| Ahiret Gününe İman-2 |
|
|
|
| Perşembe, 28 Ekim 2010 | |
M. Ali KAYACehennem: Ahirette kâfir, müşrik ve münâfıkların ebediyen kalacakları, günahkâr mü’minlerin de günahları ölçüsünde ceza görecekleri ülkeye Cehennem adı verilir. Cehennem Kur’ân-ı Kerimin dili ile azap yurdudur. Kur’ân-ı Kerimde cehenneme çeşitli isimler verilmiştir. Bunlar, “Nâr” “Hâviye” “Saîr” “Hutame” “Lezâ” ve “Sakar” ve “Cehennem” dir. İslam bilginleri peygamberimizin (sav) hadislerine dayanarak bunların cehennemin tabakaları olduğunu ve cehennemin de böylece yedi tabaka bulunduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde cehennemin yakıtının insanlar ile taşlar olduğunu belirtmekte ve mü’minleri cehennem azabından sakındırmaktadır. Bu husus “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ile taşlar olan cehennem azabından koruyunuz” ayeti ile sabittir. Kâfirleri ise yüce Allah “Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin. Sizler ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz” buyurarak tehdit etmektedir. Bilhassa münafık olanlar mü’minlerin içinde bulundukları ve yeryüzünü fesada vererek ifsat ettikleri için cehennemin en alt tabakasında azap göreceklerini ifade eder. “Münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar ve hiçbir yardımcı da bulamazlar” ayeti ile bu hususu ifade etmektedir. Sonuç olarak, iman manevi bir cennet çekirdeğini taşıdığı gibi, küfür dahi bir nevi cehennemin tohumunu saklıyor. Cehennem de küfrün bir meyvesidir. Küfür cehenneme girmeye sebep olduğu gibi cehennemin yaratılmasının da sebeptir. Nasıl ki en basit bir makamı temsil eden basit bir idarecinin bile izzeti, gayreti ve otoritesi vardır. Bir edepsiz ona serkeşlikte bulunarak “Sen de kim oluyorsun. Beni cezalandıramazsın!” diye hakaret etse o yerde hapishane yoksa sırf onu cezalandırmak için bir hapishane yapacak ve onu içine atacaktır. Kâfirler Allah’ın izzetine ve celalini inkâr ettikleri, münafıklar da alay ettikleri için sonsuz derecede kadir, izzet ve azamet sahibi olan Allah elbette izzetine ve celaline şiddetle dokunan o edepsizler için cehennemi yaratacak ve onları oraya atacaktır. Cennet: Cennet bitki ve ağaçlarla dolu, suların aktığı, çayır ve çimenlerle, güller ve çiçeklerle dolu bahçe anlamına gelen cennet Allah’ın mükâfat yurdudur. Mü’minler burada ebedi olarak kalacaklardır. Cennette ölüm olmadığı gibi hiçbir hastalık ve insana sıkıntı veren hiçbir durum da söz konusu değildir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde cennete çeşitli isimler vermiştir. Bunlar: 1. Cennet’ün – Naîm : Nîmetler bahçesi, 2. Cennet’ül – Huld : Dâimî bahçe, 3. Cennet-i Adn : Dâimî kalınacak bahçe, 4. Cennet’ül - Me’vâ : Barınılacak bahçe, 5. Firdevs : Bahçe, 6. Dâr’ul – Huld : Dâimî kalınacak yer, 7. Dâr’ul – Mukâme : İkâmet olunacak yer, 8. Dâr’us – Selâm : Emniyet ve selâmet yeri. Kur’ân-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde cennet çok mükemmel tasvirleri yapılmıştır. Bununla inananların cennete olan iştiyaklarını artırmak ve rağbetlerini uyandırmak istenmiştir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Rabbinizin affına ve genişliği yerle gökler kadar olan ve Allah’tan korkanlar için hazırlanan cennete koşun” emredilmiştir. Muhammed Suresinde cennetin tasviri şöyle yapılır. “Allah’tan korkan muttakiler için hazırlanan cennetin durumu şöyledir: Orada tadı asla bozulmayan süt ırmakları, lezzeti çok güzel olan ve içene zevk veren içecekler ve süzme bal ırmakları vardır. Yine orada onlar için meyvelerin her çeşidi mevcuttur. Allah onların her türlü hata ve günahlarını da bağışlamıştır. Cennette bu derece zevk ve safa içinde olanlar hiç ateşten kurtulma ümidi olmayan ve içtikleri suların bağırsaklarını parçaladığı kimseler gibi olur mu?” Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “İnsan Suresinde” ve “Rahman Suresinde” cennetin tasvirini başka beyana ihtiyaç bırakmayacak güzellikte yapmıştır. Allah’ın güzel dediği şeyin güzelliği ve mükemmelliği anlatmaya imkân var mıdır? Cennetin nimetleri akıl ve hayalimizin ötesindedir. Şu kadarı vardır ki yüce Allah insana dünyada hikmeti gereği elinin yetiştiği kadar nimet verirken cennette kudreti ile hayal ettiği kadar verecektir. Biz bu konuda peygamberimizin (sav) şu Hadis-i Kutsisi ile yetinelim: “Yüce Allah buyurdu ki, Ben, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan aklına ve hayaline gelmeyen nimetler hazırladım.” Cennette Allah’ın Görülmesi: (Rü’yetullah) Cennetin en değerli nimeti ve lezzeti Allah’ın görülmesi demek anlamına gelen Rü’yetullah’tır. Dünyanın bin sene mesudane hayatı cennet hayatının bir saatine mukabil gelmediği gibi, cennetin dahi bin sene mesudane hayatı bir saat rü’yet-i cemâline mukabil gelemez. Mü’minler Cuma günleri cennette yüce Allah’ın davetine icabet ederek ziyaretine gideceklerdir. Burada yüce Allah mü’minlere büyük bir ziyafet verecek ve bütün mü’minler peygamberler ve evliyalar ile beraber bu ziyafete iştirak edecekler, yeme-içme ve manevi sohbetlerden sonra yüce Allah buyuracak “Kullarım benden isteyin ki size vereyim.” Mü’minler “Ya Rab! Senden ne isteyebiliriz ki?” derler. Yüce Allah perdeleri kaldırır ve kendi cemalini onlara seyrettirir. Bu onlara o derece kemalat ve lezzet verir ki cennetin bütün nimetlerini unuturlar. O derece feyz ve nuraniyet kesbederler ki evlerine döndükleri zaman hanımları kendilerini tanımaz ve “Size ne oldu ki bu derece kemaliniz ve cemaliniz güzelleşmiş” derler. Bu husus Kur’ân ayetleri ile de sabittir. Yüce Allah Kıyame Suresinde “O gün yüzler vardır, Rablerine bakarlar” buyurur. Yunus Suresinde de yüce Allah “İman eden ve salih amel işleyenlere güzel bir mükâfat ve daha ziyadesi de vardır” buyrulur. Müfessirler bu ayetteki ziyadeyi “Rü’yetullah” olarak tefsir etmişlerdir. Peygamberimiz (sav) bu konuda kesin olarak şöyle buyurur: “Sizler çıplak gözle ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Onu görmede ne izdiham yaşayacaksınız ve ne de haksızlığa uğramayacaksınız.” Çünkü yüce Allah mekândan münezzeh olduğu için keyfiyetsiz olarak şeş cihetten tüm mü’minlere yanlarında gözükecek ve herkes eşit şartlarda görebilecek; ama bundan istifadesi ve aldığı feyz imanı ve ameli nispetinde olacaktır. Allah’ın eserlerini dünyada görerek ustası olan ve görünmeyen yüce Allah’a gaybî olan iman cennette rü’yetullah ile gaybîlikten çıkarak “Ayne’l-Yakîn” mertebesine ulaşmış olacaktır. Sonra bu iman “Hakka’l-Yakîn” mertebesinde cennette de mü’minleri terakki ve tekâmül ettirmeye devam edecektir. Cenab-ı Hakkı görmek onu tanımanın son mertebesi değil, “Ayne’l-Yakîn” mertebesinde terakki etmenin başlangıcı olacaktır. Bunun için rü’yetullah haktır ve vaki olacaktır. Cennette de Marifetullahta terakki ve tekâmül sonsuzdur ve sonsuza kadar Allah’ı tanımaya devam edilecektir. “Ayne’l-Yakîn” mertebesinin kemâli “Hakka’l-Yakîn” mertebesinin başlangıcıdır. Allah’ın büyüklüğü ve sonsuzluğu bu terakki ve tekâmülün sonsuza kadar devamını gerekli kılar. Cennetin Nimetleri: Cennette Allah’ın nimetleri sonsuzdur. Dünya yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğu halde nimetlerinin ne derece sonsuz olduğunu yaşayarak görmekteyiz. Cennet ise yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının temessülüdür. Temessül, tecelliden ne derece yüksek ise, Cennet de dünyadan o derece yüksektir. Biz burada cennetin nimetlerini sayamayız. Ancak Kur’ân-ı Kerimde ve Hadis-i Şeriflerde geçen hususları bir parça anlamak için maddeler halinde bazı hususlara işaret ederiz. 1. Cennete en son girecek bir mü’mine dünyanın on misli büyük bir cennet verilir. Bu cennet mü’minin haremi ve özel yeridir. Ayrıca yüce Allah umumî cennetten 500 yıllık bir cenneti o mü’minin emrine tahsis eder. Burada m’minler ruh hafifliğinde ve hayal hızında bulunacaklardır. 2. Bu derece büyük ve geniş cennetin dağları, denizleri, ormanları, ülkeleri, şehirleri, kasabaları ve köyleri vardır. Buralarda saraylar, köşkler, evler bulunmakta ve altından ırmaklar akan bahçelerde mü’min istediği gibi hareket edebilecektir. 