Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Hz. Ali Hilafetinin Son Senesi
Advertisement
Hz. Ali Hilafetinin Son Senesi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 14 Ocak 2012

M. Ali KAYA
1. Nehrevan Savaşından Sonra...(H.38-40 / M. 658-660)
Hz. Ali (ra) Nehrevan Savaşından sonra askerlerine memleketlerine gidip gelmeleri için izin vermişti. İzne gidenlerin çoğu geri gelmedi. Bu defa Kûfe’de Şam üzerine gitmek için cihad konusunda emirnameler yayınlayıp konuşmalar yapmaya ve hazırlıklara başladı. Cuma hutbelerinde ve çeşitli platformlarda “Ey Nâs! Cihad etmeyen zillete düşer. Sizler cihadı Allah’a yaklaşmak için vesile yapınız. Düşmanlarınız haktan sapmış, Allah’ın kitabından yüz çevirmişlerdir. Allah’a güvenerek, tevekkülle onları Hakk’a davet ediniz. Allah yâr ve yardımcınızdır. O ne güzel yardımcı ve ne güzel vekildir” diyordu.

Ama ne var ki kimse cihat için kılını kıpırdatmıyor, Hz. Ali’nin (ra) çabaları sonuçsuz kalıyordu. Gerek Muaviye taraftarlarının, gerekse Hariciler ve diğer Müslüman grupları “Müslümanlarla savaşmanın doğru olmadığı” konusunda konuşmalar yapıyor, Hz. Ali (ra) gibi kararlı olanların şevklerini ve umutlarını kırıyorlardı. Ayrıca her iki tarafa yardımcı olmayan bir de “Tarafsızlar” grubu vardı ki bunların içerisinde pek çok da sahabe bulunuyordu. Bunlar daha etkili oluyorlar ve savaşa gidecek olanları da engellemeye çalışıyorlardı.

Hz. Ali (ra) sonraki günlerde şu mealde konuşmalar yapmaya devam etti:

“Ey Allah’ın kulları! Sizlere ne oluyor ki Allah yolunda cihada çağrıldığınız zaman yere çakılıp kaldınız. Yoksa dünyayı ahirete tercih mi ettiniz?” (Tövbe, 9:38) Sizler zilleti ve korkaklığı izzete tercih mi ettiniz?

Sizlere ne oluyor ki, cihada davet edildikçe ölüm sekerâtına tutulmuşçasına kendinizden geçiyorsunuz. Kalpleriniz ölmüş, idrakiniz kaybolmuş, gözleriniz görmez olmuş duruma düşüyorsunuz. Hâlbuki söze gelince aslanı andırırsınız da savaşmaya çağrılınca yan çizen tilkiler gibi davranıyorsunuz…

Bundan sonra size olan güvenim kaybolmuştur. Bir hedefe ulaşmak için sizlerle yola çıkılmaz. Sizler savaşı körükleyenlerin en kötülerisiniz. Sizlere tuzak hazırlanıyor; fakat sizler buna karşı hiçbir tedbir teşebbüsünde bulunmuyorsunuz. Biri birlerinizi savaşa teşvik etmiyorsunuz. Sizler derin bir uykuda iken düşmanlarınızın gözüne uyku girmiyor.

Emrettiğim zaman tutmayan, çağrıldığı zaman gelmeyen bir topluma düştüm. Sizi bir araya getiren dininiz ve gayrete getiren hamiyetinize ne oldu? Benim sizin üzerinizde hakkım olduğu gibi, sizin de bizim üzerimizde hakkınız vardır. Sizin benim üzerimdeki hakkınız, sizlere öğütte bulunmam, sizi hakka ve hidayete sevk etmem, ihtiyaçlarınızı karşılamam, cahil kalmamanız için size lazım olan şeyleri öğretmem, yanlışa düşmemeniz için de size gereken eğitimi vermemdir. Buna mukabil benim sizin üzerinizdeki hakkım ise, bana yaptığınız biate vefa göstermeniz, yanımda ve gıyabımda bana sadık kalmanız, emrettiğimde itaat etmeniz, bir şeye çağırdığım zaman gelmenizdir.

Ayrıca benim kötü gördüğümü sizin de kötü görmeniz, iyi görüp sevdiklerimi sizin de tercih etmenizdir. Böylece Allah sizin hakkınızda hayır diler ve sizler de arzu ettiklerinize kavuşursunuz.”

