Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Hz. Ebubekirin Halife Seçilmesi
Advertisement
Hz. Ebubekirin Halife Seçilmesi PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 25 Ocak 2012

M. Ali KAYA
Hz. Abbas (ra) Haşimiler’le beraber cenazeyi duyup gelenleri ağırlamak ve taziyelerini kabul etmekle meşguldü. Hz. Ali (ra) ise Fadl b. Abbas (ra) ile beraber peygamberimizin (sav) yıkanması ve kefenlenmesi ile meşgul oluyorlardı.
Sahabelerin ileri gelenleri ise Beni Sa’dın avlusunda toplanmışlar durum müzakeresinde bulunuyorlardı.

Hazrecli’lerin reisi Sa’d b. Ubade (ra) konuşmaya başladı: “Ey Ensar! Sizin faziletiniz kimsede yoktur. Allah’ın peygamberi Hz. Muhammed’i (sav) kendi kavmi ve kabilesi kabul etmedi. Onların pek azı imanı kabul ettiler. Allah sizi İslam ile şereflendirdi. Muhacirleri korumak, dini yüceltmek için cihat etmek sizlere müyesser oldu. Bu din sizinle yayıldı. Araplar sizin kılıçlarınıza boyun eğdi. Resul-i Ekrem (sav) sizden razı olduğu halde vefat etti. Bu nedenle şimdi emirlik sizin hakkınızdır” dedi. Bunun üzerine Ensar’dan bazıları “Allah sizi muvaffak etsin, peygamberden sonra seni seçer, sana uyarız” dediler.

Evsliler aralarında “Hazrecliler reis olurlarsa bize söz hakkı vermezler ve tahakküm ederler” diye konuşmaya başladılar. Çünkü aralarında eskiden beri gelen bir rekabet vardı. Ancak peygamberimizin (sav) Medine’ye gelmesi ve İslam ile şereflenmelerinden sonra kardeş olmuşlardı.

Sahabelerden bazıları bu konuşmaları duyunca hemen Hz. Ebubekir (ra) Hz. Ömer (ra) ve Hz. Ebu Ubeyde’ye (ra) haber verdiler. Onlar da hemen Beni Saide’nin avlusuna koştular. Çünkü peygamberimiz (sav) her istişarede Hz. Ebubekir’i sağına, Hz. Ömer’i (ra) ise soluna oturtmadan istişareyi yapmazdı. Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) için de “Ebu Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurmuşlardı.

Hz. Ebubekir (ra) toplantıya girince söz aldı ve: “Allah’a hamd ederek sözüme başlıyorum. Bu ümmet İslam’dan önce taştan ve ağaçlardan yapılan putlara tapan cahil bir topluluktu. Allah kendisini tanıtmak ve yaratılış amacını öğretmek için Hz. Muhammed’i (sav) elçi olarak gönderdi. Önce Muhacirin’i, sonra Ensar’ı iman ile şereflendirdi. İlk iman etme şerefine erenler muhacirlerdir. Resul-i Ekrem’in sadık dostu ve aşireti de onlardır. Bu cihette onlar emanete herkesten daha fazla layıktırlar.

Ensar’a gelince, Ey Ensar! Sizin şerefiniz ve faziletiniz inkâr edilemez. Resululah’a sizler yardımcı oldunuz. Fakat Araplar emirlikte ancak Kureyş’i tanırlar. Başkalarının emirliğini kabul etmezler. Zira Kureyş kavmi şerefçe ve soyca Arab’ın hayırlısıdır. Memleketleri de Arap yarımadasının ortasıdır. Kureyş umeradır, ensar ise vüzeradır. Hiçbir meşveretten geri bırakılamazsınız. Sizin reyleriniz alınmadan bir iş görülmez” dedi. Hz. Ömer (ra) söz aldı ve “Yâ Ebabekir! Resulullah (sav) hasta iken sizi imamlığa sizi tavsiye etti. Emirlik için vasiyet etmiş olsaydı yine sizi tavsiye ederdi” dedi.

