| Dini Anlamak ve Irkçılık |
|
|
|
| Salı, 08 Eylül 2009 | |
M. Ali KAYADin ilahî kaynaklıdır ve insanlığın ihtiyacına cevap olarak nazil olmuştur. Dinin yanlış anlaşılması dış etkenlerden kaynaklanır. Bu bencillikten kaynaklanmaktadır. Bencillik ise iki nevidir. Birincisi bireysel bencilliktir bu menfaatperestliği ve dini menfaati gereği kullanmayı netice verir. İkincisi ise toplumsal bencilliktir bu da ırkın üstünlüğünü savunmayı ve ırkçılığı netice verir. Her ikisi de dince mezmumdur. Dinin doğru anlaşılması ilimledir. İlim ise disiplinli bilgiyi ve metotlu düşünmeyi ve bilgileri yorumlamayı gerekli kılar. Bu nedenle metotsuz tartışmalar ve düşünceler fayda sağlamaz; bilgi kirliliğini netice verir. Bu noktada bazı hususları dile getirmekte yarar var. Birincisi: Irk vardır, inkâr edilemez; yanlış olan ırkçılıktır. Din vardır ve ilâhidir bu da inkâr edilemez. Yanlış olan dinciliktir; yani dini kullanmaktır. Doğrusu din adına insanlara baskı yapmak değil, dini özümsemek ve benimsemektir. Dinin amacı Allah'ın özgür olarak yarattığı bireyin Allah ve insan karşısında özgürlüğünü korumaktır. Allah insanı en mükemmel varlık olarak yaratmış ve ona özgürlüğünü vererek kendisini gerçekleştirmesini ve Allah'ın kendisine verdiği özelliklerini, kabiliyetlerini ve duygularını geliştirmektir. Bu da özgürlük içinde olur. Hâlbuki gerek iç düşman olan nefsine, gerek dış etkenler olan bireylerin, diktatörlerin ve ırkların ve de dini baskı aracı olarak kullananların esiri olanlar özgürlüklerini kaybeder ve köle olurlar. Bu durum dinin amacına zıttır. Gerçek özgürlük ise ne nefsine ne de bir başkasına kul ve köle olmamaktır. Yüce Allah bunu “Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Ondan başkasına minnet etmeyin. Yalnız ona ibadet edin, yani yalnız onu dinleyin ve itaat edin, yalnız ondan yardım isteyin” (Fatiha Suresi, 1-5) ayetleri ile ifade eder. Dini ve ırkı kullanarak insanların hürriyetlerine müdahale edenler Allah'ın “âdil olun ve haksızlık yapmayın” emrine de karşı çıkmış olurlar. İkinci husus: Müslümanların Arap ırkçısı olması ve Arapların kültürünü savunması ve İslam kültürünü Arap kültürü olarak algılamanız yanlıştır. Her şeyden önce İslam kültürü Arap kültürü değildir. Arap kültürü puta tapıcılık, arap ırkçılığı, insanları köleleştirme, kız çocuklarını öldürme, yağmacılık, anarşi gibi İslam’ın “câhiliye” diye karşı çıktığı ve Hz. Muhammed’in (sav) mücadele ettiği şeylerdir. Hz. Muhammed’in (as) getirdiği ilahi din ve Kur’ân bütün bunları kaldırmış, özgürlük, hak ve adalet, “Arabın aceme üstünlüğü olmadığı” “kölelerin de özgür bireyler olduğu” Allah'ın dini islamiyettir. Dolayısıyla İslamiyet Arap kültürü değildir. Arapları da Arap olmayanları da insan ve özgür bireyler haline getiren ilahi dindir. Tabii zamanla dini yozlaştırmaya çalışanlar olmuştur. Önce Emeviler, sonra Abbasiler, sonra dini anlamayan Hariciler, Şia gibi fırkalar ortaya çıkmıştır. Günümüzde