Hz. Ali (ra) tarafında gerek Kûfe’lilerde, gerekse Basra’lılarda bıkkınlık ve bezginlik havası hâkimdi ve ümitsizlik galip bir durumdaydı. Şam yönünde ise büyük bir gayret ve faaliyet vardı. Muaviye (ra) Sıffın ateşkesini kabul ettirmesi ve Hakem olayı ile politik olarak büyük bir üstünlük elde etmişti. Bundan aldığı cesaret ve gayretle bir dizi politik ve askerî eylemlere müracaat ederek Hz. Ali’yi (ra) hilafetten uzaklaştırmak için elinden gelen gayreti göstermeye başladı.

2. Hz. Muaviye’nin (ra) Mısır’ı Ele Geçirmesi
Hz. Ali (ra) H.37/M.657 yılında Mısır valisi Kays b. Sa’d’ı azl ederek yerine Muhammed b. Ebibekir’i atadı. O da Mısır’da zorla biat almaya çalışarak tarafsızları da aleyhine geçirdi. Çünkü Mısır daha önce Amr b. Âs’ın yıllarca valilik yaptığı bir vilayet olduğu için Amr b. Âs’ın pek çok bürokratları ve taraftarları bulunuyordu. Zorlama şiddeti doğurmuş, bu da memnuniyetsizliği artırmıştı.

Sıffîn savaşından sonra Hz. Muaviye’nin (ra) Mısır’a ilgisi daha da arttı. Amr b. Âs’ın (ra) hileleri yüzünden Muaviye’nin (ra) ikbali açılmıştı. Hz. Ali’nin (ra) Haricilerle mücadelesini, Şam’a sefer düzenlemek istediği halde düzenli olmayan ordusunun dağılmış olmasını fırsat bilerek Amr b. Âs’ın (ra) da teşviki ile Mısır’ı ele geçirmeye karar verdi.

H. 38 yılında Amr b. Âs (ra) Muaviye’ye giderek “Mısır’ı fethetmenin tam zamanıdır” dedi ve ilave etti: “Şayet Ali Mısır’a bir başka vali gönderirse ve özellikle bu Malik b. Eşter olursa Mısır’a asla sahip olamayız” der.

Halife Hz. Ali (ra) Mısırdan kötü haberlerin gelmesi üzerine Malik b. Eşter’i çağırarak Mısır’a gitmesi için onunla konuştu. Sonra bir gece geç saatlere kadar çalışarak karışık olan Mısır’ı düzeltmek ve halkla iyi münasebetler kurmak için bir idarecinin yapması gereken şeyleri bir “Emirnâme/Genelge” haline getirerek Malik’e verdi.

Muaviye (ra) Hz. Ali’nin El-Eşter’i Mısır’a gönderdiğini duyunca Amr b. Âs’ı çağırdı. El-Eşter’in Mısır’a ulaşmaması için izlenecek yolu ve yapılacak şeyleri görüştüler. Gayr-i müslim haraç memuru Ceytaş ile görüştüler. Ona El-Eşter’in Mısır’a ulaşmaması için ne yapılması gerekiyorsa yapmasını söylediler. El-Eşter’e engel olduğu takdirde kendisinin bölgesinden haraç parası alınmayacağını söyleyerek gönderdiler. El-Eşter Suriye ile Mısır arasında Kulzum mevkiine gelince kendisine zehiri bal şerbeti verildi. O da bunu içti ve şehit oldu. Bu haber Muaviye’ye (ra) ulaşınca “Allah’ın baldan askerleri vardır” dediği rivayet edilir.

Eşter’in üzerinden Hz. Ali’nin (ra) “Emirnâmesi” çıktı. Bunu okudukları zaman onu zehirleyenler dahil herkes çok pişman oldular. Zira emirnâmede Hz. Ali’nin idarecilere yönelik çok mükemmel tavsiyeleri vardı ve bu uygulandığı zaman huzur, güven, adalet ve esenliğin sağlanmaması mümkün değildi. Bu emrinâme ayrıca Hz. Ali’nin (ra) tüm hayat tecrübelerini de içeriyordu.  Ama ne var ki Eşter ölmüştü.

