Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Din Araç Mıdır? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 19 Mart 2011

M. Ali KAYA
Başbakan her zamanki gibi bu defa da yine “Tüm sistemler ve yönetim şekilleri, buna din de dâhil, hepsi tek amaca hizmet ederler; o da insanın mutluluğudur” demiş. (Hürriyet, 7 Mart 2011) “Siyasal İslam” zihniyetinden ve “Milli Görüş” felsefesinden gelen bir başbakana da bu yakışırdı zaten. Her ne kadar “Milli Görüş gömleğini çıkardık” dese de söylemleri aynı felsefeyi devam ettirdiği ve aynı düşünce yapısını değiştirmediğini bu gibi söylemlerle ele vermektedir.

Din de demokrasi de tüm sistemler insan mutluluğunun aracıdır” sözü birçok bakımdan yanlış ve sakattır. Birincisi, semavî ve ilâhî bir hakikat olan dini beşerî sistemlerle ve felsefî düşüncelerle aynı tutması en büyük yanlıştır. İkincisi felsefi bir düşünce olan “her şey insanın mutluluğu içindir” sakat düşüncesine dini de alet ve araç olarak görmüş olmasıdır. Üçüncüsü, dini siyasi ve ekonomik bir sistem olarak anlayan ve yorumlayan, dinin iman, ibadet, ahlak ve hukuk gibi en önemli yönlerini dikkate almayan ve “yeryüzünde üç sistem vardır; komünizm, kapitalizm ve İslam” yanlış sloganının esas alan bir sakat zihniyetin etkisinde kalmış olmasıdır.

 
Felsefi bakımdan ele aldığımız zaman Yunan Filozofu Epikuros’a dayanan “Hayatın amacı mutlu olmaktır. Bu nedenle insanı mutlu eden her şey faydalıdır” düşüncesi akılcı filozoflar ve bilhassa Sokrates tarafından çok eleştirilmiştir. Daha sonra devam eden bu felsefî görüş “hedonizm” yani hazcılık felsefesi olarak zamanımıza kadar gelmiştir. Epikür ölüm korkusunun insanları etkilememesi için de “Ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz” gibi saçma düşünceler üretmiştir. Ancak bu düşünceye en güzel cevabı “Mutsuz bir Sokrat olmak, mutlu bir domuz olmaktan iyidir” diyen John Stuart Mill vermiştir.

Din her şeyden önce “ilâhî hakikatler mecmuasıdır.” İlâhî hakikatler ise imana ait bilgiler, Allah rızası dışında yapılmayan ibadetler ve insanın insanlığını oluşturan ahlâkî prensiplerdir. Bunlardan hangisi neyin aracı olabilir? Kâinatın yaratıcı olan Allah vardır ve birdir. Bu gerçeği kabul etmek neyin aracı olacaktır. Allah’a imandan daha değerli ne olabilir ki iman onun aracı olsun? Allah’a iman eden ona itaat edecektir. Allah’a imanın ve itaatin gereği olan ibadet Allah rızası dışında hangi amaç kastedilerek yapılacaktır. İbadetten Allah rızası dışında bir beklenti içinde olmak o ibadeti fesat eder. Bu durumda ibadet neyin aracı olacaktır? Ya insanı insan yapan ahlâkî prensipler? Doğruluk, ihlâs, sevgi, muhabbet, fazilet, kanaat, cömertlik, cesaret acaba başka bir menfaatin aracı mı olmalıdır, yoksa kazanılması gereken ahlâkî bir erdem olarak mı kalmalıdır. Dünyadaki her şey bu değerleri kazanmak ve korumak için değil midir? Peki, hukukî kaidelerden olan hak ve hürriyetler, adalet ve hakkaniyet birer amaç değil de bir başka şeyin aracı mıdır? Adalet bir şeylerin aracı mıdır, yoksa her şeyin kendisine hizmet ettiği ve kazanılması ve korunması gereken bir değer midir?

Din, yani Allah’ın emri olan imana, ibadete, ahlaka ve hukuka ait hiçbir hakikat bir başka şeyin aracı olamaz. Hatta İslam bilginleri değil dünyevî amaçlar için uhrevi saadet ve mutluluğu kazanmak için dahi dinin hiçbir değerini araç olarak görmemişler ve ibadeti dahi cehennemden korunmak ve cenneti kazanmak gibi ulvî bir gaye için dahi yapmayı gerçek ibadet olarak kabul etmemişlerdir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Konuşan Yalnız Hakikattir” diye başlayan mektubunda dinin “Rıza-i İlâhiden başka” hiçbir şeye âlet edilmeyeceğini izah etmektedir. Bediüzzaman en çok mutlu ve huzurlu olmaya layık olduğu halde sırf dine ve imana hizmet ettiği için hayatı boyunca sürgünler, hapisler, işkenceler ve zehirlenmelerle karşı karşıya kalmış, dünyası zindan olmuş ve hayatı zehire çevrilmiş ve asla rahatını düşünmemiştir. Bediüzzaman’ı tanıyanlar “din de mutluluğun aracıdır, diğer sistemler de” diyen birinin ne kadar yanlış konuştuğunu pekâlâ bilirler.

Din nefsanî hazlardan ve arzulardan vazgeçmeyi emreder. Nefsanî ve şehevanî olan ve insana mutluluk veren şeylerin bir kısmı yasaklamıştır. Dinde esas olan “züht ve takvâ”dır. Züht ve takva ise dünyevî, nefsanî şeyleri terk etmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla dinin amacı dünyevî ve uhrevî mutluluk değil, daha başka ulvî gayelerdir ki bu gayelerin başı dinî değerleri hiçbir şeye alet ve tabi kılmamaktan geçer.

Din ve akıl insana sorumluluk yüklediği ve bu sorumluluğun gereğini yapamamanın ezikliği ve yapmanın gayreti insanın rahatını ve huzurunu, mutluluğunu ve saadetini elinden alır. İnsan akıl sahibi olduğu için geçmişin olayları ve geleceğin endişeleri insanı huzursuz eder. Aklı olmayan hayvanlar ise mutludurlar. Bu durumda akıl mutluluğa engeldir ve gereksizdir denilebilir mi? Akıl dahi mutluluğun aracı olmadığına göre, din elbette mutluluğun aracıdır denemez. Dinin çok daha yüce gayelere insanı sevk ettiği ve bunlar da çok büyük gayret ve çalışma gerektirir.

Sonuç olarak din hiçbir şeyin aleti ve aracı olamaz. Dinin kendisi amaçtır. Allah’ın birliğine inanmak, inancın gereği olan ibadet, ahlak ve hukuk hiçbir dünyevî amacın aracı olamaz. Doğrudan amaçtırlar, kazanımı ve korunması gereken yüce değerlerdir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “dini dünyaya alet edenlere yazıklar olsun” buyurmuşlardır. İslam bilginleri ise “Veyl, cehennemde bir vadinin adıdır ve bu vadideki azabın dehşetinden cehennem Allah’a sığınır” demişlerdir.


Etiketler:  Din Milli Görüş Siyasal İslam Demokrasi Hukuk Ahlak İman Nefis Akıl
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
DIN
İMAN
AHLAK
AKıL
DEMOKRASI
NEFIS
SIYASAL İSLAM
MILLI GöRüş