Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Haccın Farz Kılınması
Advertisement
Haccın Farz Kılınması PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 10 Nisan 2010
M. Ali KAYA
Hicretin 9. Senesinde hac mevsini yaklaştığı bir zamanda farz kılındı.  Yüce Allah inzal buyurduğu ayette: “Muhakkak ki, insanların ibâdeti için kurulan ilk mâbed, Mekke'deki o çok mübârek ve insanların kıblesi olup âlemlere doğru yol gösteren Kâbe'dir. Onda, Allah katındaki şeref ve hürmetini gösteren apaçık deliller ve İbrahim'in makamı vardır. Ona giren her türlü tecâvüzden emin olur. Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe'yi tavaf etmesi Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Her kim bu hakkı tanımaz ve haccı inkâr ederse, doğrusu Allah bütün âlemlerden müstağnîdir, kimsenin ibâdetine ihtiyacı yoktur”  buyuruluyordu. Peygamberimiz (sav) ayet-i kerimenin nazil olmasından sonra Cuma Hutbesinde nazil olan ayetleri okudu, tebliğ etti ve şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Hac üzerinize farz kılındı. O halde haccediniz!” sahabeler sordular “Her sene mi haccedeceğiz?” dediler. Peygamberimiz (sav) cevap vermeyerek sustu. Soru üç defa tekerrür edince “Şayet evet desem her yıl haccetmek üzerinize farz olurdu ve siz buna güç yetiremezdiniz. Ben sizlere bir şeyi teklif etmeyerek sizi kendi hâlinize bıraktıkça siz de beni kendi halime bırakınız. Çok sual sormayınız. Sizden önceki kavimler çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri sebebiyle helak olmuşlardır. Binaenaleyh ben size bir şey emrettiğim zaman siz bunu gücünüz nispetinde yapınız. Bir şeyi yasakladığım zaman ise onu kesinlikle terk ediniz” buyurdular. 

 
Sonra peygamberimiz (sav) İslamiyet binasının tamamlanmak üzere olduğunu şu sözleriyle anlattı: “İslam beş şey üzerine bina edildi: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna inanmak, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”

Hac farz kılınınca mü’minlerin hacca gitmeleri gerekiyordu. Sahabeler peygamberimize gelerek “Yâ Resulallah! Haccın farz kılındığını söylediniz. Bu durumda sizler bu sene haca gidecek misiniz?” dediler. Peygamberimiz (sav) “Henüz şirk tamamen ortadan kalkmış değildir. Müşrikler hac mevsiminde Kâbe’yi çıplak tavaf edecekler. Bu hal ortadan kalkmadıkça ben haccetmek istemem!”  buyurarak bu sene haca gitmeyeceğini beyan ettiler.

İslam cahiliye adetlerini ortadan kaldırıyordu; ancak o kadar çok cahiliye adetleri vardı ki bunların kalkması zaman istiyordu. Hac mevsiminde müşriklerin Kâbe’yi çıplak olarak tavaf etmeleri de bu adetlerden birisiydi ve bunu Kâbe’ye hürmet sayıyorlardı.  Peygamberimiz (sav) bu adetin ortadan kalkmasını istiyordu. Bu nedenle Hz. Ebubekir’i (ra) “Hac Emiri” tayin ederek ona haccın şartlarını ve adabını öğretti. Sonra bu şekilde adabına uygun hac yapmak üzere hacca gitmek isteyen mü’minlerin emiri olarak Mekke’ye gönderdi. 

Hz. Ebubekir (ra) hazırlıklarını yaptı ve kendisi ile beraber hacca gitmek isteyen 300 sahabe ile yola çıktı. Medine’lilerin ihrama girme yeri olan Zülhuleyf’e varınca ihrama girdiler ve telbiyeye başladılar.

Hac kafilesi yola çıktıktan bir süre sonra yüce Allah Tevbe Suresinin ilk ayetlerini inzal buyurdu. Peygamberimiz (sav) nazil olan ayetleri vahiy kâtiplerine yazdırdıktan sonra sahabelerine okudu. Sahabeler “Yâ Resulallah! Allah'ın bu emrini ve muahede halinde olduğumuz müşriklere hitabını ve ültimatomu onlara bildirecek bir elçi göndermeyecek misiniz?” dediler. Peygamberimiz (sav) “Bu tebliği ya benim yapamam lazım veya ehl-i beytimden birisinin yapması gerekir” buyurdular.