3. Yüce Allah bu cenneti dolduracak, şenlendirecek ve düzenleyecek olan melekleri, cinleri, hurileri ve gılmanları o mü’minin emrine verir. Bunlar cennetin ve mü’minin emrinde dolaşan cennet ehli hizmetkârlardır. Dünyada göremediği bu nurani ve ruhâni varlıkları mü’min cennette görebilecektir. 4. Cennetteki bu nimetlerden daha önemli olan burada ebedi olarak kalabilmektir. Çünkü nimetin zevali elemdir. Nimetin elden çıkması büyük bir azaptır. Bunun için cennette ebediyet cennetten değerlidir. Yüce Allah bu nimeti ve bununla beraber ebedi bir gençlik nimeti verecektir. 5. Her mü’min milyonlar sakini ve hizmet edeni bulunan bu cennet ülkesinin padişahı olacaktır. Gittiği yerde törenle karşılanacak ve törenle uğurlanacaktır. Yüce Allah her mü’mine padişahlık zevki ve lezzetini cennette ebedi olarak tattıracaktır. 6. Mü’minlerin eşleri de cennetin hurilerinden çok daha mükemmel olarak ebedi bir eş ve arkadaş olarak cennette kraliçe durumunda bulunacaktır. Cennette bütün güzel ahlaklar ve faziletler kâmil manada olduğu için, namus ve iffetli bir hayat da kâmil manada olacaktır. Buradan yola çıkarak hurilerin ve gılmanların durumu da anlaşılabilir. 7. Cennette her şey canlıdır. Bu husus Kur’ân-ı Kerim ile sabittir. Böyle olunca cennetin taşı da sözü anlar ve dinler. Ağaçları insanlar gibi emri anlar ve dinlerler. Bir ağaca ‘yanıma gel ve şu meyveyi bana ver’ derseniz verir. Hayvanları insanlar gibi akıllı ve şuurludur. Evleri emre itaat eder, istediği yere gider ve sahibini götürür. Canlı olduğu için devamlı değişir. Bundan dolayı asla bir defa girdiğin yere hiç girmezsin, bir yediğini bir daha yemezsin. Tadı da şekli de değişir ve insan şunu der: “Ben daha önce bunu asla görmedim, bunu daha önce asla tatmadım.” Bir defa girdiğin saraya bir daha aynı şekilde girilmez, çünkü tamamen değişmiştir. Bu durumda cennette asla usanma olmaz. 8. Cennette o kadar büyük zenginlik ve refah olacaktır ki bir kişi bütün cennet ehlini kendi hususi cennetine davet eder, ziyafet verir ve giderlerken her birisine taşıyamayacağı kadar hediyeler verir. Buna cennetin en fakiri denir. 9. Cennette kişi sevdiği ile beraberdir. Çünkü bir kişi bir anda pek çok yerlerde bulunur, bulunduğu yerlerden istifade eder, bir işi diğerine karışmaz. Meleklere ait bu özellik cennette mü’minlere verilecektir. Ruh hafifliğinde ve hayal hızında olan insan bendi ile bütün bu imkânsız gibi görünen hususları yaşayacaktır. Dünyada imkânsız olan şeyler cennetin adiyatından sayılacaktır. Dünyada televizyon aracılığı ile sureten olan bu durum, cennette bedenen ve aynen vaki olacaktır. Ancak istifade kabiliyetlere ve kişinin imanı ve ameline göre farklı olacaktır. Peygamberimizin (sav) ile bir mü’min aynı yerde bulunduğu halde istifade farklı olacaktır. Bu bilinen bir husustur. 10. Mü’minler her Cuma günü rü’yete mazhar olacaklardır. Bu Cuma namazı kılan mü’minlerdir. Kişinin Allah’a olan yakınlığına göre her gün ve her an rü’yete mazhar olanlar elbette olacaktır. Bu ayrı bir husustur. 11. Cennette yok yoktur. Yüce Allah vermek istemezse istemek duygusunu vermez. Allah vermek istediklerini ihtiyaç olarak insana verir. İnsan da Allah’tan ister. Allah da verir. Allah’ın dünyada da ahirette de âdeti budur. 12. Cennette bizim dünyada mükellef tutulduğumuz şekilde bir ibadet yoktur. Ancak Kur’ân-ı Kerim Allah’ın ezelî kelâmı olduğu için cennette okunacaktır. Hatta biz Kur’ân-ı Kerimi yüce Allah’tan bizzat dinleme şerefine de ereceğiz. Bunun dışında ibadet, Allah’ın razı olacağı amelleri işlemek anlamına gelince cennette yapılan her şey itaat ve rıza kapsamında olduğu için ibadet sayılacaktır. Bütün bunlarla beraber: “İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” Etiketler: Ahiret Cennet Cehennem Şefaat Firdevs Münafıklar Kâfirler Müminler Allahın Görülmesi Rüyetullah |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|