Muaviye (ra) Mısır’ı tamamen ele geçirmek için Amr b. Âs’ın (ra) komutasında 6.000 kişilik bir birlik verdi. Hz. Osman (ra) ve Amr’ın (ra) taraftarları Mısır’a gidene kadar bu sayıyı artırdılar. Mısır valisi Muhammed b. Ebibekr (ra) ile karşılaşan Amr b. Âs (ra) Mısır ordusunu dağıttı, ordu kumandanı Muaviye b. Hudiye ile Muhammed b. Ebibekr’i (ra) öldürdüler. Bu haber Medine’ye Hz. Aişe’ye (ra) ulaşınca Hz. Aişe (ra) Muaviye ve Amr b. Âs’a beddua etmiştir.  Böylece Amr b. Âs (ra) Rebiulevvel 38/ Ağustos 658 tarihinde Mısır’a girerek ikinci defa Mısır valisi olmuştur.

3. Muaviye’nin (ra) Suriye ve Irak’ı Ele Geçirme Teşebbüsleri
Hz. Muaviye (ra) bununla yetinmeyerek Suriye ve Irak’ın çeşitli beldelerine birlikler gönderdi. El-Ambâr’da genel vali Hassan b. Hassan’ı öldürdüler. Bu haber Hz. Ali’ye (ra) ulaşınca Hz. Ali (ra) büyük bir öfke ile evinden çıktı. Kufe’lilerin toplanmasını istedi ve Nahile bölgesinde ateşli bir konuşma yaptı. Şöyle hitap etti:

“Ey Nâs! Cihad cennetin kapısıdır. Kim bu kapıdan yüz çevirirse Allah onu rezil ve rüsvay eder. Onun sıfatı zillet ve sefalet olur.

En Nâs! Ben sizleri gece gündüz cihada teşvik ettim. Onlardan daha uyanık ve daha gayretli olmaya çağırdım. Ama siz buna aldırmadınız. Allah’a yemin ederim ki şu her zaman geçerli bir kuraldır: Hangi milletin evlerine saldırılmak suretiyle hanelerine tecavüz edilirse o millet daima zelil ve rezil olur. İzzet-i nefis sahibi bir Müslümanın bu hale seyirci kalması mümkün değildir.

Yazıklar olsun! Yine yazıklar olsun! Kalbi çatlatan, akıl ve mantığı durduran ve insanı kedere boğan şu halinize yazıklar olsun! Düşmanlarınız yanlış yolda oldukları halde birbirleriyle kenetlenmiş olsunlar da, sizler haklı olduğunuz halde cesaretsiz ve darmadağınık olasınız. Reva mıdır? Hedef tahtası oldunuz, kılınız kıpırdamadı. Kışın saldırın desem, ‘Soğuktur’ dersiniz. Yazın saldırın desem, sıcağı bahane edersiniz…

Ey bedenleriyle toplanmış ama istekleri, arzuları dağınık ve farklı düşüncelere sahip insanlar! Sözünüzle sert kayaları eritirsiniz, ama işinizde çakıl taşları oynamaz. Şunu bilin ki alçalmış kişi zulmü gideremez. Hak ve hakikat ancak ciddi gayretlerle ve savaşmakla elde edilir. Sizinle kazanmayı uman ise kumar oynayan gibidir. Gayret etmediğiniz halde hakkınız olmayan şeyi ummayın.

Ey insanlar! İnatçı, çetin ve nankör bir zamanda kaldık. Bu zamanda iyi insan kötü sayılmakta, zalim de zulmünü artırdıkça artırmaktadır. Bildiğimizden faydalanmıyorsunuz, bilmediklerinizi öğrenmeye çalışmıyorsunuz, bilenden de sormuyorsunuz, musibetin gelip çatmasından da korkmuyorsunuz…

Ey erkek kılıklı kadınlar! Ey korkuluk gibi dikilen hayali varlıklar! Ey ayağına halhal ve süs takan kadınlar gibi kaypak akıllılar! Vallahi sizler itaatsizliğinizle benim bütün tedbirlerimi boşa çıkardınız, düşüncelerimi mahvettiniz. Kureyşlilere “Ali b. Ebi Talib yiğit olmasına yiğit, ama savaş usulünü bilmiyor!” dedirttiniz. Şunu iyi bilin ki ben savaş konusunda uzman biriyim. Yine şunu iyi bilin ki ben cihat konusunda size önayak oluyorum. Bu konuda azimli ve gayretli olmayı da pekala biliyorum. Her konuda mutlaka isabetli ve adil olan görüşü seçiyorum. Bunlar ancak sizin yardımınız ve gayretinizle gerçekleşebilir. Ama maalesef sizler benim sözlerime kulak asmıyor, emirlerime itaat etmiyorsunuz. Bunun sonucu olarak da işler acıklı bir noktaya gelip dayanıyor ve iş işten geçmiş oluyor.

