Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ahlak arrow KALBEN BUĞZETMEK NE ANLAMA GELİR
Advertisement
KALBEN BUĞZETMEK NE ANLAMA GELİR PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 16 Mart 2009
Yazı Index
KALBEN BUĞZETMEK NE ANLAMA GELİR
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Buğz, birisi ve ya bir şey hakkında gizli olarak kalben nefret etmek ve gizli düşmanlık etmek anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerimde “Bağdâ” şeklinde geçer ve “buğzları dillerinden taşmakta” (Âl-i İmran, 3:118) “Bizimle olan ahit ve misaklarını unutanların kalplerine kıyamete kadar buğz ve düşmanlık bıraktık” (Mâide, 5:14, 64) “Şeytan içki ve kumarla aranızda kin ve düşmanlık sokar” (Mâide, 5:91) “Allah’a inanmayan ve putlara tapanlarla mü’minlerin arasında Allah’a inanana kadar buğz ve düşmanlık vardır” (Mümtahine, 60:4) ifadeleri ile geçmektedir.

Buğz, Müslümanlar ve insanlar arasında kötü huylardan sayılmakla beraber, imansızlığa, kötülüklere ve bunların sebepleri olan nefs-i emarenin kötü arzularına, şeytana ve insanı kötülüğe iten içki, kumar, tembellik ve atalete karşı buğz etmek ve bu kötü vasıflara düşman olmak ve onları düşman bilmek güzel huy olarak kabul edilmiştir. İnsanlara karşı buğz etmek, insanları kalben sevmemek ve onlara düşman olmak, düşmanlık hisleri taşımak sevgi ve muhabbet hislerini zayıflatır, aralarında soğukluğa ve iletişimin kopmasına sebep olur. Gerçekte ise insanlar arasında sevgi ve bağlılığı devam ettirmek, insanlığın gereği olan ünsiyeti devam ettirmek gerekir.
 

İslam’da kin ve nefret, düşmanlık ve adavet şahsa değil vasfadır. “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” ibadettir. Allah’ın kullarına şefkat ve merhametle muamele etmek esastır. Mü’min ve muvahhit olan iyi insanlara sevgi ve muhabbet zaten Allah hesabınadır ve ibadettir. Günahkâr ve inkârcılara karşı da acımak ve imanlarına, salahlarına dua etmek ve kurtuluşu için yardımcı olmak, şefkat ve merhametle muamele etmek esastır ve imanın gereğidir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Birbirinize kin ve düşmanlık doğuracak davranışlarda bulunmayın. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize darılıp sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun!” (Buhari, Edeb, 57-58; Müslim, Birr, 24-28; Ebu Davud, Edeb, 47) buyururken sadece Müslümanları kast etmemiş ve “Ey Allah’ın kulları!” hitabı ile tüm insanları kastetmiştir.

Peygamberimiz (sav) “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek imanın gereğidir ve alametlerindendir” (Buhari, İman, 1; Ebu Davud, Sünnet, 2) buyururken “Allah için” demesinin hikmeti “Allah’ın istediği şekilde” demektir. Yoksa Allah’ın istemediği düşmanlığı Allah için göstermek elbette Allah için olmaz ve Allah’ı memnun ve razı etmez.

Müslüman insanlar arasında kin ve nefret tohumları ekmez. Bu sebeple asla insanlara düşman olmaz ve hiçbir insana karşı düşmanca davranmaz. İnsan hürmete, şefkate ve saygıya değer muhterem ve en mükemmel varlık olarak yaratılmıştır. Toplumda saygı ve sevgi esastır. “Allah için sevmek” tüm insanlığı ve insanları sevmektir. “Allah için buğzetmek” ise insanların arasını açan, insanları düşmanlığa, kin ve nefrete sürükleyen kötülüklere ve kötü vasıflara ve bunları insanlar arasında yaymaya çalışan şeytana ve şeytanlaşmış insanlara karşıdır ki bunlar sadece inananların değil, tüm insanlığın ortak düşmanlarıdırlar.

