Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow İlk Haife Nasıl Seçilmiştir?
Advertisement
İlk Haife Nasıl Seçilmiştir? PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 06 Şubat 2012

M. Ali KAYA
Peygamberimizin (sav) vefat ettiği gün Hz. Ali (ra) Hz. Zübeyir (ra) ve Hz. Talha (ra) Resulullah’ın teçhiz ve tekfin işi ile meşguldü. Hz. Ebubekir (ra) Sunh’taki evindeydi ve peygamberimizin (sav) vefat haberini duyar duymaz koşarak gelmişti. Müslümanların bir kısmı şaşkındı. Hz. Ebubekir (ra) veciz bir konuşma yaparak onları teskin etti. Ensar (Evs ve Hazrecliler) Sa’d b. Ubade’nin (ra) ev sahibi olduğu Benî Saide’de kendi aralarında toplanmışlar ve “Bundan sonra ne olacak?” “bu dinin temsilciliğini ve peygamberimizin (sav) halifeliğini kim yapacak?” diye konuşuyorlardı. Ensar da ikiye ayrılmıştı. Hazrecliler “biz bu işe daha layıkız” derken Evs’liler “Hazrec bu işte liderliği alırsa biz Evslilere hiçbir hak tanınmaz” diye eski düşmanlıkların ortaya çıkacağından endişe ediyorlardı. Ehl-i Beyt ve Haşimiler ise cenaze işi ile meşguldüler ve “Biz Resulullah’ın yakınlarıyız, müslümalar bize danışmadan hiçbir işe teşebbüs etmezler” diye düşünüyorlardı.

Hz. Ali (ra) Hz. Abbas (ra) Fadl b. Abbas ve Kusem b. Abbas (ra) ve Zeyd b. Sabit (ra) peygamberimizin (sav) cenaze işleri ile meşguldüler. Hz. Ömer (ra) ve muhacirlerden bir grup Hz. Ebubekir’in (ra) etrafında ve Hz. Fatıma’nın evinde toplanmışlardı. Beni Saide’de toplanan Ensar kendilerinin İslam’a büyük hayırları olduğunu söyleyerek hilafetin kendilerinde olması gerektiğini düşünerek hemen harekete geçmişler ve Evsliler Usyd b. Hudayr’ı (ra) Hazrecliler de Sa’d b. Ubade’yi halife adayı gösterdiler. Bu durumu gören Muğire b. Şube (ra) hemen Hz. Ömer’e (ra) koştu ve “Ensar Saideoğullarının avlusunda toplanarak halife seçimini konuşuyorlar. Kendi kendilerine karar verirlerse aramızda savaş çıkar” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) Hz. Ebubekir (ra) ve Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) ile beraber Benisaide avlusuna koştular. Baktılar ki tartışma devam ediyor, Sa’d b. Ubade (ra) konuşma yapıyordu.

Önce Hz. Ebubekir (ra) sonra Hz. Ömer (ra) birer konuşma yaptılar. “Peygamberden sonra ihtilaf çıkarsa İslam’ın geleceği tehlikeye girer” dediler. Bu nedenle “seçilecek halifenin birliği sağlayacak, fitneleri def edecek ve Kur’an’ın hâkimiyetini sağlayacak” birisi olması gerektiğini hatırlattılar. Bunun üzerine Ensar’dan Hubab b. Münzir (ra) “Öyle ise Ensar’dan bir emir, muhacirlerden de bir emir olsun” teklifini ortaya attı. Ancak Hz. Ömer (ra) buna şiddetle karşı çıktı. “Bir kında iki kılıç, bir beldede iki idareci olmaz” dedi. Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) da “Ey Ensar! İslam’a ilk yardım eden sizler oldunuz; sakın ilk bozgunculuk çıkaran da sizler olmayasınız” dedi.

