Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow HAK VE HAKİKAT
Advertisement
HAK VE HAKİKAT PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 27 Ekim 2008
Yazı Index
HAK VE HAKİKAT
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Sözlükte “gerçek, sabit, doğru ve bir şeyi yakinen bilmek, varlığı kesin olan şey” anlamında bir kelimedir. Yüce Allah var olduğu ve varlığı hakikat olduğu için kendisine “Hak” ve “Cenâb-ı Hak” denilmiştir. Varlık açısından hak, varlığı kesin ve gerçek olan anlamını ifade ederken, hukuk dilinde bir emeğin karşılığı olan ve birine ait olan şey anlamını ifade etmektedir. Din dilinde ise Allah’a ait olan her şeyi ifade eden bir kelimedir. Allah’ın zatına, isimlerine, sıfatlarına ve şuunatına ait olan her şey din dilinde gerçeği, yani “Hak ve Hakikati” ifade etmektedir. 

Hakk, sübut ve tahakkuk-u vücut şeklinde ifade olunur. Mevcut ve gerçekten sabit olup inkârı mümkün olmayan şeydir. Vacip, sabit ve lâzım olmayı da ifade eden bir kelimedir. Peygamberimiz (sav) “Hak daima galiptir ve asla mağlup edilemez” (Buhari, Cenaiz, 79) buyurmuşlardır.

Ragıb el-Isfahani, “Müfredat”ında “Hak” kelimesinin karşılığı olarak “mutabakat ve muvafakat” yani, “gerçek ve gerçeğe uygun olan şey” manasını vermiştir. Hak kelimesine dört açıdan dört anlam yükleyen Ragıb el-İsfahani bunları şöyle sıralar:

1. Yaratılışta bir şeyin hikmet ve maslahata göre icat edilmiş olması ki yüce Allah’ın her bir ismi ve sıfatına dayanan her şey hak ve hakikattir. Varlığın her şeyi Allah’ın bir ismine ayine olduğu için bu isme dayanarak hak ve hakikat olur.
2. Hikmetin gereğine uygun, fayda ve maslahata yönelik olarak yaratılan eşya da kendisinden murat edilen amacı ve faydayı gerçekleştirdiği ölçüde hak ve hakikat olmaktadır.
3. Bir şeyi alına ve hakikatine uygun, olduğu gibi anlama ve algılamaya da hakikatini bulma denilmekte ve o fiil de hak olmaktadır.
4. Hakkın yerini bulması anlamında “gereken bir şeyin, gerektiği zaman ve mekânda ve gereken ölçüde meydana gelmesi… (Ragıb, el-Isfahanî, Müfredat, Hakk Md.)


Seyid Şerif Cürcani de “Hak” terimini “İnkârı mümkün olmayacak kesinlikte sabit olan şey” Taftazani de “Gerçeğe mutabık olan hüküm” şeklinde tarif etmişlerdir. Bu sebeple “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” mezhebine “Ehl-i Hak” denmiştir.

Kur’ân-ı Kerimde 247 yerde geçen Hak” kelimesi “Bâtıl”ın zıddı olarak ele alınmıştır. (Bakara, 2:42; Nisa, 4:105; Mâide, 5:77) Ayrıca vakıaya uygun olan söz anlamında da kullanılmıştır. (A’raf, 7:169; Sad, 38:84) “Doğru Haber” (Mü’minun, 23:62) Doğru yol (Yunus, 10:35) “Asla uygun bilgi ve inanç” (Yunus, 10:36; Necm, 53:28) “Delil”, (Yunus, 10:76-77) “Bir olayın iç yüzü” (Yusuf, 12:51) gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Peygamberimiz (sav) “Allahım! Sen Haksın, senin va’din haktır, sana kavuşmak haktır, senin sözün haktır, cennet haktır, cehennem haktır, peygamberler haktır, Muhammed haktır ve kıyamet haktır” (Buhari, Teheccüd, 1) hadisinde varlığı kesin olan şeylerin hak olduğunu ifade etmiştir. Bu bakımdan hak olmak ve hak ve hakikat Allah’a ait olan şeylerin tümüdür. (İbn-i Hacer, Fethu’l-Bari, 6:4) Bu hadisten cennet ve cehennemin şu anda mevcut ve hazır olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Aişe (ra) “Peygambere hak geldi” buyurarak Vahy’in “Hak” olduğunu ifade etmiştir. (Buhari, Bed’ü’l-Vahy, 3) Peygamberimiz (sav) “Biz hak üzerinde, düşmanlarımız ise batıl üzerinde değil midir?” (Buhari, Şurut, 15) buyurmuşlardır.  “Hak geldi bâtıl zail oldu” (İsra, 17:81) ayetinde de İslam dininin hak olduğu ifade edilmektedir. İmam-ı Gazali’de en hak sözün “Lâ ilâhe illallah” olduğunu ifade ederek “hak” terimini açıklar. Böylece hak kavramı, gerçek bilgiyi, doğru sözü ve gerçek varlığı ifade etmektedir. Bunlara delalet eden hakikat sözü de böylece kelime-i tevhit olmaktadır.

“Hak galiptir ve asla mağlup edilemez”
(Buhari, Cenaiz, 79) hadisinin ifade ettiği manaya göre sonuçta hak daima galip gelmektedir. Ehl-i hakkın ve hakkı müdafaa edenlerin yanlışları yüzünden hak mağlup gibi gözükse de sonuçta galip olacağını peygamberimiz (sav) bu hadisi ile ifade buyurmuşlardır. Çünkü hakkın vesilesi ve hakka götüren vasıtaların da hak olması gerekirken batıl vesileler hakkın mağlubiyetini netice vermektedir. Bu davanın hak olmadığından değil, vasıta ve vesilenin hak olmadığından kaynaklanmaktadır. Bunların içinde batıla vesile olan vasıflar ve dünyada cari olan “Adetullah” ve “Sünnetullah” kanunlarına ittiba etmemek gibi haklı ve doğru gerekçeler (ki çoğu hakaik-i nisbiyeye ait emirlerdir) tam olarak uyulmadığı için ehl-i hakkın mağlubiyeti kaçınılmaz olmaktadır. Ama sonuçta yine “Akibet müttakilerindir” ayeti gereği ahirette müttakiler galibiyetlerini ilan etmiş olacak ve bütün batıl mabutlar ve gerekçeler mağlup olmuş olacaklardır. (Sözler, 2005, s. 1180-1182)


 
< Önceki   Sonraki >
HAK
ŞERIAT
HAKIKAT
MARIFET
TARIKAT
HAK VE HAKIKAT