|
Sayfa 1 Toplam: 2
İnsanlık 20. yüzyıla iki büyük savaşı yaşayarak geldi. Sonra komünizmin inançsızlık ve istibdadını yaşadı. Anarşi ve terör ile tanıştı. Komünizm tehlikesi yerini “terör mücadelesine” bıraktı. En büyük tehlike terör olarak kabul edilmekte. Bu süreçte “Dinsel terör” tabiri ile de son zamanlarda tanıştı.
Teknolojik gelişmelerle dünyayı hem küçülttü hem de daha cazip hale getirdi. Adeta küçük bir cennet gibi güzelleştirdi ve insanın rahatına hizmet edecek duruma soktu. Ancak bu insana güç ve kuvvet verme yerine insanın zafını ve aczini daha da artırdı. Teknoloji insana hizmet etmekten çok insanı tehdit eder hale geldi. Ölüm korkusu insanı daha çok sardı. Hâlbuki insan dünyanın cazip hale gelmesi ile ömrünü uzatarak daha rahat ve huzurlu bir hayatı istemektedir. Bu durum da dünyanın daha çok aldatıcı olduğunu ve medeniyet fantaziyelerinin daha da uyutucu olduğunu göstermektedir.
İnsanlık gerçek saadeti ve huzuru aramaktadır. Bunun da ruhsal, bedensel, sosyolojik, siyasi, çevresel ve teknolojik boyutları var. Bütün bunları beraber düşünüp değerlendirmeden gerçek barışı ve huzuru elde etmesi imkânsız görünmektedir.
Bin senedir İslam dünyasında huzur ve rahat içinde insanlığı yaşatan Kur’anın hükümlerinden insanlık habersiz kalamaz. İnsanın arzuladığı ve onun için çalıştığı ebedi saadeti Kur’anın iman ile vermektedir. Fenlerle uyanmış olan beşer bütün bütün aklını kaybetmeze elbette Kur’anın verdiği bu saadeti elde etmeye çalışacaklardır.
Batı medeniyeti ile Kur’an medeniyeti karşılaştırıldığı zaman Kur’an medeniyetinin üstünlüğü görülecektir. Batı medeniyeti menfaati, nefsin arzularının tatminini esas alırken, Kur’an menfaati değil, Allah için ve fazilet için amel etmeyi esas alır. Ruhun duygularının tekâmülünü sağlar. Menfaat çatışmasını önler. Batı medeniyeti kuvvete dayanır, “kuvvetli olan haklıdır” der. Kur’an ise “haklı olan güçlüdür” der. Batı, hayatı bir mücadele görür. Kur’an ise yardımlaşmayı esas alır. Bunun için gelecekte hak din fenlerle uyanmış ve hayatın değerini anlamış insanların nazarında gereken değerini bulacaktır.
Hak din insanı Allah’a ve ahirete inanmaya, Allah’tan başkasına ibadet etmemeye, nefsin arzularına esir olmayıp ruhun yüce duygularını terbiye ederek geliştirmeye ve tevazu, sevgi, merhamet, saygı ve büyüklere itaate çağırır. Bu değerlere fertlerin ve toplumların ne derece ihtiyacı olduğu açıktır.
Toplum düzeninin sağlanması, anarşi ve terörün önlenmesi için insanlık şefkat, merhamet, itaat, saygı, sevgi ve haramı helali bilerek gereğini yapmalıdır. Bunları ancak inanç ve din ile sağlayabilir. Din eğitimi olmadan bunu başarması imkânsızdır.
Geçmişte dünyada hissiyat hâkim idi, günümüzde ise fikirler hükmetmektedir. Akıl, ilim, fen ve hakkın hâkim olacağı bir dünyanın inşasına çalışılmaktadır. Elbette bu çağda akla, ilme ve geçeğe dayanan hak din hükmedecektir.
Yaratılışta ve gerçekte hayır asıl ve esas, şer ise geçicidir. Hayır külli, şer ise cüz’îdir. Kanunlardan oluşan fenni ilimler varlıktaki mükemmel düzenin delilidir. Yaratılıştan amaçlanan şey, hayır ve güzelliktir. Şerrin galibiyeti geçicidir.
Varlık içinde en değerli olan insandır. Kabiliyetleri ve bundan kaynaklanan sanatı buna şahittir. İnsanların da en şereflileri gerçekten Kur’ana uyan Müslümanlardır. Bu durum da göz ardı edilemez. Sahabeler ve İslam tarihi buna şahittir.
Din, 20. asrın sonunda yükselen bir değerdir. Çünkü inançsız ilim de medeniyette insana huzur ve saadet getirmemiştir. Problemleri çözmek bir tarafa, çoğaltmıştır. Din ise, insanlığın manevi cephesini tamamen aydınlattığı için ona huzur vermektedir. Onun için bugün de din ön plana çıkmıştır.
Bilgi çağında gerçek ruhi ve metafizik bilgileri içeren, insanın ruhunu, geçmişini ve geleceğini aydınlatan dinin önemi daha da ön plana çıkmıştır. Bugün ülkemizde “laik - antilaik” gerilimi, “rejime yönelik irtica tehlikesi” “demokrasi kültürünün üretilmemiş olması”, hep din alanındaki ciddi boşluktan kaynaklanmaktadır. Çünkü Türkiye maalesef “dindar aydını” yetiştirememiştir. Dindar insanları da, potansiyel mürteci, rejime karşı düşman olarak görmüştür.
Eğitimin evrensel/beynelmilel prensiplerini ve amaçlarını gerçekleştirmesi doğru bir din anlayışına bağlıdır. Çünkü
—İnsanın kendini tanıması ve anlaması,
—Doğru düşünmesi,
—Bilinçli davranış geliştirmesi,
—Yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmesi,
—Üretkenliğin artırılması,
—İnsanın sosyalleşmesi,
—Geçmişin bilgi ve kültürünü ileriye aktarması gibi, eğitimin hedefi ve amacı olan kavramlar hep din sayesinde olabilir.
İnsan daima kendisini yenilemek ve inşa etmek, dolayısıyla terakki etmek durumunda olan bir varlıktır. Bu ise, hür irade ve aklı gerektirir. Kendi varlığının farkında olmayan, hür iradesini kullanamayan ve hayatın anlamını bilmeyen, dolayısıyla doğru düşünemeyen insanların, kendilerini yetiştirip geliştirmesi mümkün değildir.
|