de bir fırka olarak varlığını devam ettirmese de fikir olarak devam ettirmektedir. Dört halife ve Ehl-i Sünnet denen haklı fikir ve düşünce grubu hep bunlarla mücadele etmiştir. Sizin dinci dediğiniz zannederim bu yanlış düşüncelerden beslenen “siyasal İslam” dır. Bu noktada size katılabilirim. Üçüncüsü: Allah'ın dini islamiyettir. Bu husus açıktır. Yahudiler dini ırkçılıkla bozmuşlar bunun için Allah onların iddia ettiği Yahudiliğin kendi gönderdiği din olmadığını ve bozduklarını Kur’anda açıkça yazmaktadır. Aynı şekilde Hz. İsa’nın dinini de insanlar bozduklarını gerçek olmayan şeyleri dine kattıklarını bunun için Allah'a iftira ettiklerini açıklamaktadır. Kur’ân bunun için nazil olmuştur. Allah'ın dini Kur’andır ve onun peygamberi olan Hz. Muhammedin (as) dinidir. Hucurat Suresinde Allah “Kabile ve milletleri birbirlerini tanısınlar ve yardımcı olsunlar diye yarattığını, birbirlerine üstünlük taslasınlar diye yaratmadığını açıklar. Sonra “üstünlük adalet ve fazilettedir” der. Fazilet ise bilgi, ahlak ve erdemdir. Bilgili, ahlaklı ve adil olan üstündür. Burada açıkça ırkçılığı ret vardır. Peygamber de “Arabın aceme üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva, yani fazilettedir” buyurur. Diğer ayet ve hadisler bu temel prensibe göre yorumlanmalıdır ki doğru çıkarımlar ve sonuçlar elde edilsin. Siz bunları yok sayarak yorum yaparsanız bütün ayet ve hadisleri yanlış yorumlarsınız. Yorumun da bir metodu/metodolojisi ve mantığı vardır. Yoksa her şey birbirine karışır ve disipline olmayan bir sürü bilgi kirliliği oluşur. İşin içinden çıkılmaz. Bilimsel bilgi ölçülü ve mantıklı bilgidir. Dördüncüsü: Irkçılığa örnek olarak Yahudi ve Hırıstiyanları dost edinmeyin” ayetini delil olarak getirilmektedir. Yüce Allah'ın yasakladığı şey dostluk ve anlaşmalar değildir. Yasaklanan onların yanlış olan fikir ve düşünceleridir. Sanat, ilim ve maharet gibi, komşuluk, karşılıklı çıkar ve ticaret gibi hususlar değil, ortak amaçlarda bir araya gelmek yasaklanmamıştır. Yasaklanan onların yanlışlarıdır. Allah'a şirk koşan inançlarını, haksız ve adaletsiz ırkçılık ve baskıcı rejimleridir. Ama özgürlükler, hak ve hürriyetler noktasında birliktelik övülmüştür ve peygamberimiz de onlarla bu noktada beraber olmuş, Mukavkıs, Kostantin ve Necaşi ile dost olmuştur. Beşincisi: Kadın erkek eşitliği meselesi. Kadın erkek hak ve hürriyetlerde ve insanlıkta eşittir. Nisa suresinde “Erkek kadını korur ve korumalıdır” buyurur. Ne yani tersi mi olmalıdır? Allah kimini kiminden üstün yaratmıştır.” Buyurduğunu yazmışsınız. Doğrudur. Zalim ile adil, cahil ile bilgin, ahlaklı ile ahlaksız eşit midir? Ama herkes üstün olmaya çalışmalıdır değil mi? Bunun engeli mi var. İnsanlar okuyarak, adil olarak ve insanlara iyilik yaparak zalimlerden ve cahillerden üstün olabilir ve olmalıdır. Fazilette üstünlük buna derler. Erkek ve kadın birbirlerine ahlaklı davranarak, saygı ve sevgi ile birbirlerine