| Hz. Muaviye b. Ebi Süfyan (ra) |
|
|
|
| Salı, 17 Ocak 2012 | |
|
M. Ali KAYA Babası Ebu Süfyan b. Harb, annesi Hind bnt. Utbe b. Rebia’dır. Erkek kardeşleri Yezid b. Ebi Süfyan (ra) ve Utbe b. Ebi Süfyan (ra) dır. Mekke’nin fethinde babası Ebu Süfyan ile beraber Müslüman olmuşlardır. Kız kardeşleri Ümm-ü Habibe (ra) ise daha önce Müslüman olmuş ve peygamberimize eş ve mü’minlere anne olma şerefine ermiştir. Bu nedenle Hz. Muaviye mü’minlerin dayısı, peygamberimizin (sav) de kayın biraderi sayılmaktadır. Muaviye babası ile beraber islamın ilk yıllarında Kureyş’in ileri gelenleri ile İslam’a cephe almıştır. Bedir Harbinde Ebu Cehil Amr b. Hişam’ın ölümünden sonra Mekke reisliğini üstlenmiş olan babası Ebu Süfyan’ın yanında bir şehzade gibi büyüdü. Babasının Mekke reisliği peygamberimizin (sav) Mekke’yi fethetmesine kadar yedi sene sürmüştür. Mekke fethinde babası, annesi ve kardeşi ile beraber Müslüman oldu ve peygamberimize (sav) biat etti. Peygamberimiz (sav) babasını ve onu “Müellefet-i Kulup” saydığı için Huneyn ganimetlerinden hissesine daha fazla mal ayırmıştır. Huneyn’de Resulullah’ı (sav) korumak için peygamberimizin (sav) önünde savaşan Hz. Ebu Süfyan (ra) gözüne isabet eden bir ok ile peygamberimizin (sav) huzuruna geldi. Peygamberimiz (sav) ona “İster dua edeyim Allah gözünü iade etsin, istersen sabret Allah sana cenneti versin” buyurunca “Ben Allah’ın rızasını ve cenneti istiyorum” diye imanın gücünü ve islamiyete olan bağlılığını göstermiştir. Böylece islamiyetteki samimiyetini ortaya koymuştur. Hz. Muaviye (ra) de müslüman olduktan sonra yazısının güzelliğinden dolayı vahiy kâtipliği yapmıştır. Sureten çok yakışıklı bir Arap efendisi olan Hz. Muaviye (ra) çok fasih ve güzel konuşurdu. Ahlaken yumuşak huylu olmakla beraber çok vakurdu. Zeyd b. Sabit (ra) “Muaviye, (ra) Cebrailin (as) getirdiği vahyi ve Peygamber efendimizin mektuplarını yazardı.” Fahr-i âlemin emniyetlisi idi” demektedir. Bu yüksek rütbe, derecesinin ne kadar yüksek olduğunu gösterir. Hazret-i Muaviye, Huneyn Gazasında Resulullahın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük Gazvesine katıldı. Veda Haccında bulundu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki savaşlara katıldı. Aklı, zekâsı, fesahati, sabrı, yumuşaklığı, ikramı, cömertliği fevkaladeydi. Müslümanların başına geçeceği, hadis-i şerifte bildirilmişti. Peygamberimiz (sav) “İş başına ve yönetime geçersen halka yumuşak davran” tavsiyesinde bulunmuştur. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Muaviye ümmetimin en cömertlerindendir. Allahım, onu hidayete ulaştır, onunla ümmetimi de hidayete erdir” diye dua etmiştir. Bu da, büyüklüğünü ve kendisine güvenildiğini göstermektedir. Peygamberimizin (sav) vefatından sonra Suriye üzerine gönderilen dört ordudan birisinin kumandan yardımcılığını yapan Hz. Muaviye (ra) H.17/M. 638 de Hz. Ömer’in (ra) ataması ile Ürdün, bir sene sonra Dımaşk valiliği yapmıştır. H. 19/M. 640 senesi Filistin’in sahil beldeleri olan Kaysariye, Askalân ve Trablusşan’ı İslam topraklarına kattı, sahillere karakollar kurdurarak emniyet altına aldı. Bu arada Bizans’tan kalan tersaneleri onararak Gemi ve Savaş gemisi yapımına önem verdi ve ilk donanmanın kurulmasını sağladı. Kıbrıs’a sefer düzenlemek için Hz. Ömer’den izin istedi ise de henüz erken diye alamadı. Hz. Osman (ra) döneminde Filistin, El-Cezire, Humus ve Kınnesrin’in de uhdesine verilmesi ile Suriye Genel Valiliğine getirildi. Suriye’nin en güçlü kabilesi Benî Kelb’de bir kadınla evlenerek Suriye’nin en güçlü kabilesini arkasına aldı. Şam’da kendisine bağlı güçlü ve disiplinli bir ordu kurdu ve başarılı