Ensardan Hubab b. Münzir ibn-i Cemuh kalktı ve “Bizden bir emir, sizden bir emir olsun” dedi. Hemen Hz. Ömer (ra) “İki emir bir arada olmaz. Peygamber (sav) hangi kabileden ise emir de o kabileden olmadıkça vallahi Arap kabileleri kabul etmez ve ona itaat etmez” diye bu görüşe karşı çıktı.

Hubab b. Münzir buna mukabil “Ey Ensar! Bu dine Arap kavmi sizin kılıçlarınızla itaat etti. Hakkınızı başkasına kaptırmayın!” dedi.

Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) araya girdi: “Ey Ensar! İlk önce bu dine yardım eden sizler oldunuz; sakın şimdi de ilk önce işi bozan sizler olmayasınız!” dedi.

Bu hususta pek çok söz söylendi.  Hz. Ebubekir (ra) “Peygamberimiz (sav) ‘İmamlar Kuryştendir. ’ buyurdular” deyince sahabeler seslerini kestiler. Sonra Hz. Ebubekir (ra) Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı göstererek “Size bu iki zatı intihab ettim. Bunlardan birisine biat ediniz” buyurdu. Onların her ikisi de imtinâ ettiler. “Bizler hazreti peygamberin (sav) arkasında namaz kıldığı ve kendisine namazda halife yaptığı zatın önüne geçemeyiz. Elini uzat biz sana biat edelim” dediler.

Bunun üzerine önce Beşir b. Sa’d (ra) koştu ve Hz. Ebubekir’in (ra) elini tutarak biat etti. Onun arkasından Hz. Ömer (ra) ve Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) Hz. Ebubekir’in (ra) elini tuttu ve biat etti. Onlarına ardınca orada bulunan bütün Muhacir ve Ensar (rae) sıraya geçerek Hz. Ebubekir’e (ra) can-u gönülden biat ettiler.

1. Hz. Ali’nin (ra) ve Haşimilerin Durumu:
Hz. Zübeyir, Mikdad, Selman-ı Farisi, Ebu Zerr-i Gıfarî, Atabe b. Ebu Leheb, Ammar b. Yâsir’in (rae) içlerinde bulunduğu bir çok Haşimoğulları Hz. Ali’yi halife olarak seçmek istiyorlardı. Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) cenaze, teçhiz ve tekfin işleriyle meşgul olduğu için ilk gün Hz. Ebubekir’e (ra) biat etmemişti. Haşimiler de taziyeye gelenlerle meşguldüler.

Peygamberimizin (sav) defin işlemi bittikten sonra Hz. Ali (ra) evine çekildi ve taziyeleri burada kabul etmeye başladı. Burada yapılan konuşmalarda Hz. Abbas (ra) Hz. Zübeyir (ra) (Ebubekir’in (ra) damadıdır) Miktat, Selman-ı Farisi, Ebu Zerr, Ubey b. Ka’b, Ammar b. Yâsir ve Ebu Süfyan’ın (rae) da içinde bulunduğu bir topluluk vardı. Hz. Abbas (ra) Hz. Ali’ye (ra) “Gel sana biat edeyim. Ben biat edersem halk da biat eder” dedi. Ebu Süfyan’da (ra) “Yâ Ali, elini uzat sana biat edeyim ve istersen çevreni yüzlerce atlı ve piyade ile doldurayım” dedi. Zübeyir (ra) “Ali’ye biat edilmedikçe kılıcımı kınıma sokmam” derken “Atabe b. Ebu Leheb “Halifeliğin ve idareciliğin Haşimîlerden gideceğini zannetmem” diye şiirler söylüyordu.

