Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow DİNİN ANLAŞILMASI
Advertisement
DİNİN ANLAŞILMASI PDF Yazdır E-posta
Salı, 18 Mart 2008

M. Ali KAYA
 

Din öğretimi başlı başına bir ilim dalıdır. Kendine özgü metotları vardır. Hedefleri dünyanın ötesine kadar uzanır. Muhtevası hayatın bütününü ve kainatın hepsini kuşatır. Bununla beraber muhteva, hedef, yöntem ve öğrenci bir bütündür. Öğretmen belirlenen hedef ve amaca ulaşmak için metotlu ve ilkeli bir şekilde hareket eden kişidir.

 
Eğitim ve öğretimin amacını belirlemek her şeyden daha önemlidir. Bunu dinin kendisi belirlemiştir. Bu hedef uhrevi saadettir. Amaç belirlendikten sonra bu amaca yönelen her öğreti faydalıdır. Amacından sapan her bilgi ve öğretinin gereksiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

İyi bir öğretim için öğretmenlere her seviyeye uygun hazırlanmış bir program ve uygulama imkanı sağlamak gerekir. Öğrenci seviyesine uygun iyi bir din eğitimi bu şekilde verilebilir. Ayrıca bu eğitim, özel öğretim yöntemleri ile desteklenmelidir.

Din toplumun tüm kesimlerini kapsamı alanına almıştır. Öğretim programının rasyonel zemin, sosyal bilim terminolojisi ve analitik düşünce zeminine de oturması gerekir. Dini gelişen toplum ve teknolojiye uygun ama; asliyetinden ve inançlarından taviz vermeden asrın idrakine anlatmak elbette kolay değildir. Bu çok iyi bir bilgi birikimi ve mükemmel bir altyapıyı gerekli kılar. Bu ise akıl ile kalbi, din ile fenni inanç temelinde kaynaştıran, hakikati özümsemiş bilginlerin işidir.

Öğrenci açısından din öğretimine bakıldığı zaman hedef, dini “anlama” ve “yorumlama” olmalıdır. Öğrenciden sunulan malzemeyi olduğu gibi kabul etmesi değil, eleştiri gözü ile bakarak içerik üzerinde düşünmesi, irdelemesi ve sorgulaması istenmelidir. Dinin amacı zaten hayatı ve kainatı anlatma ve yorumlamadır. Öğrenciyi bu sürece katmak, problemi doğru olarak tanımayı, yanlışlara ilmi argümanlar ile cevap verebilmeyi, nedenler ve niçinler üzerinde düşünmeyi netice verir. Böylece dinin hedef olarak ortaya koyduğu “Tahkik-i İman” dediği, imanın hakikatini kavrama amacı gerçekleşir.

Aklı anlama aleti kılan yüce Allah, kainatı “Hikmet” tezgahında yaratarak din dediğimiz “Vahiy” güneşinden gönderdiği ışık ile akıl gözüne gerçekleri görmeyi sağlamıştır. Ne var ki eşyayı doğru şekilde görebilmek sağlam bir gözle olduğu gibi, gerçekleri anlamak ta sahih bir akıl ile olur. Eğitimin amacı aklı gerçekleri anlayabilecek şekilde eğitmektir. Din öğretiminin de amacı budur.

Din insanlara yüce Allah’ın mesajıdır. Bu seçkin insanlar olan peygamberler ve emin melek Cebrail (as) vasıtası ile insanlara ulaştırılır. Bu mesajlar elbette ki insanların ve varlıkların yaratılış amacını içermektedir. Öyle ise iyi anlaşılması gerekir.

Peygamberlerin de ahlak ve düşünce ekolü oluşturan filozof ve düşünürlerden farklı bir konumu vardır. Vahyin birinci muhatabı olmaları yanında Allah’ın kendilerine inzal buyurdukları kitabı iyi anlayıp insanlara doğru anlatmaları gibi önemli bir vazifeleri de vardır. Buna “Tebliğ” görevi denilmektedir. İlahî kaynağa dayanan ve Allah tarafından korunan peygamberlerin dini yanlış anlama ve öğretmeleri mümkün değildir. Peygamberlik müessesesi dinin anlaşılması ve uygulanması için vazgeçilemez temel kurumdur. Bu kurumun amacı Allah’ın iradesinin doğru anlaşılmasını sağlamaktır.

Din peygamberin düşünce ve fikirlerini ihtiva etmez. Allah’ın iradesini yansıtır. Bunun doğru yansıması peygamber aynasından olur. Öyle ise ayine iyi muhafaza edilmelidir. Dinin eğitimi de öğretimi de inanç ve ibadet uygulamaları da peygamberin öğretisine dayanır. Peygamberi dışlayan ve önemsemeyen bir öğreti dini olmaz, beşeri ve felsefi olur. Bu da nefis ve hevanın etkisinden kendisini kurtaramaz. O da insanların hidayetine değil, dalaletine sebep olur.

Allah’ın kitabı, onun açıklaması olan peygamber sözleri ile kainat-akıl ve ilimler arasında sıkı bağlar vardır. Çelişki olması mümkün değildir. Öyle ise bu bütünlüğün muhafazası dinin doğru anlaşılmasının temel şartıdır. Bunlar birbirini açıklayan bir bütündür. Bu da Allah’ın birliğinin, yani “Tevhit” hakikatinin gereğidir. Tevhit dini olan İslamiyet’in hak olmasının altındaki gerçek de budur.

Bu gerçeği en güzel şekilde izah ve ispat eden Kur’anın son ve en mükemmel tefsiri “R. Nur” eserleri ve merhum müellifi Bediüzzaman’ı minnetle ve şükranla yad etmeden geçemiyeceğim. Görevimiz bu eserlerin neşri ve okunmasıdır. Dinin anlaşılması için yapılacak en değerli hizmet budur.


 

Etiketler:  Dinin Anlaşılması Din Öğretimi Vahiy Anlama Yorumlama
 
< Önceki   Sonraki >