Arap geleneğine göre herhangi bir anlaşmayı ancak kabile reisi veya onun akrabası yapmaya ve bozmaya yetkili olabilirdi. Bu nedenle peygamberimiz (sav) kendisinin hikmet ve maslahat gereği bu sene hacca gitmeyeceği için Hz. Ali’yi (ra) çağırdı. Tevbe Suresinin müşriklere dört ay mühlet tanıyan ültimatom mahiyetindeki ayetlerini onlara okumak, haccın Allah'ın rızasına uygun şekilde yapılması için elinden geleni yapmak ve Mekke’nin şirkten ve müşriklerden temizlenmesi için ona şu talimatı verdi:

Ya Ali! Hacılar kurban kesme günü Mina’da toplandıkları zaman halka yüksek sesle Allah'ın emrini ve hükmünü oku! Sonra onlara ilan et ki: Hiçbir kâfir ve müşrik asla cennete giremeyecektir. Bu seneden sonra hiçbir müşrik Kâbe’yi ziyaret edemeyecek ve Allah'ın haram kıldığı beldeye giremiyecektir. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi tavaf edemeyecektir. Kimin Resulullah ile bir anlaşması varsa anlaşma süresi dolana kadar geçerlidir. Süreli olmayan anlaşmalara gelince, yüce Allah onlara dört ay süre tanımıştır. Dört aydan sonra müşriklerle yapılan süresiz anlaşmalar ortadan kalkmış sayılacaktır”  buyurdular.

Hz. Ali (ra) “Ben çok gencim ve hitabet gücüm de yoktur” diye bu görevi kabul etmeyecek oldu. Peygamberimiz (sav) “Bu görevi ya sen veya benim yapamam lazım! Ben ise seni görevlendirmiş bulunuyorum. Sen git muhakkak Allah senin kalbine ve diline sebat ihsan eder ve güç verir” buyurdular.

Bunun üzerine Hz. Ali (ra) yanına Ebu Hureyre’yi (ra) de alarak Zulhuleyfe’de Hz. Ebubekir’e yetişti. Kendisini Resulullah’ın gönderdiğini söyleyince Hz. Ebubekir (ra) “Amir misin, memur musun?” diye sordu. Hz. Ali (ra) “Ben memurum, âmir sizsiniz!” buyurdu. Sonra gönderiliş amacının “Tevbe Suresini okumak ve ahd ve misak sahiplerine ahdlerinin dört ay sonunda dolacağını haber vermek ve haccın Allah'ın rızasına uygun şekilde yapılmasına nezaret etmek olduğunu” anlattı.
 
Daha sonra Hz. Ebubekir (ra) başkanlığındaki ilk hacı kafilesi Mekke’ye girdi. Önce Kâbe’yi tavaf ettiler. Sonra Hz. Ebubekir (ra) namaz kıldırdı ve namazdan sonra hutbe irad ederek Haccın adabını ve usulünü anlattı.

Arafatta vakfe yapıldı. Burada etraftan gelen hacılarla görüşüldü. Müşriklerin çıplak olarak Kâbe’yi tavaf edemeyecekleri anlatıldı. Müşriklerin sayısında gittikçe azalma görülüyordu. Sahabeler bütün gayretleriyle her biri dilinin döndüğü kadar “Tevhid” hakikatini anlatıyor ve bu konudaki ayetleri okuyarak anladıkları kadar izah ederek müşrikleri şirkten kurtarmaya çalışıyor ve hâlis tevhit inancını des veriyorlardı. Bu şekilde yüzlerce mişriğin tevhide inanmasına ve şirkten kurtulmasına vesile oldular. 

Arafattan indikten sonra Mekke halkının ve hac için çevreden gelenlerin tamamının Müzdelife’de toplanmalarını sağladılar. Müzdelife’de kurbanlarını kesmeden önce Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) talimatını yerine getimek için yüksek bir yere çıktı. Herkes Allah'ın emrini ve peygamberimizin (sav) bu konudaki talimatlarını dinlemek için toplanmışlardı. Hz. Ali (ra) ayağa kalktı ve önce Tevbe Suresinin ilk yirmi ayetini okudu.

Tevbe Suresinin başında “Besmele” nazil olmamıştı. Bu sepele peygamberimiz (sav) besmele yazdırmamıtı. Çünkü sure müşriklere ültimatom niteliğindeydi. Allah kendisine şirk koşan için rahmet ve şefkatle mukabele etmeyeceğini başında besmele inzal etmeyerek de göstermişti.

Bu nedenle Hz. Ali (ra) sureyi okumaya başladığı zaman besmele ile değil “Bu Allah ve Resulü ile anlaşma yapan müşriklere bir ültimatom, kesin bir uyarıdır!” diye ilk ayetinden itibaren okudu. Sonra şöyle devam etti: “Ey müşrikler size dört ay mühlet verilmiştir. Bu süre içinde yeryüzünde dolaşın, düşünüp taşının! Şunu bilin ki iman etmez tevhide gelmezseniz Allah sizi perişan edecektir. Sizlerin ise Allah’a karşı hiçbir gücünüz yoktur.

Hacc-ı Ekber gününde Allah sizlere bildiriyor ki; Allah Resulü Allah’a şirk koşanlardan beridir, uzaktır. Şayet şirkten tevbe ederseniz başka! Sizin için hayırlı olan şey şirkten tevbe edip halis tevhide koşmanızdır. Tevhitten yüz çevirirseniz şunu iyi bilmelisiniz ki Allah’a karşı yapacağınız hiçbir şeyiniz yoktur, Allah ise sizlere elim bir azabı müjdelemektedir!