Ebu Süfyan bu tutumu ile hala üstünlük ve liderlik sevdasında olduğunu gösteriyordu. Kendisi Benî Ümeyye’dendi ve Beni Ümeyye ile Haşimiler arasında eskiden beri bir rekabet vardı. Daha sonra Hz. Muaviye (ra) bunu açığa vuracak ve Hz. Ali (ra) ile hilafet davası güdecekti. Abbasiler de Benî Haşim’in devamı idiler. Hz. Ebubekir (ra) Kureyş’in Benî Teym kabilesindendi. Bu azınlık bir kabileydi ve bu nedenle Ebu Süfyan Hz. Ebubekir’e (ra) biat etmemiş, Haşimilerden Hz. Ali’nin (ra) yanına gelmişti. “Hz. Peygamberin (sav) halifeliği nalıl olur da Kureyş’in en küçük kolu temsil eder?” diyordu ve hilafeti babadan oğula geçecek bir saltanat olarak düşünüyordu. Bu nedenle Hz. Abbas’ı (ra) ve Hz. Ali’yi tahrik etmek istiyordu. 

Hz. Ali (ra) Ebu Süfyan’ın bu teklifini reddederek şöyle dedi: “Yâ Ebu Süfyan! Sen Müslümanlar arasında ayrılık mı çıkarmak istiyorsun” dedi. Sonra ilave etti: “Ebubekir’in asalet ve üstünlüğünü, hilafete layık ve ehil olduğunu bilir kabul ederiz. Ancak hilafet konusunda bize danışılmamasına gücendik. Yoksa peygamberimizin (sav) imamlık şerefini ona verdiğini de biliyoruz” dedi.

2. Hz. Ebubekir’in (ra) Çözüm Arayışları:
Hz. Ali’nin (ra) biatı geciktirmesi “Hz. Ali’nin hilafet dava ettiği ve Ebubekir’i tanımadığı” dedikodularının yayılmasına sebep oldu. Bu da Müslümanları endişelendirdi. Hz. Ebubekir (ra) Ebu Ubeyde’yi (ra) Hz. Ali’ye (ra) gönderdi.

Ebu Ubeyde’ye (ra) şöyle dedi: “Senin peygamber katında büyük merteben vardır. Peygamberimiz (sav) senin için ‘bu ümmetin emini’ demişti. Senin yüzünde hayır açıkça görülmektedir. Allah seninle bu dini birçok defa aziz kıldı. Sen daima dine yardımcı oldun. Allah için, Resulullah için ve bu İslam cemiyetini selameti için ihtiyatlı davran ve Ali’ye git. Ona tevazu ile yaklaş, hatırını iyi tut. Çünkü onun peygamberimizin katında değerli bir yeri vardır. Ona de ki ‘İslam toplumu ile hilafetin hükmü dinde açıktır. Peygamberimiz (sav) ‘Ümmetin çoğunluğu dalalette birleşmez’ buyurmuşlardır. ‘Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır.’ Bu nedenle cemaatten başka kurtuluş ve selamet yoktur. Şeytan Müslümanlar arasına ayrılık sokmaya çalışıyor, kuruntu verip insanları aldatıyor ve şerlileri ümitlendiriyor. Hz. Âdem’den beri şeytanın hile ve tuzağı budur. Ondan hiç kimse kendisini kurtaramaz; meğerki dinde ‘ihlas’ sahibi ola… Allah rızasını esas tutup bir başka beklenti içinde olmaya…

 Ali’ye söyle sükûtu ile kalbinde hastalık olanlara ümit vermesin. Dedikoduların önünü kessin. Biz İslam dini için her türlü fedakârlığı yaparken o henüz çocuktu. Şimdi yaşı kemâle ermiştir. Onun fazileti ve Resulullah katındaki yüce mertebesi bizce meçhul değildir ve biz onu inkâr ediyor da değiliz. Zamanını beklesin. Kollarını sıvasın. O bu ümmetin ekmeğinin katığı gibidir, ısrar edip de kurtlanmasın. O bu ümmetin keskin kılıcıdır, eğrilip kesmez olmasın. Yine o bu ümmetin tatlı suyudur, acıyıp bozulmasın. Ben Resulullah’tan emirlik işini sordum. “Yâ Ebâ Bekir! Bu iş ona talip olmayanındır. İdarecilik ona ragıb olup ta onun için mücadele edenin değildir” buyurdular.

