| Hz. Muaviye Şahsiyet ve Fazileti |
|
|
|
| Salı, 17 Ocak 2012 | |
|
Peygamberimiz (sav) Hz. Muaviye’den övgü ile bahsetmiş ve faziletine dair bazı sözler söylemiştir. “Allah’ım Muaviye’ye kitabı ve hesabı öğret ve onu azaptan koru!” “Allahım, Muaviye’yi hidayete eren ve hidayete götürenlerden eyle” diye dua etmiştir. Yine peygamberimiz (sav) “Ümmetimden denizde gaza eden ilk ordu cennete girmeyi hak etmiştir” buyurmuştur. Tarih şahittir ki ilk denize çıkan İslam ordusunun kumandanı Hz. Muaviye (ra) olmuştur. Hz. Ömer (ra) Şam’a gittiği zaman Hz. Muaviye (ra) onu bir bölük askerle ve törenle karşıladı. Bunun üzerine Muaviye’ye “Ey Muaviye! Bana ulaştığına göre sen böyle askerlerin yanında sabahlıyormuşsun, evinin önünde de ihtiyaç sahibi insanlar senin kapında bekliyormuş öyle mi?” dedi. Hz. Muaviye (ra) “Ya Emire’l-Müminin! Biliyorsun bizim düşmanlarımız olan Bizanslılar bizim çok yakınımızdadırlar. Onların gözleri daima üzerimizde ve casusları da içimizdedir. Ben bu şekilde onlara İslam’ın izzetini ve üstünlüğünü gösteriyorum. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) “Muhakkak ki bu çok akıllı bir adamın tuzağı ve düşmanını hileye düşürmek isteyen birinin tuzağıdır” dedi. Hz. Muaviye “Yâ Emir’el-Müminin! Öyleyse bana emret ne emredersen onu yapayım” dedi. Hz. Ömer (ra) “Yazık sana! Seni ayıpladığım bütün işlerde, seninle tartıştığım konularda bunu emredeyim mi, yoksa yasaklıyayım mı diye beni tereddüt içinde bırakıyorsun” dedi. Hz. Ali (ra) Sıffın savaşından sonra “En Nâs! Muaviye’nin hilafetini çirkin görmeyin. Onu da kaybederseniz insanların başlarının karpuz gibi düştüğünü görürsünüz” diyordu. Abdullah b. Ömer (ra) “Ben Resulullah’dan (sav) sonra Muaviye b. Ebi Süfyan gibi bir lider görmedim” demişti. Yanındakiler “Baban Ömer’den de mi?” diye sorduklarında “Babam Ömer ondan daha adil ve daha hayırlı idi, ama o babamdan daha iyi bir liderdi” demiştir. Muaviye (ra) şöyle derdi: “Ey İnsanlar! Ben sizin en hayırlınız değilim. Sizin aranızda mutlaka Abdullah b. Ömer, (ra) Abdullah b. Amr (ra) ve benzerleri gibi çok faziletli ve benden çok daha hayırlı liderleriniz vardır. Ama umuyorum ki yöneticilikte ben size daha faydalı, düşmanlarınıza galebe çalmada daha güçlü olacağım ve sizin gelirlerinizi daha çok artıracağım.” Abdullah b. Abbas (ra) “Ben Muaviye gibi hükümdarlığa layık birini tanımadım. Onun yanına gelenle geniş bir vadiye inmiş gibi rahatlardı, dar ve taşlıklı bir geçit gibi değildi. başkaları ise çabuk kızıp köpürür, insanlar onun yanında ne yapacağını şaşırırlardı” diye Muaviye’nin idaresini överdi. Nitekim Hz. Muaviye (ra) idaresi altındakilere çok müsamahalı idi. “Ben raiyetime pamuk ipliği ile bağlıyım. Çekerim gelmezse ipi koparmam ben onun yanına giderim” derdi. Abdullah b. Abbas (ra) “Allah Hind’in oğlu Muaviye’nin hayrını versin. İnsanlara çok cömert davranır, yardım içim elinden geldiği her gücü kullanırdı. Konuşurken yumuşak konuşurdu; bize asla sert ve haşin davranmamıştır” demiştir. Abdullah b. Abbas’a (ra) “Muaviye tek rekât vitir kılıyor” dediklerinde “İsabet etmiştir. Bırakın onu, o fakih biridir. Resulullah’ın sohbetinde bulunmuştur” Ebu Derda (ra) da “İçinizde peygamberin namazına en çok benzeyen Muaviye’nin namazıdır” diye onun ibadetini methetmiştir. Saad b. Ebi Vakkas (ra) da “Osman’dan sonra Muaviye kadar insanları hakkıyla yöneten başka birini görmedim” diye onun idareciliğini methetmiştir. Ebu Hureyre (ra) “Muaviye’nin eteklerine iyi tutunun ve itaat edin” derdi ve “Allah’ım beni çoluk çocuğun yönetim zamanına bırakma!” diye dua