
< Önceki   Sonraki >