Allah şahittir ki ben 20 yaşından küçükken savaşmaya başladım. Şimdi 60 yaşını geçmiş bulunuyorum. Benden daha iyi savaş usulünü kim bilebilir? Fakat bir kimsenin sözü dinlenmezse onun bilgisi ve tecrübesi neye yarar? Bin bir hüneri olsa da hiçbir şeye yaramaz.

Sizler savaşa çıkacak kimseler değilsiniz. Size asla bel bağlamak da mümkün değildir. Sizleri elli günden beri kardeşlerimin yardımına çağırıp durduğum halde avurdu çatlamış develer gibi sağa-sola kaçışıp durdunuz. Size söyleyecek son sözüm şudur: Allah bana sizden hayırlısını, size de benden şerlisini nasip etsin!”

H. 39 yılında Hz. Muaviye (ra) Hz. Ali’nin (ra) elinde bulunan birçok beldeye birlikler gönderdi. Küçük çapta çarpışmalar oldu. Sonra Hicaz’a yöneldi. Abdullah b. Mes’ade el-Fizârî’yi bir birlikle Hicaz’a gönderdi. O mağlup oldu. Ancak Muaviye çabalarından vazgeçmedi. Hac mevsiminde Muaviye hacılar kafilesine nezaret etmek üzere hac emiri olarak 3000 kişilik bir birlikle gönderdi. Hac amacı olduğu için Hz. Ali (ra) onlara dokunulmamasını istedi. Onlar da kan dökmeden ibadetlerini yapıp döndüler.

Mısır’ı Muaviye’ye kaptıran Hz. Ali (ra) Hicaz ve Yemen’de de hâkimiyetini kaybetmeye başlamıştı. Muaviye taraftarları her yerde hararetle çalışıyor ve gerek propaganda gerekse gözdağı vermek suretiyle Hz. Ali’nin (ra) hilafetten çekilmesi yönünde arı gibi çalışıyorlardı. H. 40/M. 660 yılında Muaviye’yi politik anlamda kabul anlamını taşıyan siyasi yazışmalar vuku buldu.

Bu tarihten sonra Hz. Ali (ra) Kûfe’de yaptığı konuşmalarda “Muaviye’nin hilâfetini hor görmeyin” diye halkı uyarmaya başladı. Ama bir taraftan da düzenli bir ordu meydana getirmek için çalışıyordu. Bu çabalarının sonucu olarak 40.000 kişilik düzenli bir ordu meydana getirmişti. Ancak Şam üzerine yürümeye ömrü vefa etmedi.


4. Hz. Ali’nin (ra) Şehadeti
Resulullah’ın (sav) ilk ve birinci talebesi, “Şâh-ı Velâyet” unvanını bihakkın kazanan züht ve takvada en ileriydi. İlimde “Ben ilmin şehriyim Ali onun kapısıdır” “İçinizde en iyi hüküm veren Ali’dir” hitabına mazhardı. Şecaat ve cesarette “Ali gibi yiğit yoktur” hadisi ile övülen, ilim ve hikmette derya olan Hz. Ali (ra) son günlerde sık sık “Aranızdaki bir eşkıya şu başım ile sakalımı kanımla boyayacak ve siz ona mani olamayacaksınız” diyordu.

Bir gün namaza giderken bir kaz sürüsü bağrışarak Hz. Ali’ye yaklaştılar. Yanındakiler onları kovmak isteyince Hz. Ali (ra) “Bırakın onları! Çünkü onlar matem kuşlarıdır” dedi. Ramazan ayı girince Hz. Ali (ra) üç lokmadan fazla yememeye başladı. “Allah’ın ölüm emrinin aç olduğum halde bana ulaşmasını isterim” diyordu.