ederdi. Abdullah b. Mübarek’e “Ömer b. Abdulaziz mi hayırlıdır, yoksa Muaviye mi diye soruldu. Şöyle dedi: “Resulullah’dan ders alan ve onun arkasında namaz kılan Muaviye’nin peygamberimizn arkasında cihada çıktığı zaman atının burnuna giren toz Ömer b. Abdulaziz’in işinden daha hayırlıdır” dedi. Çünkü, Muhammed b. Yahya b. Said Abdullah b. Mübarek’in “Peygamberimizin (sav) arkasında namaz kılarken “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman Muaviye (ra) “Rabbenâ leke’l-hamd” demesi üzerine peygamberimizin (sav) “Bu ne güzel hamddir. Bundan sonra siz de aynı şeyi söyleyin” dediği kişi için ne diyebilirim” demiştir. Bu nedenle Ömer b. Abdulaziz (ra) hilafeti zamanında Hz. Muaviye’ye küfreden bir adamı kırbaçlatmıştır. Çünkü peygamberimiz (sav) “Benin ashabıma hatalarından dolayı sövmeyin. Kim onlara küfreder hakaret ederse Allah’ın meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun” buyurmuşlardır. Hilafeti zamanında hutbeden inmeden önce “Allah adaleti, iyilik yapmanızı ve akrabaları görüp gözetmenizi emreder, fuhşiyatı, zulmü ve haksızlığı yasaklar. Tutasınız diye sizlere öğüt verir” ayetinin okunmasını emretti ve o günden günümüze kadar okunmaya devam etmektedir. İslam bilginleri “Muaviye (ra) Ömer b. Abdulaziz misali altı yüz kişiden daha değerlidir” demişlerdir. “Hiç kimse peygamberin (sav) ashabı ile mukayese edilemez” diyen İbn-i Abdilberr’in sözünde ittifak etmişlerdir. Çünkü Peygamberimiz (sav) “İnsanların en hayırlısı benim asrımda benim zamanımda bulunandır” buyurmuşlardır. “Mücâhit (ra) der ki “Eğer sizler Muaviye’yi görmüş olsaydınız ‘Bu muhakkak peygamberimizin (sav) haber verdiği mehdi’dir’ dersiniz” derdi. Hz. Muaviye’yi (ra) görenler onun hakkında “Hz. Muaviye (ra) yumuşak huylu ama liderlik sıfatını üzerinde taşıyan, sabırlı, tahammüllü, merhamet sahibi ve kerem sahibi bir idareci görmedik” demektedirler. Yine onunla ilgili olarak işleri sonuna kadar takip eden, kendisine yapılan hakaretlere aldırmayan ve kendisine hakaret edenlere sabır ve hoşgörü ile yaklaşan, herkese dostça yaklaşan, içi ve dışı bir olan birini görmek mümkün değildir” demişlerdir. Bir adam Muaviye’ye (ra) kötü söz söyledi. Muaviye’ye (ra) “Bu adamı cezalandıralım” dediler. Hz. Muaviye (ra) “İdarem altındaki birine yumuşak huyluluğu bırakıp öfkelenmekten hayâ ederim” diye cevap vererek adamı affettiğini ifade etti. İbn-i Kudame el-Makdisi “Muaviye mü’minlerin dayısıdır, Allah’ın vahyinin kâtibidir, Müslümanların halifelerinden birisidir, Allah kendisinden razı olsun” demiştir. Kadı İbn-i Arabî (ra) “Muaviye (ra) birçok haslet toplanmıştır. Ömer’in (ra) güzel siyreti, sınırları koruması için yaptığı mücadele, ordunun ıslahı ve düşmanlarına galebe çalması, insanları yönetmedeki başarısı ve yaptığı fetihleri onun fazilet ve hizmetinin birer emaresidir. Bu nedenle bütün düşmanlarına galebe çalmış ve hilafeti de hakkıyla kazanmıştır” demiştir. Hz. Ömer (ra) Muaviye’yi Şam valisi olarak atamıştır, Muaviye’de (ra) Şam ve çevresini kendisine bağlayarak çok güzel bir idari sistem kurmuştur. Hz. Osman (ra) da onu bu görevde tutmuştur. Hatta bir rivayete göre Hz. Ebubekir (ra) Muaviye’nin kardeşi Yezid’i Şam’a vali olarak atamış, o da yerine kardeşini vekâletini vermişti. Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye şöyle demektedir “Âlimler Hz. Muaviye’nin (ra) bu ümmetin hükümdarlarının en faziletlisi olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Onun hükümdarlığı onun zamanında bir rahmetti. Nitekim peygamberimiz (sav) “Hilafet benden sonra otuz senedir, sonra sultanlık dönemi olur, sonra ise zorbalık dönemi gelir” buyurmuşlardır. Sultanlık döneminin en hayırlısı Hz. Muaviye’nin sultanlığıdır. Hz. Muaviye’nin sultanlığı diğerlerinin sultanlığından daha hayırlı ve üstün olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Muaviye (ra) peygamberimiz (sav) tarafından idareci olarak görevlendirilmiş, vahiy kâtipliği yaptırmış ve beraberce seferlere çıkmışlardır. Hatta bir defasında müşriklerden biri peygamberimizi (sav) kendisi ile savaşmaya çağırmış ve hakaret etmişti. Bunun üzerine Hz. Muaviye (ra) “Ya Resulallah müsaade buyurun şuna haddini bildireyim” demiş peygamberimiz (sav) ona izin vermiştir. Hz. Muaviye (ra) da onu mağlup ederek haddini bildirmiş dönmüştür. Peygamberimiz (sav) onun üzerine sırtını sıvazlamış kendisine dua etmiş ve “Muaviye hiç mağlup olmayacaktır” buyurmuştur. Bu olay Hz. Ali’ye anlatılınca “Bunu bilmiyordum. Bilmiş olsaydım onunla savaşmazdım” dediği rivayet edilir. Hz. Ömer (ra) zamanından itibaren 20 yıl Şam valiliği daha sonra da 20 yıl Halifelik unvanı altında İslam dünyasının tek hâkim ve hükümdarı olmuştur. Adaleti, cömertliği, yumuşak huyluluğu ve fakihliği ile ün salmıştır. Araplar içinde devlet idaresini en iyi şekilde yürüten maiyetindekilere kendisini sevdiren ve hükümdarlığı döneminde insanları refah içinde yaşatmasını bilen biriydi. Atadığı valiler ve kumandanlarla insanları seçmesini ve yönetmesini çok iyi biliyordu. Sadece Müslümanları değil çeşitli milletleri de kendisine yaklaştırmış ve onlara da kendisini sevdirmiştir. Hulefa-i Raşidin, Ashab-ı Bedir, Uhud, Ensar Muhacirin ve Şecere-i Rıdvan ashabı ondan çok daha faziletli ise de Muaviye (ra) kendisinden sonra gelen tüm idarecilerden daha iyi bir idareci olmuştur. Kırk sene içinde kendisine başkaldıran, ayaklanma çıkaran ve yönetiminden memnun olmayan kimse olmamıştır. Mekke, Medine, Mısır, Suriye, Irak, İran, Horosan, Fars, Cezire, Yemen, Kuzey Afrika, Ermenistan ve daha başka ülkeler onun yönetimi altında huzurla yaşamıştır. İbn-i Kesir tarihinde şöyle der: “H. 41 yılında bütün Müslümanlar Hz. Muaviye’ye biat ettiler. Vefat ettiği H. 60 seneye kadar İslam dünyasının idaresi tek başına Muaviye’nin (ra) elinde kaldı. Bu dönemde cihad, düşman topraklarında bütün hızıyla sürdü, Allah’ın kelimesi yüceltildi. Çevre ülkelerin hepsinden Muâviye’ye (ra) ganimetler yağıyordu. Müslümanlar onun yönetiminde rahat ve adalet içinde barışık ve afiyette yaşıyorlardı. Bunun yanında hataları vardır ancak mizanda sevapları ve iyilikleri daha fazla geleceğinden ve Allah’ın affına mazhar olacağından şüphe yoktur. Çünkü yüce Allah sahabeler hakkında inzal buyurduğu Fetih Suresi son ayetinde “Onlar için mağfiret ve büyük mükafat vardır” buyurur. Mağfiret hata ve günahlara, mükâfat da hayır ve iyilikleredir. Yüce Allah onları affedeceğini bu ayetle bize haber vermektedir. Allah’ın affedeceği ve affettiği kimseleri suçlamak büyük hata ve günahtır. Aliyyu’l-Kârî “Muaviye (ra) adalet ve fazilet sahibi seçkin sahabelerdendir” demiş ve hakkını tam olarak vermiştir. Sonuç: Peygamberimiz (sav) “Ashabıma sövmeyin, sizden birisi Uhut dağı kadar altın bağışlasa Ashabımdan birinin bir avuçluk bağışının yerini tutmaz” buyurmaktadır. Sahabe ise peygamberimizi (sav) hayatında bir defa dahi olsa görüp sohbetinden istifade eden eden ve kendisine biat edip huzurunda Müslüman olarak bulunan kimselerdir. Her ne kadar sahabelerin aralarında fazilet bakımından üstünlük söz konusu ise de sonuçta hepsi bu hadisin hükmüne dahildir. Yine peygamberimiz (sav) “Sahabelerim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete gider kurtulursunuz” buyurarak sahabelerin hepsinin hak ve hidayet üzere olduğunu beyan etmişlerdir. Hidayetin de elbette dereceleri ve fazilet bakımından üstün ve daha üstün olanı vardır. Ama sonuçta hepsi ehl-i cennet olup kurtuluşa vesiledirler. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde sahabelerden övgü ile bahsetmiş ve onları bize örnek göstermiştir. Bu konuda Tövbe Suresinde “Muhacirlerden ve Ensardan İslam’a girmekte öne geçenler ile bunlara güzelce tâbi olanlar… Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular. Allah onlara altlarından nehirler akan Cennetler hazırladı ki, içlerinde sonsuz kalacaklar. İşte bu büyük kurtuluştur” buyurmuştur. Bu ayet Ensar ve Muhacirine açıkça hitap ederken “Peygamber ve emrindeki müminler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bunları görüyor musun, bütün hayırlar işte onlar içindir. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir. Allah onlara altından nehirler akan Cennetler hazırladı. İçlerinde sonsuza dek kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur” ayeti ile de tüm sahabeleri bu müjde içine almıştır. Bu hitaba Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan Ebu Süfyan (ra) ve Muaviye (ra) gibi sahabeler de dahildir. Nitekim peygamberimiz (sav) “İnsanların hayırlıları benim asrımdakilerdir, sonra ondan sonrakiler, sonra onlardan sonra gelenlerdir” buyurarak sahabelerin en hayırlı insanlar olduklarını, sonra gelenler ile de “Tabiin” ve “Tebe-i Tabiin” olduklarını ifade etmiş, İslam bilginleri de aynen böyle kabul etmiş ve faziletlerini beyan etmişlerdir. Yine peygamberimiz (sav) “Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara bir rehber olmasın” buyurarak tüm sahabelerinin hidayet rehberleri olduklarını açıkça ifade etmiştir. Sahabeler elbette insandırlar ve hataları vardır. Ancak bu hataları dine ait bir hata değil, dinin anlaşılmasına yönelik bir yanlış da değildir. Hiçbir sahabeden bid’at ve dalalete sebep olacak hiçbir fikir ve yanlış fetva çıkmamıştır. Dine ait her meselede hak ve hidayet, fazilet ve adalet üzeredirler. Ancak dünyaya ve şahsi meselelere, saltanata ve menfaat paylaşımına ait hata ve günahları olmuştur. Bunlar ise dine ait olmadığı ve dinin yanlış anlaşılmasına, Kur’an ve Hadis’in yanlış yorumlanmasına sebep teşkil etmediği için dini bir kusur sayılmaz. Şahsi hata ve günahları ise ne kadar çok olursa olsun Allah dine yaptıkları hizmetlerinden, hakka ve hidayete vesile olmalarından dolayı affedeceğini vaat etmiştir. Nitekim “Fetih Suresi son ayeti sahabeleri methederken sonunda “Onlar için mağfiret ve büyük mükafat vardır” buyurarak günahlarının affedileceğini müjdelemiştir. Allah’ın affettiği bir günahtan dolayı sahabeleri suçlamak günahtır, haksızlıktır. Bu nedenle Hz. Muaviye (ra) gibi dine büyük hizmetleri geçen bir sahabe İçtihat hatasından ve dünyevi ve saltanata ait meselelerden dolayı suçlamak yersizdir ve günahtır. Zira onların bütün amacı ve gayesi Allah’ın dininin yücelmesi ve hayata ve dünyaya hâkim olması ve Allah’ın adının yücelmesidir. Hayatlarına ve mücadelelerine baktığımız zaman bunu çok net şekilde görmek mümkündür. Hz. Muaviye’nin (ra) dinin yayılmasında ve korunmasında yaptığı hizmetlerini ondan sonra gelen hiçbir Müslüman hükümdar ve âlim yapamamıştır. Bu nedenle hiçbir hükümdarın ve âlimin Hz. Muaviye’ye yetişmesi mümkün değildir. Etiketler: Muaviye Adalet Hz. Muaviye Sahabeler Ashab İnsanların hayırlısı Peygamberimiz Arap Sultanı Kisra Kayser Hz. Ömer |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|