Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Hz. Osman Zamanındaki Fitnelerin Sebepleri
Advertisement
Hz. Osman Zamanındaki Fitnelerin Sebepleri PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 08 Şubat 2012

M. Ali KAYA
1. Hz. Osman (ra) Zamanında Halkın Durumu:
Hz. Osman (ra) döneminde fetihlerin çoğalması ve Haraç arazilerinin fazlalığından dolayı servet artmış, zenginlik ve refah yaygın hale gelmişti. İslam dünyasının her tarafında zenginlik, bolluk ve huzur vardı. Arap bedevileri asılardır görmediği bolluğa, güvene ve refaha kavuşmuştu. Tam bir “Asr-ı Saadet” dönemi yaşanıyordu.

Bununla beraber Hz. Osman (ra) dönemi toplumun değişim ve dönüşüm dönemidir. İslam’ın Mekke ve Medine dışına taşarak İran, Bizans ve Mısır medeniyet ve kültürünün etkisi altına girmeye başladığı bir dönem olmuştur. Bu nedenle bedevi anlayışı büyük bir değişim geçirmeye başladı. Zenginlik ve medeniyet, ilim ve kültürün yaygınlaşması da terakkinin ve gelişmenin kapılarını açtı. Hz. Peygamber (sav) döneminin sadelik, kanaatkârlık, cefa ve vefakârlık dönemi yerini rahatlık, lüks ve israfa bırakmaya başlamıştı. Bilhassa yeni Müslüman olanlar İslam’ın imanını ve ahlakını tam olarak özümseyip kalplerine yerleştirmeden dünyanın zenginliği, makam ve mevkii, mülk ve saltanatına yönelerek birbirleri ile yarışmaya başladılar. İlim fazilet için değil, makam ve mevki kapmak için öğrenilmeye başlandı.

Hz. Ömer (ra) bu durumu sezmiş ve bunun için bilhassa ulemayı ve makam sahiplerini uyarıcı mektuplar yazmış, sadelikten ve ihlastan ayrılmamayı tavsiye etmişti. Hatta kendisini süslü elbiselerle karşılayan vali ve komutanları huzuruna kabul etmemiş, girenleri de kovmuştu. Bu konuda peygamberimizin (sav) Necran papazlarını süslü elbiselerle huzuruna kabul etmemesini örnek gösteriyordu. Ama Hz. Osman (ra) zamanında servetin ve lüksün çoğalması toplumun temel düzenini ve dünyaya bakışını tamamen değiştirdi. Hz. Ömer (ra) Kisra’nın serveti getirilip ayakları altına atılınca “Ya Rabbi! Bunun bir istidrac olmasından ve bizi aldatmasından sana sığınırım!” diye dua etmiş ve insanların dikkatini servetten gelen tehlikelere çekmeye çalışmıştı. Nitekim peygamberimiz (sav) “Ne zaman sizler servetin çokluğundan zevke ve sefaya dalar, cariyelere hizmet ettirmeye başlarsanız helak olmaya yaklaşmış olursunuz” hadisi ile Müslümanları ikaz etmişti. Ancak gelen selin önünde durmak artık imkânsızdı.

Hz. Osman (ra) bu değişime rağmen azminden ve gayretinden hiçbir taviz vermeden “Hak ve Adaletin” ikamesi için çalışıyordu. Bu konuda en büyük yardımcısı da şüphesiz Hz. Ali (ra) idi. Ama ne var ki bilhassa hilafetinin yedinci senesinden itibaren insanlar bozulmaya başlamıştı. Seçkin sahabeler çeşitli İslam beldelerine ya resmi bir görev almış olarak veya ticaret ve yerleşme amacı ile dağılmış bulunuyordu. Bu nedenle Hz. Osman’ın ve İslam beldelerindeki vali, kadı ve muallim olarak görev yapan sahabelerin karşılaştığı insanlar sade karakterli, cefakâr ve vefakâr insanlar değildi. Aksine dünyayı görmüş, serveti ve lüksü tanımış insanlardı. İnsanın karakteri sağlam ve kalbi de güçlü bir imana sahip değilse gözleri dünyayı görür, kalbi dünyaya meyleder ve aklı da buna göre karışır ve şaşırır. Servet ve lüks insanı menfaate ve dünyaya yönlendirir, bu da insanın azmasına ve hak arama bahanesi ile başkalarının hukukuna tecavüz etmesine sebep olur. İşte toplum böyle bir duruma doğru sürüklenmeye başlamıştı.

