Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Bid'at Nedir, Ne Değildir?
Advertisement
Bid'at Nedir, Ne Değildir? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 06 Mart 2009
Yazı Index
Bid'at Nedir, Ne Değildir?
Sayfa 2


Daha sonra sünnetin çeşitli mertebelerini sayar. Sünnetin bir kısmının Vâcip olduğunu, bunun asla terk edilemeyeceğini ifade eder. Bunların muhkemât olduğunu ve asla değiştirilemeyeceğini belirtir. (Lem’alar, 105) Bunlar ibadetlerin vaciplerini oluşturduğu bir gerçektir. Kurban kesmek vaciptir ve asla terk edilemez. Peygamberimizin uygulamaları dışında kurban ve diğer ibadetler yorumlanamaz ve bunun yerine bir başka şekil konulamaz. Yani hiç kimse “Kurbandan maksat et yemektir. Ben beş kilo et alır ve fakirlere veririm. Veya parasını dağıtırım” diyemez.

Sünnetin diğer kısmı ise Nevâfil nevindendir. Bu da iki kısımdır. Birincisi ibadete tabi olan ve ibadetlerin sünnetlerini oluşturan kısmıdır. Bediüzzaman’a göre “bunların tağyiri bid’attır.” (Age, 105) İbadet ile ilgili olan sünnetin yerine konulan ve sünneti ortadan kaldıran tüm adetler bid’at sayılır. Sünnetin yapılmasına imkân tanıyan ve kolaylaştıran teknolojik aletler ve imkânlar sünneti ortadan kaldırmadığı için bid’a kavramına girmez.
Sünnetin adab kısmına uyan ise peygamberimizin nurundan feyiz alır ve âdetini ibadete çevirir. “Onlara muhalefete bid’a denilmez” (Age, 105) diyor Bediüzzaman. Yalnız o feyizden ve o sevaptan istifade edemez. 

Sünnetin içinde en önemlisi ise “Şeâir-i İslamiye” denilen, İman ve Müslümanlık alameti olan adetler vardır ki bunları değiştirmek tamamen bid’at kavramına dâhildir. (Age, 105) Ezanı ibadet diliyle değil de ibadet olmaktan çıkaran tercüme dili ile okumak, “Selamün Aleyküm” şeklindeki selamı, Kur’anî ve İslami olmaktan çıkaran, onun yerine konulmak istenen “Günaydın” “Tünaydın” gibi tabirler tamamen bid’at kavramına dâhildir. Burada Selamı ibadet ve sünnet şeklinden çıkaran bir durum söz konusudur. Namazda sarık sarmak bu nevi bir Şeâir-i İslamiye olduğu için bunun yerine konmaya çalışılan ve secdeye mani olan şapka da bid’a kavramına dâhildir.

Bediüzzaman Fatiha Suresinde geçen ve daima Allah’tan istediğimiz “İstikametli yolun” “Enbiya, Sıddıkîn, Sühedâ, Evliyâ ve Sâlihîn”inin yolu olduğunu belirtir. Kurtuluşun ancak bu yola girmekle olduğunu ifade eden Bediüzzaman hangi maslahat için olursa olsun bu yoldan ayrılmayı netice veren bu yolun köşe taşları hükmünde olan “Şeair-i İslamiye”yi değiştirmeye çalışmanın tamamen bid’at olduğunu söyler. “Her bid’at dalalettir” hadisini bu hususu kesinlikle kastettiğini ifade eder. (Mektubat, 2001, s. 384–385)

Bu bağlamda Bediüzzaman “Medar-ı şeref tanıdığı bütün ecdadını ve medar-ı şeref tanıdığı bütün geçmişlerini ve ruhen nokta-i istinat telakki ettiği selef-i salihinin cadde-i nuraniyelerini terk etmeyi” bid’a olarak değerlendirir. (Mektubat, 402) Yine Bediüzzaman ehl-i bid’a olarak “Şeair-i İslamiye”yi tahrip etmeye ve değiştirmeye çalışanları kasteder. Onlara fetva veren âlimleri de “Ulema-i su” olarak vasıflandırır. (Mektubat, 420)

Tahribatçı ehl-i bid’ayı iki kısma ayıran Bediüzzaman bunlardan birincisinin “din namına ve İslamiyet’e sadakat namına dini milliyetle aşılayıp kuvvetlendirmek için” yeni icatlar peşinde koşanlar, diğerinin ise millet namına “Milleti İslamiyet’le aşılıyoruz” diye yeni icatlar peşinde koşanlar olarak değerlendirir. (Mektubat, 424)

Bediüzzaman ayrıca bu zamanın yeni icatları olan “dans, tiyatro gibi adetleri lehviyat ve kebairleri” bid’a olarak vasıflandırır. (Şualar, 2005, s. 913)  Böyle “Bid’aların yaygın olduğu zamanda Sünnet-i Seniyeye ve hakikat-i Kur’aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehit sevabını kazanabilir” hadisini de nakleder. (Lem’alar, 229; Cem’u’l-Fevaid, 1:29; Münziri, Terğib ve Terhib, 1:41) 

Bu bağlamda, Rasûlullah'a salât-ü selam getirmek Allah’ın emridir. Bunun için dini törenler yapmak ve mevlit okutmak, yemek yedirmek ve komşuları akrabaları bir araya getirerek sevgi ve muhabbet iklimleri oluşturmak ve bunu Allah’ı ve Resulullah’ı (sav) anarak yapmak Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışmak sayılır, bid’at sayılmaz. Bunu bid’at olarak görüp engel olmak aslında Allah’ın emri ve Resulullah’ın sünnetini yerine getirmeyi ve Müslümanlar arasında sevgi ve muhabbet oluşturmayı engellemek anlamına gelir.

