Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow ALLAHIN KADERİ VE YOKTAN YARATMASI
Advertisement
ALLAHIN KADERİ VE YOKTAN YARATMASI PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 14 Haziran 2008

M. Ali KAYA

Yüce Allah eşyayı ve varlığı yoktan yaratmıştır. Allah'ın hazinesi yokluktur ve kelamıdır. Nitekim Yüce Allah buyurur: “Allah her şeyin yaratıcısıdır ve o her şeyin vekilidir.” (Zümer, 39:62) “Allah bir şeyin olmasını murad ederse ona ‘Ol’ der o da oluverir.” (Yasin, 36:82)


Kur’ân-ı Kerim “Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan ve yaratılışta dilediği şekilde çokça yapan Allah’a hamdolsun” (Fatır, 35:1) buyurarak, göklerin ve yerin, hatta meleklerin bir zamanlar olmadığını, yoktan yaratıldıklarını, yaratılış amaçlarının da “Allah’a hamd” olduğunu veciz bir şekilde ifade eder. Allah’a hamd ise Allah’ı var ve bir olarak tanımak, ona iman edip itaat etmek ve yalnız Allah’a minnettar olmak anlamlarını içeren bir terimdir.
 

Allah zatı ile kaim ezeli sıfatları ile vardı. Sonsuz hazinelere sahipti. Hazineleri esma ve sıfatı idi. Diledi ki tanınsın ve bilinsin mahlûkatı yarattı. “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim mahlukatı yarattım” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2:121) kutsi hadisi bunu ifade etmektedir.


Yüce Allah'ın iki tarzda yaratması vardır: Birincisi “ibdâ”, ikincisi ise “inşâ” tarzındadır.


İbda ve ihtira: Yoktan ve hiçten icat edip vücut vermek, yokluktan varlık âlemine çıkarmaktır. Varı yok etmek ve yoğu var etmek Allah'ın en kolay, en basit ve devamlı kanunu ve fiilidir. Kâinatı yoktan yarattığı gibi, her baharda üç yüz binden ziyade mahlûkatın şekillerini, sıfatlarını ve zerrelerinden başka her şeylerini yoktan yarattığı gibi her yüz senede de bütün varlığı yoluğa gönderir ve yenileri ile dünyayı doldurur.


İnşâ ve sanat: yüce Allah kemâl-i hikmetini ve çok esmâsının cilvelerini göstermek gibi pek çok hikmetler için kâinatın unsurlarından ve zerrelerinden bir kısım mevcudatını kader kalıbı üzerine inşa eder. Her emrine tabi olan zerratı ve maddeleri rezzakıyet kanunun ile onlara gönderir ve onlarda çalıştırır. Böylece yeni varlıkları vücut sahasına çıkarır. (Lem’alar, 2005, s. 451–452)


Yüce Allah'ın yaratması, rızık verme, hidayet verme ve şifa verme, suret ve şekil verme gibi fiilî sıfatlarındandır. Yaratılış yüce Allah'ın “İlim, İrade ve Kudret” sıfatının tecellisi iledir. Allah'ın ezelî ilminde her şeyin sureti, formu ve özelliği vardır. Allah'ın her şeyi ezelde bilmesi bizim irademize uygundur. Çünkü bilmek “malumu bilmek” demektir. Malum ise irademizle şekillenir. Dolayısıyla yüce Allah “Sebep ile sonucu” beraber bilir. Çünkü, Allah'ın bilgisi ezelidir. Ezel ise Allah’a göre zaman silsilesinin bir ucu değil, geçmişi ve geleceği bir anda gören manzara-i aladır. Geçmiş ve gelecek her an yüce Allah'ın nazar-ı şuhudundadır. Hiçbir şey ondan gizli değildir. Bunun için “Allah her şeyi bilir.” (Ahzab, 33:40)


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Yaratan bilmez mi? O Allah latîftir, ilmi, iradesi ve kudreti her yere nüfûz eder; Habîridir, her şeyden haberi vardır” (Mülk, 67:14) buyurarak yaratıcı olduğu için her şeyi bildiğini, bilmeden yaratmanın imkansız olduğunu bildirmektedir. Yüce Allah ilm-i ezelisi ile bildiğini “Levh-i Mahfûz”da kayıt altında da almıştır. Nitekim buyurur: “Yerde ve göklerde Rabbinden zerre kadar bir şey gizli kalamaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü her ne varsa bütün bunlar Levh-i Mahfûzda yazılıdır.” (Yunus, 10:61) Peygamberimiz (sav) de bu ayeti izah sadedinde “Allah ilk olarak kalemi yarattı ve ona kıyamete kadar olmuş ve olacak her şeyi yazmasını emretti. O da yazdı” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 1:236) buyurur. Nitekim “Nûn, ve’l-Kalemi ve ma Yesturun / Nûna ve satırları yazan kaleme yemin olsun ki” (Kalem, 68:1) ayeti buna delâlet eder. Yüce Allah Levh-i Mahfuza “Olsun” şeklinde yazmış değildir; “Olacak” diye yazmıştır. Olsun şeklinde yazmış olsaydı bu bir emir olurdu, o anda yaratılırdı ve bu durumda irade ve ihtiyarı selbederdi. Yüce Allah bu hususu “onların işledikleri her şey küçük ve büyük bir kitapta, levh-i mahfuzda yazılıdır” (Kamer, 54:52–53) ayeti ile ifade etmiştir.