Hz. Ömer (ra) bu durumun farkına vardığı için vefatına yakın şöyle dua ediyordu: “Allahım! Yaşlandım, gücüm ve kuvvetim azaldı. Halkım da her tarafa dağıldı. Bu durumda benim ruhumu al da, ne kimsenin hakkını yiyeyim, ne de bir kimse hakkında aşırılık yapıp haksızlığa sebep olayım!”

2. Fitnenin Ayak İzleri ve Ortaya Çıkması
H.30/M.655 yılından itibaren Hz. Osman’ın (ra) son beş senesinde fitne Basra ve Kûfe gibi şehirlerde, Mısır ve Suriye gibi bölgelerde idareye karşı memnuniyetsizlik ve valilerden şikâyetler şeklinde baş gösterdi. Bilhassa Irak ve Mısır’da odaklanmaya başladı.

Hz. Osman (ra) şikâyetler üzerine Basra Valiliğinden Ebu Musa el-Eş’âri’yi (ra) aldı yerine Abdullah b. Âmir’i tayin etti. Kûfe valiliğine ise önce Sa’d b. Ebi Vakkas’ı (ra) sonra Velid. B. Ukbe’yi onun arkasından da Said b. Âs’ı atadı. Şam’da ise Hz. Ömer’in (ra) atadığı Hz. Muaviye (ra) Hz. Osman’ın vefatına kadar kalmıştır. Şam’da muallim olarak Hz. Ebu Zer (ra) da bulunuyordu. Hz. Muaviye’nin mal biriktirmesi, lüks ve refah için de yaşaması Hz. Ebu Zer’e (ra) ters geliyordu. Bu nedenle Hz. Muaviye’ye (ra) karşı bir muhalefet cephesi oluşturdu. Kendisi eline geçen maaşı ve serveti bir günde fakirlere dağıtıyordu. Bu nedenle fakir halk kendisine büyük bir sevgi besliyor ve her konuda destek veriyordu.

Hz. Muaviye durumu Hz. Osman’a haber verdi. Hz. Osman (ra) da Hz. Ebu Zer’i (ra) geri çağırdı. Kendisine zekâtı verilen malın biriktirilmesinde dinen bir sakınca olmadığını söyledi. Ama Hz. Ebu Zer “peygamberimiz (sav) mal biriktirmezdi” diyerek bunu kabul etmedi. Hz. Osman (ra) da onun görevine son verdi. Hz. Ebu Zer (ra) Resulullah (sav) zamanındaki sadeliği, züht ve takvayı esas alıyor, toplumun zenginliğine ve değişen şartlara ayak uyduramıyordu. Kendi arzusu ile Rebeze’ye giderek inzivaya çekildi. Hayatını sade bir şekilde ve yalnızlık içinde geçirdi. Ancak bu durum Hz. Osman (ra) aleyhinde “Osman peygamberin gözde sahabesi Ebu Zer’i (ra) azlederek sürgüne gönderdi” şeklinde aleyhine propaganda malzemesi olarak kullanıldı.

Hz. Osman (ra) Mısır’da valilik yapan Amr b. Âs’ı (ra) azlederek yerine Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh’i tayin etti. Valilerden aslı olan ve olmayan çeşitli şikâyetler gelince hepsini Medine’ye çağırdı ve onlara nasihat etti. Şikâyetler bitmeyince meseleyi “Şurâya” getirdi. Şurada yapılan görüşmede şikâyetleri dinlemek ve valileri teftiş etmek üzere müfettişlerin gönderilmesine karar verildi.

Hz. Osman (ra) böylece H. 35 senesinde Kûfe’ye Muhammed b. Mesleme’yi, (ra) Basra’ya Üsame b. Zeyd’i (ra) Şam’a Abdullah b. Ömer’i (ra) ve Mısır’a Ammar b. Yâsir’i (ra) gönderdi. Müfettişler gizli olarak bu beldelere gittiler ve gerekli incelemeleri yaptılar, halk ile konuştular ve valilerin çalışmalarını denetlediler ve “Şikâyetlerin asılsız olduğu” yönünde raporlarını Hz. Osman’a (ra) sundular.

H. 35 yılında valilerden ve yönetimlerinden şikâyetler artarak devam etti. Hatta fitneciler Hz. Osman’a (ra) Âmir b. Abdi’l-Kays adında bir de elçi gönderdiler. Âmir halifenin karşısında edepsizce haddini aşarak konuştu. Hz. Osman (ra) bunun üzerine valilerden Hz. Muaviye (ra) Abdullah b. Sa’d (ra) Said b. Âs (ra) Âmir b. Âs  (ra) ve Abdullah b. Âmir’i (ra) Medine’ye çağırdı ve onlarla istişare etti. Sonuçta her belde valisinin kendi bölgesinde asayişi temin etmesi, bunun için gerekli olan önlemleri alması ve halkı cihat ile meşgul etmesine karar verdiler.