Hz. Ebubekir (ra) ortalığı yumuşatmak amacı ile çok yumuşak bir üslup kullanarak şöyle dedi: “Ey Ensar topluluğu! Gerek Hz. Muhammed’i (sav) gerekse biz muhacirleri sizler himaye ettiniz. Ancak Araplar içinde soyca ve sayıca çok olup daima onlara liderlik eden Kureyş olmuştur. Bedeviler ancak Kureyş’e itaat eder, onların arkasından giderler. Bu nedenle Müslümanların birliğini de ancak Kureyş sağlayabilir. Söz konusu olan liderlik sadece Medine ve çevresi ile sınırlı değildir. Ben peygamberimize (sav) bu konuyu açtığım zaman bana ‘İmamlar Kureyştendir’ buyurdular. Bunun için bizlerin kureşten olan bir lider seçmemiz daha uygun olur” dedi. Bu konuşma ortalığın yatışmasını sağladı.

Sonra Hz. Ebubekir (ra) şöyle devam etti: “Bizler emirleriz, sizler ise vezirlersiniz. Biz sizlere danışmadan hiçbir şey yapmayız” dedi. Sonra Sa’d b. Ubade’ye (ra) döndü ve “Ey Sa’d! Biz beraber Hz. Resulullah’ın huzurunda oturduğumuz bir gün bize ‘İmamlar Kureyştendir. Kureyşliler yöneticileridir. Bundan sonra da böyle olacaktır. İnsanların iyileri Kureyşin iyilerine, kötüleri de kötülerine tabidirler’ demişti, hatırlar mısın?” diye sordu. Hz. Sa’d b. Ubade (ra) “Evet yâ Ebabekir! Doğru söylüyorsun. Sizler idareci, bizler de vezirleriz” dedi.

Beşir b. Saad (ra) “Sizden bir idareci, bizden de bir idareci olsun” görüşünde idi. Bu konuşmayı dinleyince söz aldı ve “Biz dinimiz için müşriklerle savaştık. Muhacirleri koruduk. Amacımız Allah rızasını ve Resulullah’a itaat faziletini kazanmaktı. Hiçbir zaman dünyanın fani malını ve metaını kazanmayı düşünmedik. Biliyoruz ki Muhammed (sav) Kureyş kabilesinden idi. Kavmi de bu işe en layık olan kavimdir. Ben bu konuda asla bir tartışma içinde bulunmak istemem. Bu nedenle ey Ensar! Allah’tan korkun ve hilafet meselesinde muhacirlerle çekişmeyin!” dedi. Bunun üzerine halife adayı olarak adı geçen Hubab b. Münzir (ra) “Sen amcaoğlun olan bana haset ediyorsun!” dedi. Beşir (ra) “Hayır vallahi! Ben bu işin Kureyş’e ait olduğunu düşünüyorum ve onların hakkına tecavüz etmek istemiyorum” diye cevap verdi.

Durumdan Hz. Abbas’ın (ra) haberi oldu. Hz. Abbas (ra) Hz. Ali’nin (ra) yanına gitti. Zübeyir b. Avvam (ra) Mikdad b. Esved (ra) Selman-ı Farisi (ra) Ebu Zerr-i Gıfari (ra) Ammar b. Yasir (ra) ve Ubey b. Kaab (ra) Hz. Ali’nin yanında oturuyorlardı. Hz. Abbas (ra) Hz. Ali’ye sordu: “Resulullah (sav) hilafet için sana veya bir başkasına vasiyet ettiğine dair bir şey biliyor musun?” dedi. Hz. Ali (ra) cevap verdi: “Vallahi hayır! Bu hususta hiçbir şey bilmiyorum!” dedi. Hz. Abbas (ra) oradan ayrıldı Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer’in (ra) yanına gitti. “Peygamberimizin (sav) kendisinden sonra yerine geçmesi ve halife olarak halkı idare etmesi konusunda herhangi bir vasiyeti olduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da aynı şekilde “Vallahi bu konuda Resulullah’ın herhangi bir sözünü ve işaretini bilmiyoruz” dediler. Diğer sahabelere de sordu. Onlar da aynı cevabı verdiler.