yardım ederek üstün olmaya çalışmalıdır. Gelişim bunu gerektirir. Erkek kadına fazilette üstün olabileceği gibi, kadın da erkeğe üstün olamaz mı? Neden üstünlük sadece erkektedir diye yorumlanıyor ki? Diğer ayetler de bu ölçü ile yorumlanmalıdır. Altıncısı: Kur’an bir kavramlar kitabıdır. Bir anayasadır. Kavramlar doğru olarak yorumlanmalı ve anlaşılmalıdır. Anayasa esas alınmalıdır ve yasalar buna göre yapılmalıdır. Anayasa yasalarla uygulanabilir. Yasalar da tüzüklerle, tüzükler de yönetmenliklerle… Hukukun üstünlüğü, adalet ve hakkaniyet böyle sağlanır. Yasaları çıkaran üstün irade önce kavramlara açıklık getirir sonra uygulamaya yönelik açıklamaları ortaya koyar. Hukuk böyle çalışır. Hakim hiçbir zaman Anayasa’ya bakarak hüküm vermez. Türk Ceza Kanununa bakar. Ama kural şudur: “Yasalar Anayasa’ya aykırı olamaz.” Kur’an anayasadır ve Peygamberin açıklamaları yasaları oluşturur. Buna Sünnet denir. Sünnet olmadan İslamiyet olmaz. Hiç kimse Kur’andan islamiyetin uygulamasını çıkaramaz. Hadislerden çıkarır. En basitinden Anayasa der ki “Eğitim hakkı herkesi kapsar ve engellenemez.” Bu Anayasa maddesi “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile uygulamaya geçilir. Bu da ilköğretim Yönetmenliği” “Orta Öğretim Yönetmenliği” “Anadolu Lisleri Yönetmenliği” gibi yönetmenliklerle uygulanır. Allah'ın ayetleri de bu silsile ile uygulanabilir. “Biz insanları kabile ve milletlere ayırdık ki birbirleri ile tanışsınlar. Üstünlük takva iledir” (Hucurat, 49: 13) ayeti peygamberimizin “Arabın aceme üstünlüğü yoktur.” “Allah her türlü cahiliye Araplarının adetlerini kaldırmıştır” hadisleri ile anlaşılır ve uygulanır hale gelir. İbadete ait namaz, abdest, oruç, hac ve zekat gibi emirler hep peygamberimizin açıklamaları ve uygulamaları, din bilginlerinin tefsirleri ve içtihatları ile uygulama imkanını bulur. Yoksa din uygulanmaz ve zamanla bozulur. Herkes kendi kafasına göre anlarsa işin içinden çıkılmaz. Kur’anın anlaşılması çalışmaları uluorta ve cahilane yapılmaz. Metodoloji, Mantık, Kavramların açıklaması ve peygamberin uygulamaları ile ortaya çıkar. Bunun için Tefsir, Hadis, Mantık, Doğru düşünmenin kuralları ile doğru yorumlanır ve uygulanır. "Kuran, bu kitap inananlar için eksiksiz bir hidayet rehberidir" ayetinin anlamı ancak böyle ortaya çıkar. “Anayasa eksiksizdir” demek yeni Anayasaya gerek yok, anayasaya uygun yasalar ve yönetmenliklerle uygulanabilir demektir. Her önüne gelen yasa yapamaz. Bir usul ve metot dâhilinde yapılır ve TBMM’nin onayından geçer. Kur’an hükümleri de böyledir. İslam bilginlerinin “Cumhur-u Ulema” kabulünden sonra dini bir hüküm olabilir. Yoksa Ali’nin Veli’nin görüşü olur. O kadar. Dini bir referans sayılmaz… Yukarıdaki gerekçelerden dolayı Meal okuyarak din öğrenilmez. Anayasa’yı okuyarak ülke yönetilmediği gibi… Çoğu zaman idareciler Anayasayı okumazlar bile. Kendilerini ilgilendiren yasaları ve yönetmenlikleri okurlar. Yönetmenliği