| DİNDE LAKAYTLIIĞIN SEBEBİ |
|
|
|
| Çarşamba, 05 Mart 2008 | |
|
M. Ali KAYA
“Erkan-ı İslamiye” ve “Zaruriyat-ı Diniye” denilen Kur’an ve onun tefsiri mahiyetinde olan Hadis dinin yüzde doksanını teşkil etmektedir. Üzerinde ulemanın ihtilaf ettiği, içtihata açık ve yoruma müsait olan kısmı ise yüzde on nispetindedir. Önem ve sevap noktasında ihtilafa ve yoruma müsait olan hükümler ile zaruriyat denilen temel meseleler arasında çok büyük bir fark vardır. İçtihada ait mesele altın değerinde ise, diğeri elmas direktir. Din içtihada ait meselelerin üzerinde değil, erkan ve zaruriyat üzerinde durmaktadır. Zaruriyat ihmal edilirse din ortadan kalkar, ancak içtihada ait meselelerin ihmali ile din ihmal edilmiş olmaz. İslamiyet’in üzerinde durduğu doksan elmas sütünu on altın direğin himayesine vermek ve onlarla mezcedip tabi kılmak caiz olur mu?
Toplumu ve çoğu avam olan müslümanları ulemanın delillerinden ziyade dinin kaynağındaki kutsiyet imtisale sevk eder. Halk delile değil emir ve yasağa bakar. Emreden ve yasaklayanın Allah ve peygamber olması onu emrin ifasına götürür. Kaynağın kutsiyeti önemlidir. “Müçtehitlerin kitaplar cam gibi olup Kur’anı göstermelidir. Yoksa Kur’ana vekil ve gölge olmamalıdır.” Bir adam İmam-ı Azam’ın içtihadına baktığı zaman İmam-ı Azam ne diyor diye değil, “Allah’ın emri nedir?”, “Peygamberin sünneti nedir?” diye bakmalıdır. Çünkü İmam-ı Azam bir filozof değildir. Kendi aklının eseri olan görüşü yoktur. Kur’anı ve Sünneti çok iyi bilen bir alim olarak Allah’ın emrini ve peygamberin sünnetini öğretmektedir. Kur’anın ve sünnetin içtihada ve yoruma açık olan hükümlerini değişen şart ve zamanlarda vech-i tatbikini ve Allah’ın istediği ve razı olacağı şekilde nasıl uygulanacağını göstermektedir. Amaç Allah’ın emrini yerine getirmek ve peygamberin sünnetini uygulamaktır. Eğer zaruriyat-ı diniye doğrudan Kur’andan gösterilseydi müminler doğrudan doğruya kutsi bir kaynağa yönelir. Vicdanı ikaz eden, zihni imtisale teşvik eden kutsiyet olurdu. Böylece kalp hassaslaşır ve inancından kaynaklanan bir şevk ile dinin hükümlerini uygulamada kör ve sağır olmazdı. Dinin temel kaynaklarına inmek yerine, müçtehitlerin kitapları dinin temel kaynakları olarak ele alındığı, içtihadi meselelere çok fazla değer verildiği ve zauriyat-ı diniye ihmal edildiği için dinin emirlerine bağlılık da gevşemiştir. Bunu telafi etmenin en kısa yolunu da bize gösteren Bediüzzaman özetle şöyle der: “Halkın nazarını zaruriyat-ı diniye denilen imanî meselelere çevirmek ve bunu da doğrudan Risale-i Nur eserlerinde olduğu gibi Kur’andan istemek, teferruata ait meseleleri müçtehitlerin kitaplarına havale etmektir. Bunu da İmam-ı Azamın “Fıkh-ı Ekberi” ve İmam-ı Malik’in “Muvatta” nam eserleri gibi Kur’anı anlamaya vesile kılmaktır.” Din adamlarımız bunu başardıkları zaman Kur’an da layık olduğu yüce makama ulaşır. Sadece okunması ile sevap kazandıran bir mübarek kitap olmaktan çıkar. Müslümanlar da dinin emirlerini kutsi bir şevk ile, Allah’ın emri ve peygamberin sünneti olarak ifa ederler. Etiketler: Dinde lakaytlık Hidayet Kuran Erkan-ı İslamiye İmam-ı Azam Filozof İçtihat |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|