|
M. Ali KAYA
“Allah hayrı yaratır, asla şerleri yaratmaz. Şerler, kötülükler ve felake tler tabiatın, doğanın, nefsin ve şeytanın meydana getirdiği şeylerdir. Allah hiçbir zaman şerlere müsaade etmez.” Bu inanç, Mecusi inancıdır. Onlar hayrı Allah’tan ve şerri şeytandan bilirler ve öyle inanırlar. “Mecusiler şerrin icadını şer telakki ettikleri için icad cihetini şeytana vererek “Yezdan” namında bir hâlık-ı hayır, diğeri “Ehrimen” namıyla bir hâlık-ı şer itikat etmişler. Onların “Ehrimen” dedikleri mevhum ilâh-ı şer, bir cüz-i ihtiyarıyla ve icadsız bir kesble şerre sebebiyet veren malum şeytandır.” (Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar (2005-İstanbul) s. 214) Fırak-ı dâlleden sayılan Mutezile fırkası da Mecusilikten etkilenmişler ve şerrin icadını Allah’a nispet etmenin Allah’ın şanına yakışmayacağını düşünerek insana yaratıcılık isnat ederek tevhitten bir derece sapmışlar ve “insan kendi fiillerinin yaratıcısıdır” (Lem’alar, 218) demişlerdir.
Halis müslümanların inanç ve itikatları ise bundan tamamen farklıdır. Kur’an-ı Kerimin ve peygamberimizin (sav) bizlere öğrettiği İslam inancına göre “Cenab-ı Allah her şeyin yaratıcısıdır.” (Kur’an-ı Kerim, Ra’d, 13:16; Zümer, 39:62 ) Dilemek, istemek kuldan, yaratmak Allah’tandır. Ancak yüce Allah’ın hayra rızası vardır, şerre rızası yoktur. (Zümer, 39:7) Allah sadece mükâfat veren değildir, ceza veren de Allah’tır. Cenneti ve cehennemi yaratan, razı olduğu işleri yapanı cennete, razı olmadığı amelleri işleyenleri ise cehenneme atan, mükâfat ve ceza veren Allah’tır. Ancak Allah mükâfatını hak edene lütuf ve keremi ile verdiği gibi cezayı da hak edene adaletinden verir. Allah’ın mükâfatı fazlından cezası ise adaletindendir. Adaletin iki kefesi vardır; hak edene hakkını vermek ve haksızı cezalandırmaktır. Bunun için Rahman ve Rahim olan Allah öldüren, helak eden, intikam alan, ceza veren ve kahredendir. Rahmetinin yanında cezası ve kahrı da vardır.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile” diye işlerimize başlarız. Fatihanın ilk ayeti ve her hayrın başı “Bismillah” cümlesinde Allah’ın rahmet ve merhametine dikkat çekilir. Her şeyi O’nun rahmetinden beklememiz ve istememiz gerektiği daima hatırlatılır. Evet, Allah Rahmandır, Rahimdir, Kerimdir, Affedicidir, her hayır onun elinden ve katındandır. Allah Veduttur. Mahlûkatını sever. Sevdiği için onlara her nevi nimetlerini ihsas ettirir, her nevi kötülükten korur. Allah Selamdır, kendine sığınanı korur. Yüce Allah daima varlıkların hayrını düşünür. Bununla beraber şerleri yaratan da Allahtır. Hayır da şerde Allahtandır.
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin 12. Mektupta ve 13.Lem’ada izah ve ispat ettiği gibi, “Şerri yaratmak şer değil; şerre sebep olmak şerdir.” (Mektubat, (2005-İstanbul) s. 71; Lem’alar, 219) Çünkü yaratma umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu pek çok hayırlı neticelere sebep olduğu için yaratılışı hayırdır, şer değildir. Mesela ateşin yaratılışında binlerce faydalar vardır ve hepsi de hayırdır. Ancak bazıları tedbirsizlik sonucu ateşten zarar görse, ateşin yaratılışı şerdir diyemez. Bunun için Müslümanların inançları “hayrihi ve şerrihi minallahi taala” olup, hayrı ve şerri Allahtan bilmek şeklindedir. (Lem’alar, 219)
Yine İslam inancına göre “Şeytanın hilesi çok zayıftır” (Nisa, 4:76) ve icat cihetinde şeytanın elinde hiçbir şey yoktur. Şeytan sadece vesvese verir ve insanın inancını bozmaya, şerli amelleri hatırlatarak güzel göstermeye çalışır. İnsandaki nefis de şeytanın bu desisesine kapılarak yasak olan şeyleri yapmaya yönelir, Allah kulun bu isteğine yaratması ile cevap verir. Yasak olan fiilin yaratılmasına vesile ve sebep olması yönü ile onu adaletinin gereği cezalandırır; ancak kulun tövbe etmesi, hatasını anlaması ile af ve mağfiret ile mukabele eder. Bu da rahmetinin gereğidir.
Son zamanlarda bilhassa akademisyenler çevresinde Mutezile, Harici ve Şia fikirlerine bir yöneliş hissedilmektedir. Bunun sonucu olarak İmam-ı Gazali ve Ehl-i Sünnet uleması tenkit edilirken “Selefilik” adı altında İbn-i Teymiye, İbn-i Kayyum gibi Ehl-i Sünnet ulemasının fikirlerini Kur’an ve Hadis çerçevesinde aklî mantıkî delillerle çürüttüğü ve yüzlerce yanlışını gösterdiği kimselerin fikirlerine bir yönelişlin olduğu gözden kaçmamaktadır.
Bazılarının dile getirdiği “Takiyye” fikri Şianın inançlarından en önemlisidir. “Göründüğü gibi olmamak ve olduğu gibi görünmemek” demek olan “Takiyye” düşüncesi ne mertliğe, ne yiğitliğe ve ne de Müslümanlığa sığmaz. Hile ve aldatmanın meşru sayıldığı bu durum, asırladır İslam dünyasının en çok sıkıntısını çektiği, fitne ve fesadın kaynağıdır. “Mert olan hileye tenezzül etmez, şayet isnat olunda cezadan korkmaz” diyen Bediüzzaman “En büyük ders doğruluk yolunda ölümü istihkar dersi vermektir” diyerek mertliğin en güzel örneğini vermiştir.
Her çeşit fitne ve fesadın kolay bir şekilde insanlara telkin edildiği bu asırda, İslam dünyasının en büyük şansı Bediüzzaman gibi mert ve yiğit bir İslam bilgininin örnek şahsiyetinin varlığıdır. Hayatını okuyanlar bunu görürler. Diğer bir şansı ise Bediüzzaman’ın iman hakikatlerini akli ve ilmi delillerle ispat ve izah eden, her şeyin hakikatini gözlere ve akıllara gösteren “Risale-i Nur Külliyatı”nın varlığıdır. Buna da okuyanlar şahittir.
Kim ne derse desin bu yüce zatın ve eserlerinin bulunduğu bir ülkede yanlış düşünce ve fikirler asla barınamayacaktır. Bundan şüphemiz yoktur. Bunun için geleceğe ümitle bakıyor, yanlışlıktan bir gün dönüleceğini kesinlikle biliyor ve inanıyoruz. Çünkü “bir dane-i hakikat bir harman yalanı ortadan kaldırır.”
Etiketler: Hayır Allahtan Şer Şeytandan Hayır Şer Şeytan Allah |