Hz. Abbas (ra) oradan ayrıldı doğru Hz. Ali’nin (ra) yanına gitti. “Yâ Ali! Uzat elini ben sana biat edeceğim. Halk Abbas Ali’ye biat etti derler de sana biat ederler” dedi. Hz. Ali (ra) bunu reddetti ve “Allah iyiliğini versin amca! Bize sormadan bu işe kim karar verir!” dedi. Hz. Abbas (ra) “Zannım odur ki bu olacaktır!” diye cevap verdi. 

Beni Saide de toplananların tartışmaları uzayıp gidiyordu ki bunun fitneye sebep olmasını önlemek için Hz. Ebubekir (ra) Hz. Ömer’i ve Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın (ra) elini tutarak “Bu ikisinden birisine biat edin!” dedi. Ensar’ın ileri gelenlerinde olan Ubey b. Kaab (ra) Hz. Abbas’ın (ra) soruları ile “Hilafetin kimseye vasiyet edilmediğini” öğrenip gördükten sonra Ensar’a hitaben “Ey Ensar! Vallahi halifelik işinde hiçbir hakkınız yoktur” dedi ve Hz. Ebubekir (ra) ile Hz. Ömer’i (ra) göstererek “Bu iş bu ikisine aittir” dedi.

Hz. Ömer (ra) erken davrandı ve Hz. Ebubekir’in (ra) elini tuttu “Uzat elini ben sana biat ediyorum” dedi. Arkasından Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) biat etti. Hemen arkasında Ensar’dan Beşir b. Saad (ra) ve Ubeyy b. Kaab (ra) Hz. Ebubekir’e biat ettiler. Sonra Beni Saide’de bulunan sahabelerin tümü Hz. Ebubekir’e (ra) biat ettiler. Yalnız Sa’d b. Ubade (ra) biat etmedi. Daha sonra Hz. Ömer (ra) onun biatını almak istedi ise de oğlu Kays (ra) “O ölür de biat etmez. Zorlarsanız Evs ile Hazrec arasında bozgunculuk yeniden başlar. Onu kendi haline bırakın” diyince Hz. Ömer (ra) üzerine gitmedi. Nitekim Hz. Ebubekir’in hilafetini kabul etmeyen Sa’d b. Ubade (ra) Medine’yi terk etmiş ve Suriye’ye giderek oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir.

Ertesi günü Salı günü idi. Salı günü mescitte umumi biat oldu. Bütün sahabeler bölk bölük gelerek Hz. Ebubekir’e biat ettiler ve hilafetini tebrik ettiler. Bu “Umumi Biat”te bulunmayan sahabeler “Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas, Zübeyir b. Avvam, Mikdad b. Esved, Selman-ı Farisi, Ebu Zerr-i Gıfari, Ammar b. Yasir, Berae b. Azib (rae) ve bir kısım Haşimîler” olmuştur.

Hz. Ali’nin mescide gelmediğini gören Hz. Ömer (ra) ile Hz. Ebubekir (ra) bir grup Ensar ve Muhacir sahabe ile Hz. Ali’nin (ra) evine geldiler. Hz. Ali (ra) orada Hz. Ebubekir’e bu konuda Haşimilerin fikirlerinin alınmamasının kendilerini üzdüğünü söyledi. Bunun Resulullah’ın yakınları olarak kendilerinde bir hak olarak gördüğünü söyledi. Bu serzenişe önce Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) söz aldı ve “Ey amcaoğlu! Sen daha çok gençsin. Buradaki insanlar ise hep yaşlılardır. Sen onlar kadar tecrübeli değilsin. Ebu Bekir bu işte senden daha kuvvetli ve bu işe daha yakındır. Onun için bu işi Ebubekir’e teslim et. Çünkü senin önünde daha uzun bir ömür var, sonra sen ilmin, faziletin, soyun ve yakınlığın ile gelecekte bu işe daha layık olacaksın” dedi. Gerçekten de Hz. Ali (ra) o gün H.33/M.32 yaşında bulunuyordu.