uygulayan sonuçta Anayasayı uyguluyor demektir; ama belki de Anayasayı hiç okumamıştır ve buna gerek de duymaz. Yönetmenliği ihlal eden Anayasa suçu işlemiş olur. Bu işler böyledir… Tersi iddia edilemez. Kur’an da böyledir. Bunun için bir Müslüman ilmihali okur ve uygularsa meal olumasına gerek yoktur. Çünkü ilmihal bir yönetmenliktir. Yedincisi: Peygamberin hadisleri de önce kavramları doğru bilmeye, sonra bir metot dahilinde anlayıp anlatmaya bağlıdır. İslam bilginleri hadisleri anlama metodu olan “Hadis Usulü” ilmini ortaya koymuşlardır. Peygamberin “İnsanlar iman edene kadar savaşla emrolundum” hadisi bağnazca ve basitçe yorumlanıp anlaşılamaz. Barışı ve adaleti sağlamanın yolu “Silahlı güçleri” kurmak ve bunları adaleti ve barışı korumak amacı ile kullanmaktan geçer. Neden “Türk Silahlı Kuvvetleri” vardır ve adı “Mehmetçik”tir? Şimdi devlet askersiz olur mu? Asker ihtilal yapmak ve halkı ezmek için mi lazımdır, yoksa terörü, dış müdahaleyi önlemek, caydırıcı güç olmak ve halkın emniyet ve güvenini sağlamak için midir? Peygamberimiz bu hadisi ile bunları ders verir. Asker besleyin, eğitimini yapın ve “asayişi koruyun” “adaleti ve hakkaniyeti” gerçekleştirmek için çalışın, Allah'ın emri budur” der. Peygamber dilince bunun ifadesi “İmana, ibadete ve adalete çalışın” şeklindedir. Çünkü peygamber bütün insanlığa ders verir ve bu nedenle bütün insanlığı ilgilendiren genel kavramlarla konuşur. Peygamber dilinde emniyet ve asayişin korunması iman, ibadet ve adalete bağlıdır. Yeryüzünde imansızlıktan kaynaklanan terör, ibadet ve itaatsizlikten kaynaklanan zulüm ve zekat vermemekten, yani yardımlaşmamaktan kaynaklanan ekonomik buhranların önüne geçmek için önce askeri gücü, arkasında da diplomatik ve ekonomik çalışmaları bir peygamber ancak “Onlar, Allah'tan başka Allah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna inanıncaya, bizim kıblemize dönünceye, kestiklerimizi yiyinceye ve namazımızı kılıncaya ve zekatlarını verinceye kadar, insanlarla savaşmakla (mukatele) emroldu. İnsanlar, bunları yerine getirdikleri zaman, benden kanlarını ve mallarını kurtarmış olurlar” hadisindeki genel kavramlarla ifade eder. PKK terör kaynakları elbette inançsızlıktan, itaatsizlikten ve ekonomik sebeplerdedir ve bizim onlarla mücadelemiz bu hadise aykırı değildir. Bu hadisin uygulamasıdır. Bu hadis “Din savaşı ve baskıyı emrediyor” şeklinde yorumlanamaz. Yorumlanırsa o zaman bütün dünyada bütün devletlerin askeriyeye önem vermesi ve yapılan bütün savaşlar (kurtuluş savaşı dâhil) töhmet altına alınmış olur ki bunu düşünmek bile yanlıştır. Diğer hadisleri de bu ölçü ile anlamak gerekir. Din ve peygamber askerî güçlerin barışa, adalete ve asayişe hizmet etme amacına uygun kullanılması gerektiğini insanlığa öğretmiştir. Etiketler: Dini Anlamak Irkçılık Yahudilik Bencillik Özgürlük İslamiyet Araplar Hırıstiyanlar |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|