| Hz. Ebubekirin Hilafetteki İcraati |
|
|
|
| Çarşamba, 25 Ocak 2012 | |
|
1.8.1 Üsame Ordusunun Suriye’ye Gönderilmesi: “Allah selâmet versin. Git ve Resulullah (sav) size ne emretmiş ise onu yap ve ona göre hareket et!” dedi. Peygamberimiz (sav) Hz. Ömer’i (ra) Üsamenin emrine vermişti. Hz. Ebubekir (ra) Üsame’ye “Şayet uygun görürsen Ömer’i bana yardım etmek üzere benim yanımda bırak” dedi. Üsame razı oldu ve Hz. Ömer (ra) Ebubekir’in yanında bıraktı. Hz. Ebubekir (ra) Ömer (ra) ile Medine’ye döndü. 1.8.2 Hz. Ebubekir’e Maaş Bağlanması: Hz. Ömer (ra) “Ya Ebâ Bekir! Müslümanların işleri sana tevdi olunmuştur. Siz geçiminiz için çalışacak olsanız Müslümanların işlerini nasıl yapacaksınız? Biz sana Müslümanların mallarından günlük nafaka takdir ederiz” dedi. Sahabeler istişare ettiler ittifakla günlük yarım koyun, yazlık ve kışlık iki kat elbise ve senede iki bin dirhem nakit takdir ettiler. Hz. Ebubekir (ra) “Benim ailem var, siz benim ticaretime de engel oldunuz bunu artırınız” dedi. Sahabeler de iki bin dirhem yıllık nakite beş yüz dirhem daha ilave ederek iki bin beş yüz dirheme çıkardılar. Halifenin maaşı da “İcma-i Sahabe” ile karar altına alınmış oldu. 1.8.3 İrtidat Olaylarına Karşı Tutumu: Hz. Ebubekir’in (ra) babası hayattaydı. Kendisi âmâ olup yaşıyordu. “Peygamberden sonra bu işi kim eline aldı?” diye sordu. “Oğlun Ebubekir!” dediler. “Ona Abd-i Menaf ve Muğireoğulları razı oldu mu?” diye sordu. “Evet!” dediler. O zaman “Allahım! Senin verdiğine kimse engel olamaz; vermediğine de kimsenin gücü yetmez” dedi. Ebu Kuhafe çok yaşlı ve tecrübeli olduğu için Ebubekir’in hilafetini Kureyş ulularının kabul etmesiyle ancak mümkün olacağını düşünmüş ve kabulüne sevinmişti. Taifliler ile Sakif kabilesi de dinden dönmemiş, sebat etmişlerdir. Diğer Arap kabileleri ya kısmen veya tamamen dinden dönmüşlerdir. Bazıları da “Namaz kılarız; ama zekât vermeyiz” diye bazı şartlar öne sürmüşlerdir. Hz. Ebubekir (ra) buna mukabil “Onları kılıçlarımızla yola getiririz” deyince Hz. Ömer (ra) “Lâ ilâhe illallah diyene nasıl kılıç çekeriz?” deyince “Vallahi Resulullah’a verdikleri bir oğlağı esirgeyecek olsalar elim kılıç tuttukça onlarla savaşırım” dedi. Şayet o zaman İslam ahkâmını tatbikte müsâmaha gösterilmiş olsaydı İslam hilafeti gerekli kuvveti ve gücü bulamazdı. İslam hükümleri de o zamandan tahribe yönelmiş olurdu. Hz. Ali, Osman, Zübeyir, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf (rae) beraberce oturup bu irtidat olaylarını konuşurlarken Hz. Ömer (ra) “Korkmayın ey Kureyş uluları! Vallahi siz nereye giderseniz Kureyş ardınızdan gelir, Araplar da onların arkasından gelir” diye endişeye mahal olmadığını söylemiştir. Yemen’de Esved-i Ansi peygamberlik davasında bulunmuş, halkı da yanına almıştı. Amman’da Lakid b. Malikezdi, Benî Esed kabilesinden Talha, Yemâme’de Müsyelemetü’l-Kezzab, Temim kabilesinden de Secah adında bir kadın peygamberlik iddiasında bulunmuşlardı. Daha sonra Müseyleme ile Secah evlenerek dinlerini birleştirmişlerdi. Üsame b. Zeyd (ra) Şam tarafına gitti ve muzaffer olarak döndü. İslam ordusunun Suriyede dolaştığı halde Bizans askerlerinin onlara karşı çıkamaması Arapların kuvve-i maneviyesini güçlendirmiş, Müslümanlara ise maneviyatlarını ve kendilerine güvenlerini artırmıştı. Hz. Ebubekir (ra) Üsame ordusunu da yanına alarak mürtet Arapların ve yalancı peygamberlerin üzerine gönderdi. Kendisi de kılıcını kuşandı ve devesine bindi, kendisi de sefere çıkmaya niyet etti ki Hz. Ali (ra) müdahale etti ve devesinin yularını tuttu. “Yâ Emire’l-Mü’minîn! Ben sana Uhut gününde Resulullah’ın dediğini derim. ‘Kılıcını kınına sok, nefsinle bizleri acıklı etme!’ buyurmuştu. Unuttun mu? Vallahi sana bir hal olursa İslam bundan sonra intizam bulmaz” dedi. Diğer sahabeler bu sözleri tasdik ettiler. Böylece Hz. Ebubekir (ra) Medine’de kaldı. Hz. Ebubekir (ra) Halid b. Velid, İkrime b. Ebucehil, Hâlid b. Sa’d, Amr b. Âs (rae) ile dört koldan Arabistan’ın dört bir tarafına askerî birlikler göndererek Arapların tamamını zapt-u rapt altına aldı. Hz. Ebubekir (ra) İslam prensiplerinden asla taviz vermedi. Azimetle amel etti, ruhsatlara hiç tenezzül etmedi. Adalet-i mahzayı esas aldı ve ona göre amel etti. Bu sayede İslam hiç tavizsiz tatbik edildi. 1.8.4 Yemame Savaşı ve Müseylemetü’l-Kezzabın Öldürülmesi Kur’anın benzerini yapacağım diye şairliğine güvenerek çeşitli ayetler uydurdu. İnsanların kendisine bağlamak için de namazı üç vakte indirdi. İçkiyi ve zinayı meşrulaştırdı. Sonra küstahça peygamberimize mektup yazarak yeryüzünün yarısının kendisine yarısının da Müslümanlara ait olduğunu iddia etti. Secah adında peygamberlik iddia eden bir kadınla bir araya gelerek peygamberliklerini birleştirdi ve onunla evlendiğini ilan etti. Peygamberimiz (sav) vefat ettiği için bu fitneyi ortadan kaldırma işi Hz. Ebubekir’e kaldı. Hz. Ebubekir (ra) Usame’nin (ra) ordusu muzaffer bir şekilde Suriye’den dönünce Hz. Halid b. Velid’i Müseyleme üzerine gönderdi. Ordunun sancağını da Hz. Ömer’in kardeşi Zeyd b. Hattab’a (ra) verdi. Yemame bölgesinde yapılan çetin bir savaşta Müseyleme’nin ordusu perişan edildi. Aralarında Zeyd b. Hattab (ra) Sabit b. Kays el-Ensari (ra) Ebu Dücane (ra) ve Ebu Huzeyfe b. Utbe (ra) gibi seçkin sahabelerle 70 kadar hafız sahabe ve 700 müslüman şehit oldu. Müseyleme’nin ordusunda ise 20 bin kişi öldürüldü. Hz. Hamza’yı (ra) şehit eden Vahşi b. Harb aynı mızrakla Müseyeleme’yi vurarak öldürdü. Ensar’dan bir yiğit de başını gövdesinden ayırdı. Müseyeleme ile evlenen Secah daha sonra tövbe ederek iddiasından vaz geçip yeniden Müslüman oldu. 1.8.5 Hz. Ebubekir’in Kur’ân-ı Kerime Hizmeti: Kur’an nüshalarının pek çok ellerde bulunmasının tehlikesi vardı. O da bir gün birilerinin çıkarak Kur’ânda olmayan ayetleri Kur’anda varmış gibi iddia etmeleriydi. Bu durumda Kur’ân-ı Kerim de diğer kitaplar gibi tahrif edilme tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyordu. Hz. Ömer (ra) bu hususu Hz. Ebubekir’e açtı ve tehlikesini anlattı. Hz. Ebubekir (ra) “Resulullah’ın (sav) hayatında yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım” diye önce karşı çıktı; ama sonra düşününce Hz. Ömer’i haklı buldu. Zira peygamberimiz (sav) hayatında vahiy devam ettiği için bir kitap Kur’ânın bir kitap halinde toplanmasına ihtiyaç olmamıştı. Hem peygamberimiz (sav) hayatta olduğu için tahrif ve uydurma tehlikesi söz konusu değildi. Ama bu gün şartlar değişmiş ve Kur’an nazil olup tamamlanmıştı. Kitap halinde toplanması bir ihtiyaç olarak Hz. Ebubekir’in önünde duruyordu. İleri gelen sahabelerle