Hariciler bir araya geldiler ve “Amr b. Âs, Muaviye ve Hz. Ali’nin öldürülmesine” karar verdiler. Aralarında su-i kast yapacak olanları da seçtiler. Bûrek b. Abdillah Muaviye’yi, Amr b. Bekr et-Temimi Amr b. Âs’ı ve Abdurrahman b. Mülcem el-Hârici de Hz. Ali’yi (ra) öldürmeyi gönüllü olarak üstlendiler. Ramazan’ın 17. Gecesi sabah namazı için sözleştiler. (17 Ramazan 40/24 Ocak 660)

İbn-i Mülcem’ül-Harici yardımcıları Şebib ve Verdan ile beraber Hz. Ali’yi (ra) mescidin kapısında beklemeye başladılar.

Hz. Ali (ra) o gece rüyasında peygamberimizi (sav) gördü. Kalktı ve rüyasını Hz. Hasan’a rüyasını anlattı. “Oğulcuğum! Bu gece rüyamda Resulullah’ı (sav) gördüm. ‘Ya Resulallah! Ümmetinden nice dertlere uğradım, nice düşmanlıklar gördüm’ dedim. Bana ‘Onlara beddua et!’ ferman etti. Ben de ‘Allah bana onlardan hayırlısını versin, onlara da benden daha şerlisini musallat etsin’ dedim” buyurdu. Sonra sabah namazı için hazırlanmaya başladı. Sonra namaz için evinden çıktı.

Cami kapısına gelince pusuda bekleyen Verdan ve Şebib kılıçla üzerine yürüdüler. Hz. Ali (ra) çevik bir hareketle yana sıçrayınca kılıç kapıya saplandı. İbn-i Mülcem ise zehirli hançerini Hz. Ali’nin kafasına vurdu. Bu arada “Ya Ali! Hüküm ancak Allah’ındır, senin ve adamlarının değil!” diye bağırdı. Hz. Ali (ra) “Bu adamı yakalayın!” dedi. Arkadan gelenler onu yakaladılar. Verdan kaçtı ve akrabasının evine sığındı. Durumu haber verip saklamalarını isteyince akrabaları onu kılıçla öldürdüler. Şebib ise kaçıp kurtuldu. Takdir-i ilâhî olarak Muaviye (ra) korumaları sayesinde hafif bir yara ile kurtuldu. Amr b. Âs (ra) o gün camiye gelmemiş ve böylece su-i kasttan kurtulmuş oldular.

Hz. Ali (ra) namaz kıldırmak için Ca’de b. Hubeyre b. Ebi Vehb’i görevlendirdi.  Sonra katili öldürmemelerini istedi. “Kurtulursam cezasını ben veririm, ölürsem kısasımı yaparsınız” dedi. Sonra İbn-i Mülcem’in huzuruna getirilmesini istedi.

Sordu: “-Ey Allah’ın düşmanı! Ben sana iyilik yapmadım mı?”

İbn-i Mülcem “-Evet, yaptın.”

Hz. Ali (ra) “-Niçin kanıma girmek istedin?”

İbn-i Mülcem “-Senin şerrinden insanları korumak istedim. Ben kırk gündür bu kılıcı bileyip zehirle ovuyorum!” dedi.

Hz. Ali (ra) evine getirildi. Üç gün hasta yatağında kaldı. Peygamberimiz (sav) ve Hz. Ebubekir (ra) gibi zehirlenmeden dolayı ıstırap çekti. Bu arada kendisine gelen Müslümanlara, çocukları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e (ra) nasihatlerde bulundu. Şöyle dedi:

Ey Abdumuttalip oğulları! Şayet ben ölecek olursam katilime kısas yapın, sakın burnunu ve kulağını keserek müsle ve işkence yapmayın. Ölmezsem onun hakkında kararı ben veririm. Sakın haksız yere, kan dökmeyen Müslümanların kanını akıtmayın. Müslümanların emiri öldürüldü diye insanlara kıymayın. Katilimden başkasına el kaldırmayın.”

Hz. Hasan ve Hüseyin’e döndü: “Evvelâ Allah’tan korkun! Size kötülük de yapılsa iyilikle karşılık verin. İyi insanların elinde iyilik çıkar. Sakın kaybettiğiniz bir şey için ağlamayın ve Hak sözden başka bir söz söylemeyin. Yetime merhamet edin, zayıfa acıyın, ahiretinizi düşünerek orası için amel edin. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun. Rehberiniz Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünneti olsun. Bu ikisinden başkası ile amel etmeyin ve bu hususta hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmayın ve çekinmeyin.”