Müslüman Allah rızasını aramalı ve daima ölçülü olmalıdır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Sevdiğini ölçülü sev, bir gün aranız açılabilir; buğz ettiğine de aşırıya gitme ki, bir gün dost olabilirsin” (Tirmizi, Birr, 60) buyururken ideal olan sevgiyi esas alanları değil, toplumda mevcut olan düşmanlığın ortadan kalkması için bir yol ve yöntem, ölçü ve metot göstermiştir. 

Kötülüğü Önlemenin Yolu:        
Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin. Buna gücü yetmezse dilinizle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse kalben buğzedin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78; Tirmizi, Fiten, 11; Nesai, İman, 17; İbn-i Mace, Fiten, 20) İslam bilginleri hadisini izahını yaparken peygamberimizin toplumun her sınıfına hitap ettiğini dikkatlerimize sunarlar. Hadisi de buna göre izah ederler. Bu durumda “elle düzeltmek devletin, askerin ve polisin vazifesidir. Dille düzeltmek eğitimle, öğretmen ve din adamlarının grevidir. Kalben buğz etmek de halkın vazifesidir” demişlerdir. 

Buğz etmek kötülüğü işleyenlere düşmanca davranmak ve kalben o insandan nefret etmek anlamına gelebildiği için genellikle düşmanca davranmak olarak yorumlanmaktadır. Bu ise sevgiyi esas alan dinimizin diğer prensipleri ile çelişir gözükmektedir. Kavga eden gençlerin bir kısmı peygamberimizin “elle kötülüğü önleyiniz” hadisini uyguladıklarını söylerken, bir kısım akrabalar arasında düşmanlığın da kalben buğz etmek için olduğunu söylemektedirler. Hâlbuki işin doğrusu böyle değildir.

Dinimizde kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek ve böylece kötülüğe engel olmak esastır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Mü’minler ancak kardeştirler; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin. (Hucurat, 49:10) Kötülüğü iyiliğin en güzeli ile karşılık vererek defedin. Böylece bakarsınız ki aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluverir. (Fussilet, 41:34) Zaten takva sahibi mü’minler de bollukta ve darlıkta bağışta bulunanlar, öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlerdir” (Âl-i İmran, 3:134) burmaktadır.

Bu ayetler ışığında baktığımız zaman kötülüğü önleme ve iyilik yapma ile kalben buğz etmenin arasını te’lif etmek gereği ortaya çıkmaktadır. Bu gerçeği ortaya koymak için Bediüzzaman’a müracaat etmemiz gerekir. Bediüzzaman Said Nursi bu konuda “Uhuvvet Risalesi”ni telif etmiştir. Bediüzzaman bize birkaç temel ölçü vermektedir:

Birincisi: İnsanın kendi fikri ve düşüncesi ölçü olamaz. Başkasının fikri, düşüncesi ve davranışını kendi ölçüleri ile yoruma tabi tuttuğu zaman yanılması kaçınılmazdır.

İkincisi: Her doğruyu her yerde söylemek, her hakkı her yerde konuşmak doğru değildir. Toplumda farklı anlayışlar ve sebebini bilemeyeceğimiz davranışlar vardır. Bu durumda bir yerde doğru olan ve bireye bakan yönü ile verilen hüküm bir başka durumda yanlış olabilir. Temel sebebe inmeden verilen her hüküm insanı yanıltabilir.

Üçüncüsü: Düşmanlık duygusu fıtratta vardır ve veriliş amacı mü’mine adavet etmek değildir. Her şeyden önce nefsimize, şeytana, küfre ve zulme düşman olmak içindir. Muhabbet sıfatı sevilmeye layık bir duygu olduğu gibi, düşmanlık duygusu da kendisinden nefret edilmesi gereken bir haslettir. Öyle ise düşmanlık sıfatına düşman olmak gerekir. Bize hasım olan ve bizimle uğraşanlara düşmanca davranmak yanlıştır. Bu yangına körükle gitmek demektir. Bu durumda ise düşmanlık daha da artacaktır. Mü’min kerim olmak ve daima ikram etmekle mükelleftir. Çünkü insanlar ikram ile birbirlerine yaklaşırlar. Fena bir adama iyisin, iyisin desen iyi olur. İyi adama fenasın fenasın dersen fena olur. Öyle ise Kur’an-ı Kerimde yüce Allah’ın “İyi insanlar boş sözler ve çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler” (Furkan, 25:72) sözüne kulak vermelidir. Yine mü’min kendisine zarar verenlere ve kötülüğü dokunanlara iyilikle karşılık vermeyi ve affetmeyi Allah istemektedir. “Eğer siz kendinize kötü davrananları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, Allah da sizleri bağışlar. Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir” (Teğabün, 64:14) buyurur. (Mektubat, 2001, s. 255-256)

