Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Hayber Kalesinin Fethi
Advertisement
Hayber Kalesinin Fethi PDF Yazdır E-posta
Salı, 23 Mart 2010
Yazı Index
Hayber Kalesinin Fethi
Sayfa 2
Sayfa 3
M. Ali KAYA
Hayber volkanik bir vadide kurulmuş kuvvetli ve sağlam yedi kaleye sahip bir şehirdi.  Şam yolu üzerinde bulunan bu şehir Medine’den 170 km uzaktı. Medine’de yapılan sözleşmeye ihanet ederek peygamberimiz (sav) tarafından sürgün edilen Yahudiler burada bir araya gelmiş ve fitne kazanını buradan kaynatmaya devam ediyorlardı. Hendek Savaşı için müşrikleri ve Arap kabilelerini tahrik edenler de buraya yerleşen Benî Nadr Yahudileriydi. Bu defa Mekke müşrikleriyle yeni bir anlaşma yapmışlardı. Bu anlaşmaya göre ne zaman peygamberimiz (sav) Mekke üzerine yürüyecek olsa onlar da Medine üzerine hareket ederek Medine’yi muhasara ve işgal edeceklerdi. Ne var ki bu anlaşmaları peygamberimizin (sav) Hudeybiye Sulhu ile geçerliliğini kaybetmişti. Peygamberimiz (sav) bu anlaşma ile Medine’yi koruma altına almış bulunuyordu. Ancak Hayber fethedilerek Yahudilerin hile ve tuzakları ortadan kaldırılmadıkça Medine’de Müslümanlar da Arap kabileleri de barış ve emniyet içinde yaşayamayacaklardı. Gerek mü’minlerin gerekse Mekke müşriklerinin ve müşrik Arapların Şam ticaret yolu Hayber Yahudilerinin bulunduğu güzergâhta olduğu için emniyet ve güvenden mahrumdu ve Yahudilerin ne zaman ne yapacakları belli olmuyordu. Bütün bu nedenlerden dolayı Hayber’in fethi büyük bir önem arz ediyordu.

Hayber İçin Yapılan Hazırlıklar:
Peygamberimizin (sav) Hayber üzerine sefer yapma iradesini ortaya koyması ile hazırlıklar başlamış oldu. Hudeybiye de bulunamayan pek çokları Hayber gibi zengin bir beldeye sefer yapılacağını duyduklarında elde edecekleri ganimetleri düşünerek sefere katılmak için sıraya girdiler. Münafıkların pek çoğu da “Hayber’e biz de sizinle gelelim” diyorlardı.

Bu nedenle Peygamberimiz (sav) “Allah yolunda sırf İ’lây-ı kelimetullah uğruna cihat edecek olanlar hazırlansın! Bunun dışında hiç kimse bizimle birlikte gitmeyecektir. Gidenlere de ganimetten bir pay verilmeyecektir” buyurdular. Savaş için hazırlıklar başladı. 200 atlı ve 1400 yaya olmak üzere 1600 sahabe savaş için toplandılar ve Medine dışında otağlarını kurdular.  Bunlar sadece o anda Medine’de bulunanlardı. Daha sonra yolda Habeşistan’dan gelenler ve Ebu Hureyre’nin (ra) Devs kabilesinden de 400 kişi daha orduya iştirak ederek sayı 2000’e baliğ oldu. Orduda peygamberimizin (sav) hanımı Ümm-ü Seleme ile beraber 20 kadar da kadın bulunuyordu. Onlar da yemek konusunda ve yaralıların tedavisinde yardım edeceklerdi. Bu amaçla orduya katılmışlardı.  