istişare etti. Hz. Ali, (ra) Hz. Osman, (ra) Zeyd b. Sabit (ra) ve Ensar ile Muhacirinin fakihlerini bir araya getirdi ve konuyu enine boyuna müzakereye açtı. Resmi bir heyetle Kur’ân-ı Kerim ayetlerini toplamayı, elde bulunan bütün Kur’ân ayet ve nüshalarını toplamayı, heyet huzurunda cemetmeyi ve kitap halinde toplanıp üzerinde “icma” vaki olunca eldeki diğer tüm nüshaları imha etmeyi karar altına aldılar. Hz. Zeyd b. Sabit (ra) Kur’an-ı Kerimin hafızı ve peygamberimizin (sav) yanından hiç ayrılmayan Kur’ân Muhafızı ve Vahiy Kâtibi olduğu için onu heyetin başına getiren Hz. Ebubekir (ra) başta Hz. Ali (ra), Hz. Osman (ra) Hz. Abdullah b. Mesut, (ra) Abdullah b. Abbas (ra) ve Ubey b. Kaab (ra) olmak üzere 10 kişilik bir heyet teşekkül ettirdi. Sonra Medine’de “Peygamberimizden (sav) kim Kur’an namına ne almışsa onu iki şahitle beraber heyetin huzuruna getirmeleri” hususunda ilânat yaptırdı. Heyete de “İki şahitle beraber getirilenleri kabul etmelerini ve yazmalarını” emretti. Heyet başkanı ve üyeleri esasen bütün kur’ân-ı Kerimi ezber biliyorlardı. Ancak onların amacı Kur’ân-ı Kerime Kur’ândan olmayan bir şeyin girmesini önlemekti ve bu nedenle eldeki bütün nüshaların toplanmasına karar vermişlerdi. Bu çalışma tam altı ay sürdü. Altı ay sonunda elde hiçbir nüsha kalmadı. Hz. Ali (ra) ve Hz. Osman (ra) gibi Kur’ânı tam olarak yazan sahabeler de ellerindeki kitapları heyetin huzuruna getirip teslim ettiler. Sonra Hz. Zeyd b. Sabit (ra) heyetin topladığı nüshayı tüm sahabelerin ve heyetin huzurunda iki defa okuyarak bütün eksiklik ve noksan kalmadığı konusunda tüm sahabelerin teyidini aldı. Böylece “El-Mushaf” adını verdikleri “Ana Kitap”ta toplanmış oldu. Toplanan tüm nüshalar herkesin huzurunda imha edildi. Böylece Hz. Ebubekir (ra) hilafetinin ilk senesinde H.11/M.632 yılında Kur’ân-ı Kerimi kitap halinde toplayarak İslamiyete ve Kur’âna en büyük hizmeti gerçekleştirmiş oldu. “Mushaf” halife katında muhafaza edildi. Sonra Hz. Ömer (ra) nezdinde korundu, daha onra Ümmü’l-Mü’minîn Hz. Hafsa’nın yanında korundu. Hz. Osman (ra) ondan Mushafı alarak “Kureyş Lehçesine” göre yedi nüsha çoğaltarak yedi büyük beldeye gönderildi. Böylece Kur’ân-ı Kerim “Onu biz indirdik, koruyacak olan da biziz” (Hicr, 15:9) buyuran yüce Allah’ın koruması altında günümüze kadar değişmeden gelmiş oldu. Zira sebepler dünyasında Allah Kur’an-ı Kerimi hafızların zihninde ve kitap sahifelerinde böyle muhafaza etmektedir. 1.8.6 Hz. Ebubekir’in (ra) Hastalığı, Veliaht Tayini ve Vefatı: (H.13 /M. 634) Hicri 13 Cemaziye’l-ahir’in 7. günü hastalandı. Hastalığı çok ağırdı ve zehirlenme hali görülüyordu. 15 gün mescide namaza çıkamadı. Yerine Hz. Ömer’i görevlendirdi ve namazları Hz. Ömer (ra) kıldırdı. Hastalığından kurtulamayacağını anlamıştı. Çünkü Hayber’in fethinde Resulullah (sav) ile beraber bulunmuş ve Zeynep isimli Yahudi kadının pişirdiği ve zehirleyerek peygamberimizin (sav) önüne koyduğu koyunun etinden peygamberimiz (sav) gibi o da bir lokma yemişti. Ancak o zaman vadesi dolmadığı için Allah o zehiri tesir ettirmemiş ve zehri vücutta toplamıştı. Şimdi o zehir vücuduna dağılmış olacak ki aynen peygamberimizin (sav) hastalığı gibi ateşli bir hummaya tutunmuştu. Seçkin sahabeleri topladı. Aşere-i Mübeşşere’den Abdurrahman b. Avf (ra) Hz. Ali (ra) Hz. Osman (ra) Sa’d b. Zeyd (ra) ve Talha b. Ubeydullah (ra) ile görüştü. Ayrıca Esid b. Hazir gibi seçkin insanlarla da görüşerek Hz. Ömer’i (ra) onlara sordu. Hepsinden isabet sözünü aldı. Vefatından önce kızı Resulullah’ın gözdesi ve eşi Hz. Aişe’yi (ra) çağırtmış ve “Biz halife olduğumuz andan itibaren bize beytü’lmalden tahsisat ayrılmış ise de Müslümanların dinarını ve dirhemini yemedik. Bu deve, bu köle ve bu kaftan da Beytü’l-Malindir. Bunları Ömer’e teslim et” diye vasiyet etti. Terekesinde bunlardan başka bir kuruşu çıkmadı. Servetini nafakasına harcamış bitirmişti. Sonra bir “Vasiyetnâme” hazırladı ve şöyle yazdı: “Bismillahirrahmanirrahîm. Muhammed Resulullah’ın halifesi Ebubekir’in son andaki ahd-ü vasiyetidir. Ben sizlere Ömer b. Hattab’ı sizlere halife adayı olarak vasiyet ettim. Onu dinleyin ve itaat edin. Sizler için hayırlı olanı aramakta kusur etmedim. Şayet o sabırla ve adaletle muamele ederse beni tasdik etmiş olur. Şayet cevir ve tebdil-i meslek ederse ben gaybı ve geleceği bilemem, bu konuda mazurum. Ben bununla sizin için ancak hayırlı olanı murad ettim. Herkes amelinin karşılığını görür. Esselamü aleyküm ve Rahmetullah” Ebubekir. (ra) Sonra pencereden başını dışarıya uzattı. Dışarıda bekleyenlere şöyle hitap etti: “Ey Resulullah’ın sahabeleri! Ben sizlere bir halife intihap ettim, razı mısınız?” dedi. Hz. Ali (ra) “Bu Ömer’den başkası ise razı değiliz!” diye bağırdı. Hz. Sıddık (ra) “Size seçtiğim ve tavsiye ettiğim halife Ömer’dir!” dedi. Sonra kölesi ile yazdığı vasiyeti hazır bulunanlara okuttu. Herkes “Semi’nâ ve Ata’nâ / Dinledik ve itaat ettik” dediler. Hz. Ali (ra) herkesten önce koştu ve Hz. Ömer’in (ra) yanına gitti. “Yâ Ömer! Ebubekir (ra) yerine sizi intihap etti. Bu işin üstesinden gelecek güçlü ve emin kişi ancak sensin! Allah mübarek etsin!” dedi ve kendisini tebrik etti. Sonra elini tuttu ve “Sana ilk biat eden ben olacağım” dedi ve kendisine biat etti. Hz. Ebubekir (ra) istişareye dayanan, ama otoriteyi de devre dışı bırakmayan bir seçim yaparak gösterdiği adayı yine sahabenin onayına sundu. Gösterdiği aday yine sahabe tarafından oy birliği ile kabul edildi ve böylece tepeden inmeci, emr-i vaki olmayan ve ihtilaflara da sebep olmayacak bir şekilde yeni bir seçim usulü ile Hz. Ömer’in seçilmesini sağlamış oldu. Selman-ı Farisi (ra) Hz. Ebubekir’e “Bana son bir nasihatin olmayacak mı?” deyince Hz. Ebubekir (ra) ona dönerek “Yakında rızık kapıları sizlere açılacak. Birkaç günlük ömre aldanarak yarın huzur-u ilâhide mahcup olacak işlere girişmeyin” dedi. H.13/M.23 Ağustos 634 tarihinde Cemaziye’l-ahir’in sonuna 8 gün kala Salı gecesi akşam ile yatsı arasında 63 yaşında ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Vefat ettiği zaman 2 sene 3 ay 10 gün halife olarak görev yapmıştı. Allah şefaatine bizleri nail eylesin. Amin! Hz. Ebubekir’in babası Ebu Kuhafe (ra) henüz hayatta idi. Kendisine “Oğlun vefat etti” dediler. “Yerine kimi bıraktı?” diye sordu. “Ömer’i bıraktı” dediler. “O benim dostum ve arkadaşımdır” dedi ve sustu. Altı ay sonra H.14 yılı Muharrem ayında 97 yaşında vefat etti. Etiketler: Hz. Ebubekir Hz. Ömer Hz. Ali Kuranın Toplanması Yemame Savaşı Usamenin Ordusu İrtidat olayları |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|