Hz. Ebubekir (ra) söze girdi ve “Ya Ali! Senin bu işe muhalefet edip itiraz edeceğin hiç aklıma gelmemişti. Ben bu işin peşine koşmadım ve bunu talep de etmedim. Ama şu anda herkes bana biat etmiş durumdadır. Sen muhalefet edersen başkaları da sana destek olur ve bu durumda Müslümanlar bölünür. Ey Resulullah’ın amcasının oğlu ve damadı! Müslümanların bölünmesini ister misin?” dedi.

Hz. Ali (ra) “Yâ Ebabekir! Benim sizden bir şikâyetim ve size herhangi bir dargınlığım yoktur” dedi ve orada kendisine biat etti. Allame İbn-i Kesir der ki “Hz. Ali (ra) peygamberin vefatının ikinci gününde Hz. Ebubekir’e (ra) biat etmiştir. İşin aslı ve gerçeği budur. Hz. Ali (ra) hiçbir zaman Hz. Ebubekir’den ayrılmadı ve arkasında namaz kılmayı da terk etmedi.” 

Hz. Ali’nin (ra) biatından sonra Haşimiler de gelerek Hz. Ebubekir’e biat etmişlerdir. Böylece İmam-ı Şafiî’nin ifadesi ile Medine’de 33.000 sahabe Hz. Ebubekir’e biat etmiş ve bu konuda “İcma-i Sahabe” vaki olmuştur.

Hz. Ali’nin (ra) Hilafet Teklifini Kabul Etmemesi:
Haşimiler bir araya gelerek hilafet meselesini konuştular. Ebu Leheb’in çocukları “Bu işin Kur’anı ve sünneti en iyi bilen ve peygambere en yakın olan Ebu’l-Hasen’den kaçıp gideceğini tahmin edemezdik” dediler. Fadl b. Abbas (ra) da “Ey Teymoğuları! Sizler sülalenizden bir peygamberin halifeliğini elde ettiniz, buna karşılık biz sülâle olarak hilafete daha çok hak sahibiyiz” dedi.

Hz. Ali (ra) bu konuşmaların yapıldığını haber alınca onlara haber gönderdi ve “Selâmetü’d-dîni ehabbü ileynâ min gayrihî” yani “Dinin selameti bizim için her şeyden daha önemlidir”  diye haber gönderdi ve kendilerini böyle konuşmalar yapmalarından men etti.

Hz. Ebubekir’in (ra) halife olmasına tepki gösterenlerden birisi de peygamberimizin (sav) vergi toplamak için görevlendirip gönderdiği Ebu Süfyan (ra) idi. “Niçin Abbas veya Ali olmadı?” diyordu. Medine’ye geldi. Hz. Ali (ra) ile görüştü ve şöyle dedi: “Ya Ebu’l-Hasen! Uzat elini sana biat edeyim. Siz Ebu Kuhâfe’nin oğlunun size ait olan yönetim işini üzerine almasına razı oldunuz. Bu iş Kureyş’in içinde en küçük bir kabileye mi verilir? Sen istersen ortalığı atlı ve yaya birçok savaşçılarla doldururum ve sana destek olurum” dedi.

Hz. Ali (ra) ona cevaben “Ya Ebu Süfyan! Müslümanın karakteri samimiyet ve dürüstlüktür. Onlar birbirlerine uzakta da olsa severler ve saygı gösterirler. Müslümanların kim ve neci olduğu, hangi kabileden olup olmadığına bakmazlar ve tüm Müslümanların iyiliğini ve hayrını isterler. Bunu da bir menfaat için değil Allah rızası için yaparlar. Kalbi ile zıt olmak, sözü kalbine muhalif olmak, sözü ile davranışının farklı olması münafıklık alametidir. Bizce Ebubekir bu işin ehlidir. Biz Ebubekir’i bu makama layık gördük. Onda bu liyakati görmemiş olsaydık bu işi ona teslim eder miydik?”  dedi.