Peygamberimiz (sav) Medine’de Gıfarlı Siba b. Urfutat-ı vekil bırakarak Muharrem ayı sonlarına doğru Hayber yönüne hareket etti. Sahabeler heycan içinde Haybere doğru akın ediyorlardı. Şair Âmir b. Ekvâ (ra) “Allahım! Sen hidayet etmezsen biz doğru yolu bulamazdık. / Zekat veremezdik ve namaz kılamazdık. / Allahım! Bizi dinimizden çevirmek isteyenlere fırsat verme! / Sen kalbimize sekinet, ayaklarımıza sebat ver…” diye şiir okuyordu. Peygamberimiz (sav) bunu duydu ve “Allah ona rahmet etsin!” diye dua buyurdular.  Bu peygamberimizin (sav) onun şehit olacağına dair bir işaretiydi.

Sahabeler şevkle ve yüksek sesle tekbirler getirerek “Allahü Ekber, Allah-ü Ekber, Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber!” diye yüksek sesle tekbir getiriyorlardı. Peygamberimiz (sav) “Yüksek sesle tekbir getirmeyiniz. Sesinizi yükseltemeyiniz. Zira siz en gaibe  çağırıyorsunuz ve ne de sağıra bağırıyorsunuz! Her şeyi bilen ve gören, her sesi işiten ve her şeye her şeyden daha yakın olan Allah’ı zikrediyorsunuz. Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakındır” buyurdular.  

Peygamberimiz (sav) her gittiği yerde: “Allahım! Korkaklıktan, pintilikten, gevşeklikten, istikbal endişesinden, geçmişin tasasından, güçsüzlükten, acizlikten, belimizi büken borçtan, zalim ve haksızların tasallutundan sana sığınırım!”  diye Allah’a dua ediyordu.

Yahudiler peygamberimizin üzerlerine gelme ihtimalini dikkate alarak Gatafanlılarla bir anlaşma yapmışlardı. Şayet peygamber (sav) Hayber’i kuşatırsa Gatafanlılar da Yahudilere yardım için gelecekler ve Müslümanlara ikinci bir cephe açarak güçlerini bölmelerini sağlayacaklardı. Peygamberimiz (sav) de bu durumu haber almış ve Gatafanlılara “Şayet Yahudilere yardım etmezlerse Hayberi fethettikleri taktirde Hayber’in bir yıllık hurmasını vermeyi” teklif etti. Ancak onlar bu teklifi kabul etmediler. Bu nedenle peygamberimiz (sav) süratle harekete geçerek Yahudiler ile Gatafanlıların aralarında bulunan Reci mevkiine biran önce ulaşarak Gatafanlıların yardım edecekleri yolları kesmeyi amaçladı. Bunda da başarılı oldu.

Peygamberimizin (sav) Reci’de konaklaması üzerine Gatafanlılar Hayber Yahudilerine yardım edecek bir yol bulamadılar. Yurtlarına dönmek zorunda kaldılar.

Hayber’e Önlerinde Otağın Kurulması:

Peygamberimiz’in (sav) ordusu Reci’den Hayber’e doğru ilerledi. Gece vakti Hayber önüne otağını kurdu. Gece baskını yaparak insanları gafil avlamak peygamberimizin (sav) “Savaş hukukunda” olmadığı için sabah’ın olması beklendi. Peygamberimiz (sav) Sabah Namazını cemaate kıldırarak şöyle dua etti: “Ey göklerin ve yerin Rabbi olan Allah!      Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah! Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah! Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbı olan Allah! Biz, Senden şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz. Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız.”

Gerçekten de Hayber halkı peygamberimizin ordusundan gafil bulunuyorlardı. Sabah olunca ellerinde ziraî aletlerle bağ ve bahçelerine gitmek için kalelerinden çıktıklarında karşılarında İslam ordusunu gördüler ve “İşte Muhammedin ordusu!” diye bağrışarak kalelerine geri kaçıp sığındılar.  

Hayber halkı kalelerine güveniyorlardı. Çünkü gerçekten çok muhkem kaleleri vardı. Silahlı askerleri ve savaş aletleri de oldukça fazlaydı. Bu nedenle peygamberimizin üzerlerine geleceklerine pek ihtimal vermiyorlardı; ama çok yanılmışlardı.