Ölüleri hayırla anmak ve onlara dua etmek sünnette vardır. Bunu ölüler için mevlit okutup, kırkıncı, elli ikinci geceleri tertip etmek ve bunu peygamberimizin emri doğrultusunda Kur’an okuyarak ve dua ederek yapmak ne güzel bir adettir. Böylece İslam ikliminin yaygınlaşması ve ibadet için Müslümanların bir araya gelmesi sağlanmış olur.

Allah için sadaka vermek, zekât ve fitre dağıtmak Allah'ın emri gereğidir. Ölünün ibadet borcunun affını Allah’tan umarak, orucun fidyesine kıyasen devir yapmak dinin bir emrini, peygamberin bir sünnetini ortadan kaldırmıyor, bilakis hayata tatbikini sağlıyor. Buna bid’at diye engel olmak yanlıştır. Müslümanlar bu vesile ile bir araya gelerek Kur’an okumakta ve peygambere salât-u selam getirmekte ve Allah’a dua etmektedirler. Buna bid’at diyerek engel olmaya çalışmak doğru değildir. Bilakis bu gibi adetleri çoğaltarak Kur’anın okunması, peygamberin anılması ve dua edilmesi için imkânlar sağlanması gerekir.

Ne gariptir ki camilerde müezzinin kametten önce cemaatten yeni gelenlerin sünnetlerini kılmalarına imkân sağlayan ve biraz sonra farzın başlayacağını bildiren üç ihlâs-ı şerifi açıktan okuyarak fatiha ile bitirmesine bidat diye karşı çıkılmaktadır. Peygamberimizin (sav) sık sık okunmasını tavsiye ettiği, Kur’anın Tevhit hakikatini içine alan ve bunun için Kur’anın üçte birine denk olan bir zikri ifa eden bu okumanın ne derece müminlere faydalı olduğu açıktır. Karşı çıkanların ‘Kur’anı dinlemek gerekir, cemaatin bir kısmı namaz kılıyor’ diyebilirler. Hâlbuki bu husus Farzın ve Sünnetin kifaye kısmındandır. Bir kısım Müslümanlar dinlemiş olsalar diğerleri ibadetle meşgul olduğu için dinlemeyebilirler. Ama hiç kimse dinlemezse herkes günahkâr olur. Camide ise elbette dinleyen büyük bir cemaat vardır ve namaz kılan sonradan gelen birkaç kişidir. İhlâs-ı Şeriflerin okunması onların da sevabı çok olan ilk tekbire imam ile yetişmelerini sağlaması açısından da önemlidir.

Sonuç olarak bid’at genellikle inanç ve itikada yönelik yeni fikirlerdir. Kur’an-ı Kerimin inançla ilgili hükümlerine ve peygamberimizin sahabelere öğrettiği inanç ve düşüncelerine, selef-i salihinin beyan ettiği inanç sistemine aykırı görüş ve düşüncelere bid’at denir. Bu düşünce sistemindeki fırkalara da “Ehl-i Bid’a ve Dalalet” denilmektedir.

Ayrıca bid’at Kur’an-ı Kerimin nazil olup bitmesi ve İslam dininin tamamlanmasından sonra bunu yeterli görmeyerek yeni hükümler ile dine bir şeyler ilave etmek, bir şeyler çıkarmak ve dini değiştirmek demektir. Allah’ın emir ve yasaklarını beğenmeyerek yeni adetler ile Allah’ın hükmünü kaldırmaya çalışmak, peygamberimizin sünnetini beğenmeyerek sünnetin yerine yeni adetler koyarak değiştirmek bid’attır. Bu da dinin inanç ve ibadet ile ilgili hususlarını kapsar. İnançta bozuk itikatlar ve düşünceler, ibadette ise bu nevi yeni adetler bid’at sayılır.

Allah’ın emirlerini yapmayı kolaylaştıran, peygamberin sünnetini güçlendiren ve dinin hükümlerinin pratikte uygulanmasına yardım eden yenilikler bidat sayılmazlar. İnançlara ve ibadete etki yapmayan ve insan hayatını kolaylaştıran teknik konular dinle ilgili bid’a kavramının tamamen haricinde olan dünyevî hususlardır.


Etiketler:  Bida Bida Nedir Sünnet Şeâir İslam Din İbadet Âdet


 
< Önceki   Sonraki >
DIN
SüNNET
İSLAM
İBADET
ŞEâIR
ÂDET
BIDA