Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow DİNİN ÖNEMİ
Advertisement
DİNİN ÖNEMİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 13 Mart 2008

 

Feyzullah DEĞERLİ (AP Tokat Milletvekili)
(20 Mayıs 1974 TBMM Yaptığı Konuşma)
 

Milletin iktisadi ve içtimai kalkınmasında dinin ve din görevlilerinin önemi inkâr edilemez. Ancak bunu yanlış olarak yorumlayanlar da olabilmektedir. Din adamını hor ve hakir görmek dine hakaret etmek demektir.

Dinin vazı-ı hakikisi Allah’tır. Muhatabı insandır. Mübelliği peygamberlerdir. Mükellefi hür ve akıllı tüm insanlardır. Din insanların fıtratında kalp gibi, ruh gibi mevcut olan bir duygudur. İnsanla beraber vardır. İnsanın insanlık sıfatını kazanması ile tezahür etmiştir. Peygamberler insan fıtratındaki din duygusunun nasıl inkişaf ettirileceğini, nasıl tatbik ettirileceğini, insanların dinden nasıl istifade edeceklerinin yollarını göstermişlerdir.

Din insanların insani varlıklarını korumalarını sağlar. Peygamberler dinin mucidi değil mübelliğidirler. Din insanların manevi ihtiyaçlarından dolayı zaruri olarak sonradan icat edilmiş bir bilim de değildir. Din Cenab-ı Allah’ın insanlar için vücuda getirdiği hava, su ve güneş gibi insanların müstağni kalamayacağı inanılması, uyulması ve tatbik edilmesini emrettiği, fonksiyonu bitmeyen, eskimeyen akla hitap eden, hükümleri ebedi, kaynağı ezeli, nuru sönmeyen ilahi emirler ve nehiyleri de içine alan Allah’ın insanlara mesajıdır.

Din içtimai kanunlardan ve ihtiyaçtan doğmuş değildir. Bilakis içtimai kanun ve nizamlar dinin emri olarak dinden doğmuştur. Dinin prensipleri ile kanunlar vücuda gelmişlerdir. Dolayısı ile din, içtimai bir netice değil, içtimai bir amildir. İnsanlığın gerek ferdi gerekse içtimai hayatında dinin izlerini ve rollerini görmemek ve bunu silmek mümkün değildir. Tarafsız ve gerçekçi bir nazarla araştırılma yapılırsa beşeriyette asalet taşıyan bütün tarihi hadiselerini bu asaletini dinden ve dini kaynaklardan aldığı mutlaka görülecektir.

Bir garp mütefekkiri bakınız ne diyor: “Cemiyet din ile kurulur, ilimle terakki ve tekamül eder. Bir milletten Allah fikrini ve inancını kaldırırsanız o millet menfaat ve korku üzerine kurulmuş bir topluluktan ibaret kalır. Böyle bir toplumun fertleri kardeş değil, menfaatin müşterek ortaklarıdır.”

Din bir bütündür. Bu dinin Allah’ı, kitabı, peygamberi, ibadeti ve kuralları vardır. Hiçbir akıl ve ilim adamı Allahsız, kitapsız, peygambersiz, bir din tanımaz ve tanınmaz. Dolayısıyla “Din bir vicdan işidir” diyerek Kur’ana, peygambere dinin kaide ve şartlarına iltifat etmeyen yanılmıştır, yanlış yol ve inanç içindedir.

İslamiyet ise cihanşümul bir dindir. Bu yüce din beşer hayatının tüm yönlerini bir güneş gibi kuşatır. İlimlere mevzu, sanatlara model bahşeder. Hem ölüye, hem de diriye hitap eder. Hem dünya hem de ahireti kucaklar. Cesaret, çalışma, temizlik, intizam, ıslah, adalet, medeniyet, dostluk, muhabbet, doğruluk ve ilmi emreder.

Dine sahip çıkmak, milli ve manevi değerlere sahip çıkmak demektir.
 

 

(20 Mayıs 1974 TBMM)

 


Etiketler:  Dinin Önemi Feyzulah Değerli Cemiyet Din Terakki Tekâmül
 
< Önceki   Sonraki >
DIN
CEMIYET
TEKâMüL
TERAKKI

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