Ya Ebu Ubeyde! Sen yine Ali’ye söyle, de ki: “Allah biliyor ki Resulullah damatlık hususunda benimle meşveret etti ve Kureyş delikanlılarının bazılarını ismini saydı. Ben de “Ali hakkında ne buyurursunuz?” dedim. “Yaşının küçüklüğünden onu Fatıma’ya uygun görmüyorum” deyince “Elimizin altında olup himayemizde oldukça ikisi için de bereket şamil ve nimet mebzul olur” dedim. Kendisini damatlığa uygun görüp istedim. Benim bu muamelem, senin şimdiki muamelemden daha hayırlı idi. İtimat et ki bu hilafet işinde Resulullah (sav) Ali’yi ima etmiş de başkasını ihmal etmiş değildir. Ali hakkında bir şeyler söylemiş de başkası hakkında sükut etmiş değildir. Şayet bu konuda zihninde bir şüphe varsa gelsin, sahabe bu konuda ne demişse o olacaktır. Zira Resululah (sav) bu cemaatten memnun ve haklarında şefik idi. Şayet onlar Ali’ye biat ederlerse ben de onlarla beraber biat ederim. Yok onlar bana biat etmişlerse Ali’ye de bana biat etmek düşer.

Yüce Allah iyilik ve takvada yardımlaşmayı emretmiştir. (Maide, 5:2) öyle ise gelsin kin ve öfkeden uzak kalplerle bu işi nihayete erdirelim. Adavetten uzak gönüllerle Allah’a kavuşalım. Fitne kapısı kapalıdır, açmayalım. İnsanlar pek zayıftır; onlara yumuşak davranalım ve zora sokmayalım. Allah bizleri görmekte ve yaptıklarımıza şahit olmaktadır.”

Orada hazır bulunan Ömer (ra) da ayağa kalktı ve Ebu Ubeyde’ye şöyle dedi: “Yâ Ebu Ubeyde! Ali’ye de ki: Uyku aslı olmayan hayalleri gösteren bir haldir. Husumet de harbe sebep olan bir keyfiyettir. Heva ve hevese kapılmak işin sonunu düşünmemekten doğar. Burada bulunanların her birinin bir mertebesi ve makamı vardır. Biz yarasından gocunan develer gibi değiliz. Bu cemaatin susması acizliğinden olmadığı gibi, şimdi konuşması da korkusundan değildir. Allah her kibirlinin burnunu kırar ve her zorbanın belini büker ve her yalancının dilini keser. Haktan sonra dalaletten başka ne vardır?

Hz. Muhammed (sav) vazifesini tamamladı ve gitti. Onun hakkında da açıkça bir şey demedi. Bizler Acemler ve Rumlar gibi azametli bir devlete talip değiliz. Bilakis sıdk ve hak ile hidayete erip salam kalpli, bileği kuvvetli, risalet ziyası ile hidayete eren hürriyet ve ismet ile amel edenleriz.

Zanneder misiniz ki Ebubekir bu işi hile ile kaptı. Bu ümmetin gözleri bağlanmadı ve şuuru kapanmadı, akılları bozulmadı ve fesada düşmedi. Bu ümmet hak, sıdk, doğruluk ve adalet dışında bir şeye boyun bükmez ve razı olmaz. Hakikat şu ki, Ebubekir bildiğin gibi aziz ve alicenap bir zattır. Hilafete zorla talip olmadı. Nazlandı ve çekindi. Hilâfet ona meftun oldu. Bu ona Allah’ın bir lütfu ve ihsanıdır. Bu bir nimettir ki Allah şükrünü ona vacip kıldı. Bu bir ihsandır ki Allah bu ihsanı Ebubekir’e yaptı. Onun emirliği ile bu ümmet de onunla Allah’ın lütfuna mazhar oldu. Resulullah (sav) zamanında da bu devlet kuşu onun etrafında dolaşıp dururdu. Lâkin bu ona iltifat etmez ve vaktini gözetmezdi. Allah kullarını bilir, kullarına merhametlidir. Hakkında hayırlısını ihtiyar eder.