Alınan önlemler ile iki sene şikâyetlerin arkası kesildi ve herkes emniyet ve güven içinde yaşadı. Ama fitneciler bu durumdan rahatsız oldular ve yeni bahaneler üreterek fitne ateşini yakmaya başladılar. Medine’de bir grup sahabe durumdan rahatsız olarak Hz. Ali’nin yanına geldiler, durumu müzakere ettiler ve halife Hz. Osman (ra) ile konuşmasını istediler. Hz. Ali (ra) halife’nin huzuruna çıktı ve şöyle konuştu:

“Ya Osman! Müslümanlar geldiler ve benimle konuştular, sonra beni sana gönderdiler, kendileri de dışarıda bekliyorlar. Vallahi ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Senin bilgin dışında bir şeyler biliyor değilim. Hiçbir hususu sizden gizlemiş de değilim. Benim bildiklerimi şüphesiz sen de biliyorsun. Sen Resulullah’ın (sav) sohbetinde bulundun. Onun damadı oldun. Ebubekir ve Ömer senden üstün bir amel işlemiş değillerdir. Akraba olarak Resulullah’a en yakın olan sensin.

Yâ Osman! Allah’tan kork! Nefsini Allah’ın gadabından sakındır. Vallahi gözlerin kapalı değil ki sana bir şeyler göstereyim. Cahil değilsin ki bir şeyler öğreteyim. Dinin emirleri çok açık ve yol gayet bellidir.

Yâ Osman! Şunu biliyoruz ki Allah’ın kulları içinde en üstünü âdil halifedir. Kendisi hidayet üzeredir, başkalarını da hidayete sevk eder, sünneti ihya eder, bidatları tümüyle yok eder. Bunlar da bellidir ve bilinen ölçüler içindedirler. En şerli ve kötü insan da zalim halifedir. Kendisi dalalet üzeredir, başkalarını da dalâlete sürükler. Onlar da sünnetleri öldürür, bidatları yaşatmaya çalışırlar.

Yâ Osman! Bu ümmet içinde ölüm kapısını açıp kıyamete kadar devam etmesine sebep olacak işlerden sakın!”    

Hz. Osman (ra) devamlı olarak Hz. Ali (ra) ile beraber hareket ettiği için bu tavsiyelerine tamamen uymuş, fitnecilerin tahriklerine kapılarak öldürme kapısını asla açmamış ve kendisini öldürmelerini kendisinin başkasını öldürmesine tercih etmiştir. Zaten Hz. Osman (ra) yanlış bir şey yapacak olsa Medine’de bulunan sahabelerin ve bilhassa Hz. Ali’nin (ra) buna göz yumması asla düşünülemezdi.

3. Fitnenin Sebepleri ve Fitne Ateşini Yakanlar:
Hz. Osman (ra) zamanında toplumun bozulmasını ve fitne ortamının oluşmasını fırsat bilen münafıklar, İslamiyet’in gelişmesini hazmetmeyen Yahudiler, devletlerinin ve medeniyetlerinin yıkılmasını ve gurur-u millilerinin kırılmasını hazmedemeyen Hristiyan’lar ve İranlılar çeşitli sebeplerle aynı amaç için bir araya gelerek fitneyi ateşlemişlerdir. Fitne ateşini yakanların başında ise Yahudi asıllı Abdullah b. Sebe gelmektedir. Abdullah b. Sebe Yahudi asıllı olduğu için Tevrat’ı iyi biliyordu. Yuşa b. Nun’u (as) Hz. Musa’nin vasisi olarak anlatıyor, “Hz. Peygamberin (sav) vasisi de Hz. Ali’dir” diyerek Ali taraftarlığına düşmanlığını bina ediyor ve Hz. Ali’yi kendisine kalkan olarak kullanarak fitnesini gizli bir şekilde yaymaya, Müslümanların inançlarını bozmaya çalışıyordu. Fitne için Hz. Osman’ın (ra) yumuşak ve adilane idaresinden faydalanarak Hz. Osman (ra) aleyhtarlığını her fırsatta körüklüyordu. İlim ve takva elbisesini giyerek önce Mısır’a gitti. Çünkü orada Hz. Osman aleyhtarlığı vardı ve bunun arkasına gizlendi. Sonra Basra’ya gelerek orada da Kaysoğulları eşrafından Hukeym b. Cebele’nin desteği ile fitnesini yaydı. Bu nedenle Basra valisi tarafından sürgün edildi. O da bundan istifade ile Kûfe’ye geldi.