Sonra Muhammed Hanefi’ye döndü ve “Abilerin olan Hasan ve Hüseyin’e tabi ol, onlara danışmadan hiçbir işe teşebbüs etme!” dedi. Bu arada Cündüb b. Abdillah “Şayet seni kaybedersek oğlun Hasan’a tabi olalım mı?” diye sordu. Hz. Ali (ra) “Ben bu hususta size ne evet ve ne de hayır derim. Sizler kendi işinizi daha iyi bilirsiniz” diye cevap verdi. Sonra “Ben bu işi Resulullah’ın (sav) bıraktığı gibi ümmetin reyine bırakıyorum” dedi. 

Sonra Hz. Hasan’a (ra) döndü ve dedi: “Sana dört nasihatten ibaret iki şeyi tavsiye ediyorum. Bunlara uyarsan asla zarar görmezsin. En büyük zenginlik akıldır. An büyük fakirlik ahmaklıktır. En büyük cehalet kendini beğenmektir. En büyük fazilet ve üstünlük güzel ahlaktır. Yine sana diyorum ki; sakın ahmakla arkadaş olma, sana faydalı olacağım derken zarar verir. Cimri ile arkadaş olma, ihtiyacın olan şeyi en muhtaç olduğun zaman senden esirger. Ahlaksız ve fasık ile arkadaş olma, o seni kötülüğe sevk eder, yapmasan da en basit bir menfaate seni satar. Sakın korkak ile arkadaş olma, o düşman karşısında seni terk edip kaçar”  dedi.

Nihayet 21 Ramazan 40 Cuma gecesi “Kelime-i şahadet” getirerek ruhunu Allah’a teslim etti. Vefat ettiği zaman miladi 61, hicri 63 yaşında bulunuyordu. Peygamberimizin (sav) yaşadığı kadar yaşamış, yolunu ve sünnetini insanlara öğretmekle ömür tüketmişti.

Hz. Hasan (ra) dışarıda bekleyen büyük bir cemaate vefatını şöyle duyurdu:

“Ey İnsanlar! Bu gece öyle bir zat aramızdan ayrıldı ki Resulullah (sav) onu savaşa gönderirdi de Cebrail (as) sağında, Mikâil (as) onun solunda dururdu. Almak istediği şeyi ele geçirene kadar savaşmaktan vazgeçmezdi. O öyle bir gecede şehit olup ruhunu Allah’a teslim etti ki, İsa (as) o gece göklere yükseltildi. Allah benî-İsrail’in tövbesini o gece kabul etti”  dedi.

Hz. Hasan (ra) Hz. Hüseyin (ra) ve Abdullah b. Câfer (ra) yıkama ve kefenleme hizmetlerini yaptılar. Namazını da Hz. Hasan (ra) kıldırdı.

Hz. Ali’nin (ra) defin ve cenaze işleri bittikten sonra Hz. Hasan (ra) İbn-i Mülcem’i getrterek Allah’ın emri, babasının vasiyeti üzere kısas yaptırarak öldürdü. Böylece peygamberimizin (sav) istikbale dair verdiği bir haberi mucize olarak gerçekleşmiş oldu. 

Hz. Aişe (ra) onun hakkında “Haşimiler içinde onun kadar Allah’tan korkan ve Allah’a itaat edeni görmedim” diye onu methedecektir.

Hz. Ali’nin (ra) vefatı ile “Din ile Siyaset” birbirinden ayrıldı. Diyaneti “Ulemâ” siyaseti de “Umera” temsil ederek yürütmeye başladı. Hz. Hasan’ın (ra) altı aylık hilafeti sonunda hilafeti Hz. Muaviye’ye devrederek hilafetten ve idarecilikten çekilmesi ve Müslümanlar arasında barışı sağlaması ile de peygamberimizin (sav) haber verdiği gibi “Otuz sene sürecek olan hilafet, saltanata ınkılap etmiş oldu.”  Ortaya çıkan fitneler bahar fırtınası gibi Müslümanların istidatlarını inkişaf ettirdi. Kimisi Kur’anın muhafazasına, kimisi hadisin muhafazasına, kimisi ibadetin ve ahlakın muhafazasına çalışarak siyaset dışında İslamın hayata hakim olmasına, kalplerde ve gönüllerde yerleşmesine, İslam ahlakının hayatlanmasına hizmet ettiler. Böylece herkes İslam’a hizmete koştu ve İslamiyet üç kıtaya hâkim ve hükümran olmaya devam etti.