Alinin de ilim ve fazilette makamı meçhul değildir. Hakkı inkâr olunmaz. Lâkin onun omuzundan daha büyük bir omuz, akrabalığından daha yakın bir akrabalık ile, onun yazısından daha ileri bir yazı ile ve cahiliye döneminde onun adının geçmediği vakalardaki hareketleri ile İslam’a hizmeti geçmiş ondan daha üstün olanlar vardır. Hz. Ebubekir daima peygamberin (sav) sırdaşı ve kader ortağı idi. Bu da bütün Ensar ve Muhacir’in bildiği ve kabul edip teslim ettiği bir husustur. Hz. Ebubekir’in bu faziletlerinden dolayıdır ki Ensar ve Muhacir ona biat etmişlerdir.

Allah için doğru söylemek gerekirse Ali akrabalıkta Resulullah’ın yakınıdır. Lâkin Ebubekir dince ve mertebece Resulullah’a daha yakındır. Akrabalık et ile kandır. Mertebece dince yakınlık ise ruh ile nefstir. Bu ise büyük bir farktır. Mü’minler bunu bilmişler ve bu nedenle Hz. Ebubekir’e (ra) biat etmişlerdir. Bunda şek ederse şunda etmesin ki; “Allah’ın eli cemaatle ve rızası da ehl-i taat iledir. Şimdi Ali’ye git ve bu gün hayırlı, yarın faydalı olacak bir karar vermesini söyle!” dedi.

Ebu Ubeyde (ra) kalktı Hz. Ali’nin (ra) evine gitti. Hz. Ebubekir’den (ra) ve Ömer-i Faruk’tan (ra) aldığı sözleri aynen nakletti. Hz. Ali (ra) söylenenleri dikkatle dinledi. Tesirini iliklerinde ve kalbinde hissetti. Sonra şöyle dedi: “Ya Ebu Ubeyde! Bu sözler hep kavmin kalbinde gizli mi ki düşünüp böyle manalar çıkarıyorlar?” dedi. Ebu Ubeyde (ra) “Ben bana verilen vazifeyi yaptım. Ben söküğü dikeyim, deliği kapayayım, gerisini Allah bilir” diye cevap verdi.

Hz. Ali (ra) şöyle dedi: “Benim evin bucağında oturmam hilafet talebimden veya emr-i am’rufu inkârdan veyahut herhangi bir Müslümanı itab için değildir. Belki Resulullah’ın ayrılığı beni çarptı. Resulullah’ın bize en büyük emaneti kitab-ı ilâhî olan Kur’ân-ı Kerimdir. Onun muhafazası ateşi içime oturdu. Allah bilir ki meşguliyetim Allah’ın kitabı iledir. Ben Allah’ın kitabına bakıyorum ve onu toplamak, iki kapak arasında toplamakla meşgulüm. Dağınık olanları toplamakla meşgulüm. Aleyhimde bir ittifak olduğunu bilmiyordum. Madem benim yüzümden olaylar olmuş, benim yüzümden herhangi bir Müslümana bir fenalık gelsin istemem. Söyleyecek şeyim çoktur; ama hiçbirini söylemeyeceğim. Davamı Allah’ın huzurunda göreceğim. Yarın sabah giderek Ebu Bekir’e biat edeceğim. Beni mahzun, sizi memnun eden duruma da sabredeceğim. Ta ki kaderin hükmü yerini bulsun. Allah her şeye şahittir.”