Kûfe Hz. Ömer (ra) tarafından askeri bir üs olarak kurulmuştu, ancak Hz.                     Osman’ın (ra) son senelerinde fitne merkezi olmaya başladı. Sâbit b. Kays en-Nehâî, Kumeyl b. Ziyad en-Nehâî, Cündüb b. Kaab el-Ezdî, Urve b. El-Ca’d, Ömer b. El-Ca’d, Âmir b. El-Hamle el-Huzâî ve Zeyd b. Suhân el-Abdî fitnecilerin elebaşıları idiler. Abdullah b. Sebe ise nerede bir muhalefet varsa oraya yetişiyor ve bu muhalefeti fitneyi kötüklemek için kullanıyordu. Mısır’da Hz. Osman’dan valilik istediği halde alamayan Muhammed b. Ebu Huzeyfe’yi, Şam’da vali ile problemi olan Hz. Ebu Zerr’i (ra) kışkırtmıştır.

Fitnenin diğer bazı sebeplerinin şöyle sıralayabiliriz:
1. Peygamberimizin (sav) seçkin sahabelerinin dağılmış olması ve pek çoklarının vefat etmiş olması. Nitekim Hz. Ömer (ra) fitneye düşme korkusu ile sahabelerin bir kısmının Medine’den çıkmasını yasaklamıştı. Bunlardan bir kısmı Hz. Ebuzer (ra) gibi saf olduğu ve başkaları tarafından alet edilmemeleri için, bir kısmı da İstişare üyesi olduğu için Medine dışına çıkmalarına müsaade etmemiştir.

2. İslamiyet karşısında ve Müslümanların bilhassa Hz. Ömer’in (ra) ve Hz. Osman’ın (ra) darbeleriyle mağlup olan İran ve Bizans gibi milletlerin intikam hislerinden Yahudi ve münafıkların istifade etmeleri. Bu nedenledir ki İran’ın resmi mezhebi olan Şia’ya mensup olanlar Ömer ve Osman ismine dahi büyük tepki vermekte ve çocuklarına isim olarak koymamaktırlar. Bin yıllık devlet ve medeniyetlerinin Hz. Ömer (ra) ve Osman (ra) tarafından yıkılmış olması Mecusi’lerin milli gururlarının kırılmış olması cibilli olarak İslam’dan intikam almaya ve bunun için her bahaneyi vesile yapmışlar fitneciler de bundan istifade etmişlerdir. 

3. Asabiyet-i kavmiye ve milliye ile hareket edilmesi. Bilhassa Hz. Osman’ın (ra) kendi akrabalarından vali ve memur tayin etmesi Emevilerin kabile asabiyetini körüklemiş, diğerlerinin de Emevilere karşı cephe almalarını netice vermiştir. Bu da karışıklığa sebep olmuş, İbn-i Sebe gibi Yahudi ve münafıklar bundan istifade etmişlerdir.

4. Hz. Osman’ın (ra) akrabalarına olan sevgisi ve yüce Allah’ın “Akrabaya iyilik yapın”  ayetine olan bağlılığı başkaları tarafından yanlış anlaşılarak aleyhine kullanılmıştır. Hz. Osman (ra) şöyle diyordu: “Ömer Allah rızası için akrabalarını devlet hizmetinden men etti. Ben ise Allah rızası için akraba ve yakınlarımı gözetiyorum.”  Hz. Osman’ın (ra) bu samimiyetinden istifade ederek makam ve mevkiye gelenlerin yanlışlarını elbette Hz. Osman’ı (ra) bağlamaz ve “Suç işleyenindir” kuralına göre bundan dolayı da Hz. Osman (ra) suçlanamaz. Bu ayrıca Hz. Osman’ın da (ra) onların zulümlerini onayladığı anlamana gelmez. Fitne döneminde Hz. Osman’ın akrabalarına son derece güvenmesi ve onları önemli görevlere getirmesi normaldir. Zira idarenin kolay olması itaatin iyi olmasına bağlıdır. Bu da karşılıklı güven ile sağlanır. Fitnecilerin her olayı ve her şeyi kendi fitnelerine alet etmeleri ve istismar etmeleri fitne ve fesadın kötülüğünden kaynaklanır. “Hırsıza kitli kapı olmadığı” gibi fitneciye de bahane olmaz.


Etiketler:  Hz. Osman Hz. Ali Fitne Fitneciler Hz. Osman Dönemi Servet Refah Seçkin Sahabeler Fitnenin Sebepleri
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
FITNE
HZ. OSMAN
SERVET
REFAH
FITNECILER