SONUÇ

Tarihten alınacak ve olaylardan çıkarılacak dersler:
1. Fitne zamanında hakka taraftarlık ve hizmet hicret gibidir.

2. Hak ve batıl ortasında bi-taraf kalan bertaraf olur ve batıla hizmet etmiş olur.

3. Muhalefette ittifak edenler, iktidara gelince ihtilafa düşerler.

4. Muhalifleri bir arada tutan menfaat ve düşmanlıktır.

5. Bir imama biat eden, biatında sebat etmeli ve itaat etmelidir.

6. Fikrî bir temeli ve iddiası olmayanın istikbali de olmaz.

7. Menfaati ve korkuyu esas alanlar hakkı esas alanlardan daha çok birliği sağlarlar.

8. İslamiyet öncelikle ulu’l-emre itaati esas alır. Siyasi başarı itaatten kaynaklanır.

9. Tarihe hükmeden ya din veya asabiyettir.

10. İntikam duygusu ile hareket edenler adil olamaz, adaletle iş göremezler.

11. Farklı amaçlarla bir araya gelenler müspet bir iş ve faydalı hizmet yapamazlar.

12. Devletin temeli asabiyete dayanır.

13. Devlet müesseseleşir ve istişareye dayalı bir sistem kurarsa asabiyetten kurtulur.

14. Fitne ve kargaşanın hikmeti hakkı tespit ve dini tahkim etmektir.

15. Dahili ihtilaflar harici düşmanlardan daha tehlikelidir.

16. İmanı zayıf, mütereddit ve korkak insanlarla hakka hizmet edilmez.

17. İki nevi hizmet vardır. Biri ilahi ve semavi, diğeri aklî ve arzîdir. Arzî olan başarıyı, gücü ve iktidarı esas alır, başarıyı bunlarda görür. Semavi olan ise hakkı rızay-ı ilâhiyi ve ahireti esas alır.

18. Bütün ihtilaflar saflıktan ve oyuna gelmekten, iyi niyetten kaynaklanır. Kurnazlar iyi niyetli ve saf insanları çok iyi aldatırlar. Bu nedenle Hz. Ömer (ra) peygambermizin (sav) “Medine kötüleri dışarı atar” hadisine istinaden saf ve aldatılabilir mizaca sahip sahabelerin Medine dışına çıkmasını yasaklamıştı. Hz. Osman (ra) müsaade ettiği için kötü niyetliler o sahabeleri kullanarak pek çok fitneye sebep oldular.

19. Hürriyet her nevi gelişme ve terakkinin buharı ve enerjisidir. İstidat tohumları hürriyet havasında inkişaf eder. Bu nedenle Bediüzzaman Meşrutiyet için “Yarı milelti feda etmiş olsak yine ucuz düşerdi” demiştir.

20. Hz. Ali’ye (ra) en çok zarar verenler “ahmak dost” tabir edilen “Cahil müçtehitler, ilimden yoksun kurralar ve siyasetten mahrum abidler” olmuştur.

21. Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye’nin mücadelesi bir yönüyle iktidar ve muhalefet mücadelesine benzemektedir. Muhalefet saltanatı savunduğu ve şartlar da buna uygun olduğu için hilafeti müdafaa eden Hz. Ali’ye galip gelmiş ve hilafet saltanata dönüşmüştür. Ahmak dost düşman kadar zarar verir.

22. Hariciler “Radikal İslam’ı” temsil ediyorlardı. Onlar dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan olup dinin zahirine göre hükmeden ilimden ve medeniyetten yoksun bedevilerdi.


Etiketler:  Hz. Ali Hz. Hasan Hz. Hüseyin Hz. Alinin Şehadeti Hz. Muaviye Eşter Amr b. As
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
HZ. HASAN
HZ. HüSEYIN
AMR B. AS
HZ. MUAVIYE