3. Hz. Ali (ra) Hz. Ebubekir’e Biat Ediyor:
Bu olay Hz. Ebubekir’in (ra) Hz. Ali’nin (ra) şahsiyetine ne kadar önem verildiğini ve O’nun biatını almanın Hz. Ebubekir (ra) için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. O dönem Hz. Ali’nin (ra) kuvvetli desteğe ve güce sahip olduğu bir dönemdi. Şayet kendisinin hilafette gözü olsaydı ve kendisine yapılan tekliflere sıcak baksaydı ve hilafet davasına kalkmış olsaydı büyük ihtilafa ve ayrılıklara sebep olabilirdi.

Hz. Ebubekir (ra) hilafet konusunda sadece oy birliğine veya oy çokluğuna değil, gönül birliğine dayanmak gerektiğini de kabul ediyor ve bunu sağlamaya çalışıyordu. Yüklediği ağır vazife ve durumun nezaketi de bunu gerektiriyordu.

Ertesi günü Hz. Ali (ra) Hz. Zübeyir (ra) ile beraber Mescid-i Nebeviye gitti. Doğruca Hz. Ebubekir’in yanına vardı. Elini tuttu ve ona biat etti. Sonra onun hakkında güzel sözler söyleyerek vakarla yerine oturdu.

Hz. Ebubekir (ra) da Hz. Ali’ye şöyle dedi: “Ya Ali! Senin yanımızda çok büyük bir değerin vardır. Sen katımızda aziz ve kerimsin. Öfkeli iken Allah’tan korkar, rıza halinde de ona döner ve ondan dilersin. Ne mutlu senin gibi havf ve reca dengesini korumayı bilene!

Ben emirliğe rağbet etmedim; lâkin fitne zuhur eder diye korku ve dehşetle olanları görüp çaresiz kabul etmek zorunda kaldım. Emirlikte benim için rahat yok. Benim sırtıma yüklenilen ağır yükü Allah senin sırtından indirdi. Biz sana her zaman muhtacız, senin faziletini ve Allah Resulü yanındaki değerini biliriz. Allah’a rağbet eder, onun rızasını ararız.”

Hz. Ali (ra) ve Hz. Zübeyir (ra) “Bizim hilafette gözümüz olmadığı gibi rağbetimiz de yoktur. Lakin böyle mühim bir işte meşveretten hariç kaldığımızdan gücümüze gitmiştir” dediler. Biat için geç kalmış olmalarından dolayı da özür dilediler. Hz. Ebubekir (ra) onların özürlerini kabul etti.

Hz. Ali (ra) kalktı, Hz. Ömer (ra) onu teşyi etmek için onunla dışarı çıktı. Hz. Ali (ra) ona biat konusunda geç kalmasının sebebini anlattı ve “Şimdiye kadar geç kalmış olmamızın sebebi Ebubekir’in hilafetini kabul etmeyişimden, şimdi gelmiş olmam da korkumdan değildir. Ben sözümü ciddi söylerim. Gözümün gördüğü, ayağımın bastığı, yayımın çekildiği ve okumun düştüğü yeri bilirim. Lâkin belâ üstüne gelen belâdan Allah’a güvenerek atımın gemini tuttum. Hz. Peygamberin (sav) vefatından sonra benim hilafeti talep ettiğimle itham olunmam bana ağır geldi” dedi.

Hz. Ömer (ra) “Sözü uzatma. Biz öyle bir kavmiz ki çakmağı çakarsak ateş çıkarırız. Cemaatimizin hali malumdur. Sözlerini dinledim. Ben de konuşacak olursam söylediğine pişman olursun. Resulullah’n vefatı beni çarptı demişsin. Resulullah’ın vefatı sadece seni mi çarptı. Resulullah’ın şeriatını ve Allah’ın kitabını korumak hepimizin görevidir. Bu Resulullah’a olan sevginin icabındandır. Demişsin ki Kur’an ile meşgulüm. Kur’anın evamirine imtisalen tebliğ de, tatbik de, halka nasihat ve merhamet de ibadet ve Kur’ana hizmetin gereğidir. Bir de aleyhindeki ittifaktan bahsetmişsin. Aleyhine hangi ittifak vaki olmuştur. Hangi hakkın gizlenmiştir veya elinden alınmıştır. Dün ensarın ne dediği ve ne yaptığı malum olmuştur. Ensar da muhacirin de sizin için hak olandan ayrılmamıştır” dedi.