İslam, insanlar arasında sevgi ve muhabbeti esas alır. Mü’min kalbi her türlü düşmanlık, kin, haset ve fesattan arınmış bir kalptir. İslam selamet, emniyet, güven, esenlik ve barış anlamındadır. İslam dinin gereğini yapan insanın da öyle olması gerekir. Mü’minin de görevi barış, esenlik ve sevgi tesis etmektir. . Her şey Allah’ın sanatı ve eseri olduğundan Allah için sevilmelidir.

Peygamberimize (sav) “İslam’da hangi amel daha hayırlıdır?” diye sorulunca “Senin başkalarına yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermendir” (Ebu Davud, Edeb, 142) buyurmuşlardır.

Sevgi ve muhabbet kâinatın mayesi ve varlık sebebidir. Ancak her şey ölçülü olmalıdır. Ölçüsüz her şey zararlıdır. Güzellik ölçüdedir. “Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek” de ölçülü ve hak edene olunca güzeldir. Her şey Allah’ın sanatı ve eseri olduğundan Allah için sevilmelidir. Allah için buğz ise Allah’ın ayet-i kübrası ve en mükemmel sanatı olduğu için insana yönelik olmaz. İnsanın kötü olan sıfatlarına ve kötü duygularınadır. Bunun için mü’min kötü ahlak sahibine acır ve onun ıslahına çalışır. Dolayısıyla buğz ve düşmanlık, küfür, şirk ve onlardan kaynaklanan ahlaksız vasıflaradır.

Yüce Allah insanı kerim olarak yaratmıştır. (İsra, 17:70) Bunun için peygamberimiz (sav) bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkmış, sebebini soranlara da “O bir insandır” (Nesai, Cenâiz, 46) buyurmuşlardır. Peygamberimizin insana olan sevgisi ve saygısı bu derece yücedir.

Peygamberimizden (sav) dersini alan Bediüzzaman bunun için “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” demektedir. Mevlana ve Yunus Emre gibi İslam’dan dersini alan büyüklerin “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmelerinin” ve insan sevgisinin sebebi de budur.

Hoşgörünün Sınırı ve Ölçüsü:
Hoşgörünün sınırını da iyi belirlemek gerekir. İnsana hoşgörü ile, küfre, harama, düşmanlığa ve tahribata karşı hoşgörü karıştırılmamalıdır. Küfrü, tahribatı kendisine sıfat edinmiş ve onunla anılır hale gelmiş olanlara da hoşgörü ile yaklaşılamaz. Bunun için Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi küfrü ile iftihar edenlere karşı hoşgörülü yaklaşım sıfatları olan küfrü ve zulmü hoş görmek anlamına gelir.

Ebu Cehil cehalet ve kabalığın babası anlamındadır. Hayatını İslamiyet ve peygamberimizin (sav) düşmanı olarak geçirmiştir. “Bu ümmetin Firavunu olduğu” peygamberimizin (sav) dili ile sabittir. Hal böyle iken peygamberimiz (sav) Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan ve İslama büyük hizmetlerde bulunan oğlu İkrime’nin yanında aleyhine konuşulmasına İkrime rencide olmasın diye müsaade etmemiştir. “Babalarını kınamak ve haklarında lüzumsuz söz söylemek suretiyle çocuklarını rencide etmeyiniz” (Hakîm, Müstedrek, 3:241; Kenzu’l-Ummal, 13:540–541) buyurmuşlardır. Ancak bu durum Ebu Cehile sevgi göstermek anlamına gelmez. Burada Müslüman olan İkrime’nin (ra) hatırı söz konusudur. 


 
< Önceki   Sonraki >