Ancak Allah’a şirk koşanların Allah Resulü ile anlaşma yapanlar ve bunda da sadık kalanların anlaşmaları bitene kadar bakidir. Allah anlaşmaları uyanları ve kendisine karşı gelmekten sakınanları sever. Ancak onları da şirki bırakıp tevhide imana davet eder.

Yüce Allah buyuruyor ki, haram aylar çıkınca anlaşma yapmadığınız müşrikleri nerede görürseniz onları yakalayın ve hapsedin ve her yerde onları takip edin. Şayet tövbe ederler, namaz kılıp zekât verirlerse onları serbest bırakın. Şunu da bilin ki Allah şirkten sakınan ve tövbe edenlere çok merhametlidir ve çok bağışlayıcıdır. Şayet Allah’a şirk koşanlar senden sığınma talebinde bulunurlarsa onlara Allah kelâmını işitmeleri ve öğütalmalarını sağlayacak şekilde sığınma hakkı tanıyınız. Sonra onları güven içinde olacaları yere ulşatırın. Bu da onların bilmeyen, cahil bir toplum olmaları sebebiyledir.

Allah’a şirk koşanların şirkte ısrar ettikleri sürece Allah katında ve Resulünün yanında bir anlaşmaları nasıl mümkün olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle barış ve ticaret anlaşması yaptıklarınız başka. Bunlar size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın. Allah anlaşmalara uyan ve kendisinden korkanları sever.

Müşriklerle nasıl anlaşma yapılabilir ki onlar size üstün gelmiş ve galebe etmiş olsalardı ne akrabalık bağlarını ve ne de anlaşma hükümlerini gözetirlerdi? Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar ama kalpleriyle buna karşı çıkarlardı. Onların pek çoğu fasık kimselerdir. Onlar kendi menfaatleri için Allah’ın ayetlerini az bir menfaat karşılığı değiştirirler de insanları Allah'ın yolundan alıkorlar. Bunların yaptıkları şey ne çirkin ve ne kadar kötüdür! Onlar mü’minler hakkında ne akrabalık ve ne de anlaşma yükümlülüklerini gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ve zalimlerin ta kendileridir. Ancak şirkten tövbe edip namaz kılar ve zekâtlarını verirlerse artık onlar din kardeşiniz sayılırlar. Anlayanlara Allah âyetlerini böyle açıklamaktadır…”

Sonra Hz. Ali (ra) “Ben sizlere dört şeyi bildirmeye memur edildim. Birincisi, hiçbir kâfir ve müşrik asla cennete giremeyecektir. Allah müşriklere cennetini haram, cehennemini vacip kılmıştır. İkincisi, bu nedenle bundan sonra hiçbir müşrik Kâbe’yi tavaf edemeyecek ve Mescid-i Harama giremeyecektir. Üçüncüsü, Hiç kimse Kâbe’yi çıplak olarak tavaf etmeyecektir. Dördüncüsü, bu güne kadar müşriklerden Resulullah ile anlaşması olanların anlaşmaları bakidir, ancak bunun dışında kalanlara dört ay süre verilmiştir. Bundan sonra hiçbir müşrik için ne anlaşma ve ne de himaye vardır…” dedi ve sözlerini tamamladı.

Müzdelife’de kalabalık çok fazla olduğu için Hz. Ali (ra) sözünü herkese duyuramıyordu. Bu nedenle Hz. Ali (ra) bağırarak tane tane cümle cümle konuşuyor Hz. Ebu Hureyre (ra) uzakta her cümlesini bağırarak tekrar ediyor ve herkesin duymasını sağlıyordu.

Daha sonra kurbanlar kesildi ve Kâbe çevresinde askerler ve gözcüler görevlendirildi. Çıplak olarak kâbe’ye girmek ve tavaf etmek isteyenler kabenin çevresine sokulmadı. Allah'ın rısasına ve emrine uygun şekilde hac farizası ifa edildi. Hac vazifelerini en güzel şekilde yapan medine’li mü’minler Hz. Ebubekir (ra) liderliğinde Mekke’den ayrılıp Medine’ye geldiler ve peygamberimize yaptıklarını anlattılar. Peygamberimiz (sav) onların haclarını tebrik etti, kendilerine dua etti ve yatıkları tebliğ vazifesinden dolayı da kendilerini kutladı.
 
Hac emri bu şekilde ifa edilmiş ve Mekke ve Medine çevresi putlardan temizlendiği gibi kalpler ve gönüller de şirkten temizlenmiş, şirk ve küfürle kalpleri kararmış olanların Mescid-i harama girmeleri haram kılınmış oldu.


Etiketler:  Hac Haccın Farz Kılınması Mekke Kabe Şirk Müşrik Tevbe Suresi
 
< Önceki   Sonraki >
HAC
MEKKE
ŞIRK
MüşRIK
KABE

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