Hz. Ali (ra) “Vallahi yaptığımı bozmak için yapmadım. Dönmek niyeti ile de ikrar etmedim. Allah katında en ziyade zarar gören, nifakı seven ve anlaşmazlığı destekleyendir. Her beliyyede ancak Allah ile teselli bulunur. Her hadisede Allah’a tevekkül olunur. Artık rahatça mescide dön. İstediğin ve söylediğim haricinde bir şey yoktur” dedi.

Hz. Ömer (ra) mescide döndü. Haşimiler’in hepsi geldiler ve Hz. Ebubekir’e biat ettiler. İhtilaf kalmadı. Böylece peygamberimizin (sav) vefatından bir hafta sonunda Hz. Ebubekir-i Sıddık’ın hilafetinde icma vaki oldu. O esnada Medine’de bulunan 33.000 sahabe Hz. Ebubekir’e biat ederek hilafetinde ittifak ettiler.

Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) der ki “Resulullah’ın vefatından sonra başıma gelen en güç hal bu ittifakı sağlamak olmuştur.” O gün bir ihtilaf söz konusu olmuş olsaydı İslamiyet çok büyük yara alırdı. 

4. Hz. Ebubekir’e (ra) Umumi Biat:
Peygamberimizin (sav) defin işlemi başlamadan önce halife seçilmesinin ikinci gününde yani Salı günü Hz. Ebubekir’e umumi biat yapılmıştır. Hz. Ali (ra) bu umumi biatte bulunmamış, taziyeleri kabul etmiş ve gelenlerle ilgilenmiştir.

Hz. Ebubekir (ra) biatten sonra mescitte minbere çıktı: “Ey ahali! Sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza emir olarak seçildim. Şayet iyilik edersem bana yardım ediniz, eğer fenalık edersem bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk emanettir, yalancılık hıyanettir. Hak sahibi hakkını alana kadar benim yanımda en güçlünüzdür. En güçlünüz de haksız olduğu sürece benim katımda en zayıfınızdır. Cihadı asla terk etmeyiniz. Cihadı terk eden bir millet zelil olur. Ben Allah’a ve resulüne itaat ettiğim sürece bana itaat ediniz. Şayet ben Allah’a ve resulüne itaat etmezsem sizin de bana itaat etmeniz gerekmez” diyerek hilafetinde takip edeceği usulü belirlemiş oldu.

Peygamberimizin (sav) nereye gömüleceği hususu ihtilaf konusu oldu. Her kafadan farklı bir ses çıkıyor ve herkes farklı bir fikir ileri sürüyordu. Hz. Ebubekir (ra) “Ben peygamberimizden ‘Peygamberler vefat ettikleri yere gömülürler’ buyurduğunu işittim” deyince Hz. Aişe’nin (ra) hücresi boşaltıldı ve buraya kabr-i şerifinin yapılması kararlaştırıldı.

Cenaze namazının nasıl kılınacağı hususu problemi ortaya çıktı. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra) “Peygambere kimse imam olamaz. Bu nedenle onun namazını herkes ferden ferda kılması gerektiği hususunu” kabul etti. Böylece sahabeler bireysel olarak gruplar halinde cenaze namazını kıldılar.


Etiketler:  Hz. Ebubekir Hz. Ömer Hz. Ali Hz. Ebu Ubeyde Haşimiler Hilafet Hazrec Evs Ebu Süfyan
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
HILAFET
HZ. ÖMER
HZ. EBUBEKIR
EBU SüFYAN