bir yönetim sergiledi. H.27/M. 648’de kurduğu donanma birliği ve disiplinli Harbiye askerleri ile Kıbrıs’ı fethetmek için halife Hz. Osman’ın ikna ederek yolladığı 1700 gemilik bir filo ile kan dökmeden Kıbrıs’ı aldı. Yaptığı anlaşma ile 7200 altın haraca bağladı. Beş yıl sonra adaya 12.000 kişilik bir deniz askeri yerleştirerek adanın ve Akdeniz’in güvenliğini tesis etti. Hz. Muaviye (ra) Hz. Osman’ın (ra) öldürülmesinden Hz. Ali’nin (ra) ilgisizliğinden şikâyet edip, suç ortağı isyancıları ordusunda barındırdığını bahane ederek biat etmedi. Hz. Osman’ın akrabası olmasını bahane ederek kanını dava etti. Daha sonra Hz. Aişe (ra) Hz. Zübeyir (ra) ve Hz. Talha (ra) arasında cereyan eden “Cemel Vakası” hadisesinde tarafsız kaldı. Ensar ve Muhacirin’in kendisine biat ettiğini söyleyen ve meşru halife olarak biat etmesini isteyen Hz. Ali’ye (ra) “Osman’ın (ra) katillerini bulup cezalandırmadığı veya kendisine teslim etmediği sürece biat etmeyeceğini” ifade etti ve biat etmedi. Sıffın savaşında Hz. Ali’nin kumandanı Malik b. Eşter’in ordusunu dağıtması üzerine kaçmayı planlarken Hz. Amr b. Âs’ın (ra) hilesi ile durumu düzeltti ve “Hakem Olayı” ile durumu lehine çevirdi. İç karışıklıklar önlemeye çalışan Hz. Ali’nin (ra) hâkimiyeti altındaki yerlere seferler düzenleyerek Mısır, Hicaz, Yemen ve Irak’ı kendisine bağlamaya çalıştı. Hz. Ali (ra) kendisine bunları yapmaması konusunda ikaz etti. 40.000 kişilik düzenli ve disiplinli bir ordu kuran Hz. Ali (ra) hariciler tarafından 660 yılında şehit edilmesinden sonra iktidarı ele geçirmek için tam bir fırsat yakaladı. Medine ve Kûfe halkının Hz. Hasan’ı halife seçip biat etmeleri üzerine onunla savaşmak için Irak üzerine yürüyüşe geçti. Hz. Hasan’ın (ra) çoğu Kûfe’li olan ordusuna güvenmemesi ve askerler arasında tam bir birlik sağlanmaması üzerin bir anlaşma yaparak Muaviye lehine hilafetten çekildi. Bunun üzerine Muaviye (ra) Kûfe’ye giderek halktan biat aldı. Daha sonra tüm Müslümanların biatını alıp halife seçildi. Hilafet merkezini Şam’a taşıdı. Böylece yarı hilafet, yarı saltanat bir dönemin başlamasını sağladı. Vefatından sonra ise hilafet tam bir “Emevi Saltanatı”na dönüştü. Irak Hz. Ali (ra) zamanından meydana gelen olaylar sebebiyle Şia ve Havaric yurdu haline gelmişti. Hz. Muaviye (ra) Kûfe valiliğine Muğire b. Şu’be’yi getirdi. (H.41/661) Dâhi bir siyasetçi ve başarılı bir devlet adamı ve idareci olan Muğîre b. Şu’be müsamahalı bir yönetim sergilemekle beraber suç işleyen ve fitne çıkaranlara karşı şiddetli bir politika sergiledi, gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmedi. Muğire b. Şube şiddetli bir Ali taraftarı olan İran valisi Ziyad b. Ebîh’in Hz. Muaviye’ye biatını sağlayarak Muaviye’nin gücüne güç kattı. Bu nedenle Hz. Muaviye (ra) Muğire’nin H.50/670 tarihinde vefatından sonra Ziyad’ı Kufe valiliğine getirdi. Ziyad fitne çıkarmak isteyen harici ve Şiilere karşı daha şiddetli bir politika uygulayarak muhalefet cephesi lideri konumunda olan Hucr b. Adîy ve arkadaşlarının yakalatarak Muaviye’ye gönderdi, o da onları idam ederek fitnenin önünü aldı. (H. 51/671) Böylece isyancıların ayaklanmalarının önünü aldı. Hz. Muaviye (ra) iç karışıklıklar sebebiyle on sene devam eden “Fetret Dönemi”ni geride bırakarak fetih hareketlerine üç ayrı cephede yeniden başladı. Bizans üzerine H. 42 /M.662 yılından itibaren yeni seferlere başladı. H. 49/M.669 yılında Kostantinopolis / İstanbul’u hem karadan hem denizden kuşatarak ilk İslam kuşatmasını gerçekleştirdi. (H.50/ M.670) yılında Kyzikos/kapıdağı yarımadasını ele geçirdi. Bu arada İstanbul dört sene boyunca muhasara altında kaldı. (H. 