Peygamberimiz (sav) onların telaşlı kaçışlarını hayra yorarak “Allahü Ekber! Allahü Ekber! Haribet Hayber! Hayber harap oldu! Biz düşman bir kavmin toprağına girdiğimiz zaman ora halkı korkarak kaçıyorsa onların akıbeti fena olur”  buyurdular.

Hayberin ileri gelenleri bu ani ve fiilî durumu hemen görüşemeye başladılar ve savaş için hazırlıklı olmadıklarından kalelerine sığınarak müdafaa savaşı yapmaya karar verdiler. Halkı diğer kalelere yerleştirdiler ve savaşçılarını da alarak en sağlam kale olan Natat Kalesine geçtiler. İslam ordusu da Natat Kalesinin önünde karargâh kurmuşlardı.

Peygamberimiz (sav) onların bu hazırlıklarına müsaade etti. Bir taraftan da elçilerini onlara göndererek geliş sebebini açıkladı. Ancak onlar savaşmayı göze aldıklarını, dolayısıyla ne teslim olmaya ve ne de Müslüman olmaya yanaşmayacaklarını açıkladılar. Daha İslam ordusu savaş düzeni almadan Natat kalesinden attıkları oklarla 50 kadar mücahidin hafif şekilde yaralanmasına sebep oldular. İlk gün böyle geçti.

Bunun üzerine durum değerlendirmesi yapan peygamberimiz (sav) istişare sonucu İslam Ordusunu alarak Reci Mevkiine yakın ordugahını naklederek askerlerini daha güvenli şekilde konuşlandırdı. Natat Kalesi önü korunmaya müsait değildi. Diğer kalelerden gelecek tehilkerlere açıktı ve bir tarafı da bataklıkla çevrili bulunuyordu. Bundan sonra peygamberimiz (sav) sabah silahlanarak kale önüne geliyor, Yahudilerle savaşıyor, akşam da tekrar Reci mevkiine ordugâha dönüyordu.

Bu arada iki gün peygamberimizi şiddetli başağrısı tuttu ve iki gün ordusunun başına geçemedi. Birinde Hz. Ebubekir’i (ra) diğerinde ise Hz. Ömeri (ra) görevlendirerek savaşa gönderdi. Şiddetli çarpışmalar yaşandı. Düşman kaleden huruc ediyor ve bir müddet savaşıyor, sıkışınca hemen kalelerine sığınıyorlardı. Bir hafta böyle geçti ve sonuç alınamadı.
Bu arada İslam ordusu ilk şehidini verdi. Muhammed b. Mesleme (ra) sıcaktan ve savaşın şiddetinden bir ara Kale dibinde gölgelenirken yukarıdan atılan bir taşla ağır yaralandı ve üç gün sonra da şehit oldu.  Yine Âmir b. Ekvâ (ra) Yahudilerin meşhur yiğitlerinden Merhab ile savaştı ve şehit düştü. Böylece peygamberimizin (sav) haber verdiği gibi şair Âmir b. Ekvâ (ra) şehadet şerbetini içmiş oldu.  

Savaşın yedinci gününde Devs Kabilesi reisi şâir Tufeyl b. Amr (ra) Hicretten önce Mekke’de peygamberimizle görüşerek iman etmiş ve kabilesine dönerek irşada başlamıştı. Peygamberimizin (sav) hayber’e savaşmaya gittiğini haber alınca 400 mücahitle gelerek peygamberimize (sav) mülaki oldu. Peygamberimiz (sav) buna çok sevindi ve “Arkadaşların hayırlısı 4 kişi, seriyyenin hayırlısı 40 kişi, orduların hayırlısı 400 kişidir. Bir ordu 4000’i buldu mu onu kimse mağlup edemez” buyurdular. Ebu Hureyre (ra) işte bu 400 kişi içinde gelerek peygamberimiz (sav) ile görüşmüştü. Bir daha da yanından ayrılmadı. 

 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
YAHUDILER
MEDINE

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