Bütün bu delillerden dolayıdır ki İmam-ı Âzam (ra) “El-Vasıyye” isimli risalesinde “Biz bütün hayırların ve kötülüklerin Allah tarafından takdir edildiğine inanırız” der. Yüce Allah ilm-i ezelisinde miktarları ve vasıfları muayyen olan şeyi ve eşyayı gaybi olan ilim dairesinden ve gayb âleminden bir anda “âlem-i şuhuda” ve vücut âlemine çıkarır. Her şeyin hakikati, mahiyeti ve hüviyet-i misaliyesi ilm-i ezelide bakidir. Sonra tekrar ölüm ile âlem-i gayba gönderir. Bunun için varı yok etmek ve yoğu var etmek Allah'ın işidir ve devamlı en kolay, en basit kanunudur. Bize göre imkânsız olan şey Allah’a göre en kolaydır.


Bediüzzaman’ın keşfi ve izahı ile “Eşya zeval ve ademe gitmiyor; belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor, âlem-i şahadetten âlem-i gaybe gidiyor, âlem-i tagayyür ve fenâdan âlem-i nura, bekâya müteveccih oluyor.” (Mektubat, 2004, s. 484)


Mümkünatta Allah'ın dilemesi, kaderi, kazası, bilgisi, yazgısı olmaksızın hiçbir şey var olmaz. Yüce Allah bütün bunları kulun iradesi ve istemesine göre yazmıştır. Hayır, şer, tatlı ve acı kuldan sudur eden ne varsa bütün bunlar Allah'ın iradesi, dilemesi, ilmi ve kudreti ile vücuda gelir. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz.


İman ve küfür vasıf olarak Allah tarafından yaratılmıştır. Ancak bu vasıf kulun iradesi ve tercihi ile kazanımı sonucu hükme dönüşür. Yani kul kesbi ile iman ve küfür vasfını kazanarak “mü’min” ve “kâfir” hükmünü irtikâp etmiş olur. Bunun için iman ve küfür kulun kendi kazanımıdır. Kul kendi iradesi ile küfrü irtikâp etmekle Rabbini öfkelendirmiş ve ahirette azabı hak etmiş olur. Bunun için yüce Allah “Sana gelen her iyilik Allah’tan ve sana gelen her kötülük nefsindendir” (Nisa, 4:79) buyurmuştur.


Allah'ın irade sıfatı ve meşîeti kadere ve kudret sıfatı da kazaya taalluk eder. Bir şeyi bilmek ile onun mahiyetini bilmek ayrı şeylerdir. İlim, irade ve kudret bilinmekle beraber Allah'ın ilim, irade ve kudretinin mahiyet ve keyfiyetini bilmek ayrı şeylerdir. Bunun için bu sıfatlar bize göre “müteşâbihat” sayılır. Ancak ilim sahipleri tarafından izah edildiği zaman akıl tarafında anlaşılabilir. Bizler ruhun varlığını biliyoruz; ama ruhun mahiyetini bilemiyoruz. Bunun için yüce Allah “Ey Resulüm! Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Bu konuda size çok az bir ilim verilmiştir” (İsra, 17:85) buyurmuştur.


İnsanı yaratan Allah, insanın iradesi ile istediği amellerini de yaratmaktadır. İman ve küfür, sevap ve günah, adalet ve zulüm insanın kendi kazanımı ve iradesi ile kazanımı sonucu kendisine verilen bir hükümdür. Allah her şeyi olduğu gibi bildiği için küfür vasfını kazananı kâfir olarak, mü’min vasfını kazananı da mü’min olarak bilir. Adaletle hükmedeni âdil, zulmedeni de zâlim olarak bilir. “Şüphesiz Allah zerre kadar zulmetmez; lâkin insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 10:44)


İnsanlar iradeleri ile istidat ve kabiliyetlerini ya iyiye veya kötüye yönlendirirler. İstidat ve kabiliyetleri yaratan ve kullarına veren Allah’tır, onu iyiye ve kötüye, hayra ve şerre yönlendiren ise insan iradesidir. Bunun için peygamberimiz (sav) “Siz çalışın. Allah sizin niyetlerinize ve amellerinize bakar. Herkes ne için yaratılmış ile ona meyyaldir ve onu yapar” (Buhari, Kader, 7:210) buyurmuşlardır.


Evet, “Herkes kendi kabiliyetine göre hareket eder. Rabbin ise kimin nasıl hareket edeceğini en iyi bilendir.” (İsra, 17:84)
 


Etiketler:  Allahın kaderi Allah her şeyin yaratıcısıdır İbda ve ihtira İnşa ve Sanat İlim İrade
 
< Önceki   Sonraki >
İLIM
İRADE