54-58/M. 674-678) Daha sonra yüklü bir cizye karşılığında Bizans ile anlaşma yaparak kuşatmayı kaldırdı. İkinci cephe olan Horasan ve Sind bölgelerinde yeni fetihler yaptı. Sicistan’ı yeniden hakimiyetine aldığı gibi, Tohoristan, Kuhistan, Buhara, Semerkand alınarak bu ülkeler haraca bağlandı. (H. 54/ M. 674) Üçüncü cephe olan Mağrib ülkelerine, Afrika’nın kuzeyine seferler düzenledi. Ordu komutanı Ukbe b. Nafi Afrika’nın fetihleri için Kayrevan’da yeni bir askeri üs kurdu. (H.50/ M. 670) Bölge halkı olan Berberîlerin Müslüman olmalarını sağladı. Hilafetinin son senesinde Kûfe valisi Muğire b. Şube’nin tavsiyesi ve ısrarı ile oğlu Yezid’i veliaht tayin etti. Hz. Muaviye’nin bundaki amacı yeni “Ehven-i Şer” ve “Adalet-i İzafiye” prensibinden yola çıkarak anlaşmazlık ve kargaşanın önünü almaktı. Ancak bu kararı ile hilafet tam olarak saltanata dönüşmüş oldu. Bu Hz. Hasan (ra) ile yapılan anlaşmaya aykırı bir durum olduğu için Medine’de Hz. Hüseyin (ra) ve Mekke’de Abdullah b. Zübeyir (ra) karşı çıktılar. Hz. Muaviye (ra) “Arap dâhileri” denilen Amr b. Âs (ra) Muğire b. Şube ve Ziyad b. Ebîh’e büyük yetkiler vererek saltanatını sağlamlaştıran Hz. Muaviye (ra) hilim ve teenniyi ilke edinmişti. Mecbur kalmadıkça kuvvete başvurmazdı. “Dilimle Ziyad’ın kazandığı zaferlerden fazla zafer kazandım” derdi. Kabile reislerine çok değer verirdi. Onlar üzerinde kurduğu nüfuz ile pek çok işleri kolaylıkla başarmış ve muhaliflerini sindirmişti. Hükümdar gibi hareket eden ilk halife Hz. Muaviye’dir. (ra) Sarayı, kıyafeti ve koruma tutması ile Hz. Ömer’in tenkidine maruz kalmış, ancak sınırda olduğu ve düşmanlara karşı İslam’ın izzetini korumak için bunu yaptığını söyleyerek ikna etmeyi başardı. Gayr-i Müslimlere iyi davranan Hz. Muaviye (ra) onlardan Sercun b. Mansur’u müşavir tutmuş, İbn-i Ünsal adında Hristiyan bir doktoru sarayında görevlendirmiştir. Eshab-ı kiramın büyüklerinden sayılan Hz. Muaviye (ra) öleceği zaman, Resulullah’ın kendisine hediye ettiği bir gömleğe sarılıp, hazinesinde saklamış olduğu, Resulullah’ın mübarek saç ve tırnak kesintilerinin de gözlerine ve ağzına konularak defnedilmesini vasiyet etmiştir. Kabri Şam’dadır. Peygamberimizden (sav) Hz. Peygamberden 163 hadis rivayet etmiştir. İbn-i Ebi Dünya, İbn-i Ebi Asım, Ebu Ya’lâ el-Ferra, Ubeydullah b. Muhammed es-Sakafi, Takıyyüddîn ibn-i Teymiye, İbn-i Hacer el-Heytemî Hz. Muaviye b. Ebî Süfyan ile ilgili kitaplar yazmışlardır. Özetleyecek olursak: İslamiyet’in yayılmasında kıymetli ve pek çok hizmetlerde bulundu. Miladi 662’de Sicistan’ı, 663’de Sudan’ı, bir sene sonra Afganistan’ı, Kâbil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 665’te Tunus’u fethetti. 668’de gemilerle gittiği Kıbrıs’ı ve iki sene sonra da İran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Kostantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’un fethi için gönderdi ve şehir kuşatıldı. Kostantin, her sene büyük miktarda vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı. 673’de Ubeydullah bin Ziyad’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hazret-i Ömer tarafından fethedilen Kudüs Hıristiyanlara geçince, Hazret-i Muaviye şehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Mısır, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehire hâkim oldu. Müslümanlar tarafından çok sevildi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaviye’ye, “Ey Muaviye! Memleketlere hâkim olduğun zaman, iyilik et!” buyurmuştu, o da bu tavsiyeye uydu. Resulullahın sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle, İslamiyet’in tesir sahasını çok genişletti ve İslamiyet’ten hiç ayrılmadı. Hz. Muaviye (ra) hakiki manada olmasa da sureten “mü’minlerin halifesi” unvanını almış ve pek çok fetihler yaparak İslama hizmeti sebkat etmiştir. Abdullah b. Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir müslüman yoktur. Din imamı idi. Her ilimde ileri, her işi ilmine uygun idi. Peygamber efendimizin ilmine tam vâris idi. İşte bu büyük âlim “Hazret-i Muaviye, Resulullahın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Emevi halifesi “Ömer-i Sani” adıyla meşhur adil Ömer b. Abdülaziz’den bin kere efdaldir” diyerek hem sahabe olması hem de devlet başkanı olması yönüyle Hz. Muaviye’nin (ra) üstünlüğünü anlatmaktadır. İkinci bin yılının müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleri de “Hazret-i Muaviye’nin yanılması, Resulullahın sohbeti bereketi ile, Veysel Karani’nin ve Ömer bin Abdülaziz’in doğru işlerinden daha hayırlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni As’ın yanlış bir işi, o ikisinin şuurlu işinden daha üstün oldu” buyurmaktadır. Din-i İslamın en büyük âlimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri: “Şüphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikâh ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurdu. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikâhla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullah’ın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz” buyurarak Hz. Muaviyenin faziletini ve üstünlüğünü anlatmaktadır. Hz. Muaviye (ra) döneminin dört Arap dâhisinden birisidir. İslam’ın ilk yıllarında okuma yazma bilen ender kimselerdendir. Babası Ebu Süfyan (ra) Mekke’nin fethinden önce yedi sene Mekke reisliği yapmış, Muaviye de gençlik yıllarında rahat bir ortamda büyümüştür. Babasının konumundan dolayı savaşlar, siyasi hadiseler ve tarihi-edebî şahsiyetler arasında hayatını geçirmiştir. Daima akıllı davranışı ön planda tutan Hz. Muaviye (ra) aklı üçe ayırırdı: Üçte biri konuya nüfuz etme yeteneği, üçte ikisini de bazı hataları görmezlikten gelme olduğunu ifade ederdi. Aklın ölçüsü olarak da “pişman olacağın işe girişmemek” şeklinde özetlerdi. Hz. Muaviye (ra) idarecilikte dine dayanma yanında kuvvet, para ve insanların kalbini kazanmanın önemine inanırdı. Paranın iş gördüğü yerde konuşmayı, konuşmanın iş gördüğü yerde kaba kuvvete ihtiyaç duymazdı. 22 sene Şam valiliği 18 sene devlet başkanlığı yapan Hz. Muaviye (ra) valiliği sırasında nüfuzunu güçlendirmiştir. Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra) zamanında diğer valilerden şikâyetler gittiği halde Hz. Ebu Zerr (ra) ile sürtüşmesi dışında hiçbir şikâyetin gitmemesi onun idarecilik konusundaki başarısını göstermesi bakımından yeterlidir. Hz. Ebu Zerr (ra) ile sürtüşmesinde de haklı olan Hz. Muaviye (ra) olduğu için Hz. Osman (ra) Hz. Ebu Zerr’i (ra) görevinden almıştır. Hz. Muaviye (ra) ilmi, ulemayı, şair ve ediplerle sohbet etmeyi çok severdi. Bilginlerin bilgilerinden, tecrübe sahibi insanların tecrübelerinden istifadesi çok mükemmeldi. “Sıffîn’de zor durumda kaldığım zaman İbnü’l-Itnıbâ’nın şiiri olmasaydı “yevmü’l-herîr” günü kaçmaya azmetmiştim” demiştir. Benî Ümeyye içinde geniş bir aileye ve dolayısıyla çok geniş bir çevreye mensup idi. Ebu Süfyan’ın kızları ve Muaviye’nin kız kardeşlerinin evli olduğu kimseler vasıtasıyla pek çok siyasi şahsiyetlerle akrabalığı vardı. Bunlar, Muğire b. Şube, Talha b. Ubeydullah, Iyad b. Ganem, Said b. Ahnes es-Sakafî, Said b. Osman b. Affan, SAfvan b. Umeyye, Urve b. Mes’ad es-Sakafî gibi değerli şahsiyetlerdir. Etiketler: Muaviye Ebu Süfyan Hz. Ali Sıffın Savaşı Hz. Osman Hilafet Saltanat |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|