 İbn-i Ebi’l-Hadîd Hz. Ali’nin (ra) “Nehcü’l-Belâga” şerhinde şu ifadelere yer verir: “Yâ Ebu Süfyan! Sen bizden erbabı olmadığımız bir işi istiyorsun. Allah’ın Resulü bana bir tavsiyede bulunmuştur. Ben o tavsiyeye bağlı kalıyorum.”

Sonra Ebu Süfyan (ra) Hz. Abbas’ın (ra) yanına gider ve ona: “Ya Ebu’l-Fadl! Sen halife olmaya daha layık değil miydin? Elini uzat sana biat edeyim” deyince Hz. Abbas (ra) gülerek “Yâ Ebu Süfyan! Ali’nin reddettiği şeyi ben mi kabul edeceğim?” der. Bunun üzerine Ebu Süfyan geri döner.

Yine rivayetlerde Hâlid b. Said’in Hz. Ali’ye (ra) “Ya Ebu’l-Hasen! Halifelik konusunda yenilgiye mi uğradın?” diye sitemkâr ve tahrik edici sorusuna cevaben Hz. Ali’nin (ra) “Sen bu işi bir yarış olarak görüyorsun? Yoksa bir hilâfet meselesi olarak mı?” diye cevap verdiği ifade edilir.

Ancak Hz. Ali (ra) Hz. Ebubekir’in (ra) hilafetinin ilk altı ayında evinden fazla dışarı çıkmadı ve siyasete karışmadı. Daha sonra bunun sebebi sorulduğu zaman Hz. Ali (ra) “Resulullah’ın bize en büyük emaneti Kur’ân-ı Kerimdir. Ben bu emaneti korumak için Kur’ân-ı Kerimi toplamak ve yazmak ile meşgulüm. Bu işi bitirmeden hiçbir işe başlamayacağım” demiştir. Tarihçilerin Hz. Ali hilafeti istediği veya Hz. Fatıma’nın (ra) Fedek Arazisini istediği halde Hz. Ebubekir’in “Ben peygamberimizden ‘Peygamberler mal miras bırakmazlar, onların mirası ilimdir’ dediğini işittim” buyurarak Fedek arazisini hazineye devretmesinden dolayı kırılan Hz. Fatıma’yı rencide etmemek için biatı geciktirdiği gibi iddiaları bu bakımdan yersizdir ve doğru değildir. O yüce insanlar bu gibi dünyevî ve basit meselelerle uğraşmayacak kadar âl-i himmet insanlardır.

Ancak münafıklar ve işlerine geldiği için onların uydurmalarına sahip çıkan Şia kendilerini haklı çıkarmak için bu uydurmalara sarılmışlardır. Hz. Ali’nin (ra) hilafet sevdası olmadığı gibi Resulullah’ın gözbebeği olan Hz. Fatıma (ra) da peygamber aşkı ile yanarak dünyadan el etek çekmiş ve altı ay sonra vefat ettiği bir gerçek iken miras sevdasına düşmesi ve dünyalık peşinde koşmasının hiçbir mantığı olamaz.

Hz. Ali’nin (ra) Hz. Ebubekir’e (ra) Vezir Olması:
Hz. Ali’nin (ra) Hz. Fatıma’nın vefatından sonra Hz. Ebubekir’in (ra) vezirliğini yapmış, aktif olarak yanında yer almış ve her konuda yardımcı olmuştur. Hz. Ali (ra) Hz. Ebubekir’i (ra) o derece çok seviyordu ki çocuklarından birisinin adını Ebubekir koymuştur.

Hz. Ali (ra) Hz. Ebubekir’e umumi biatın yapıldığı ikinci günü, yani Salı günü bu umumi biatta bulunmamış ancak ertesi günü biat etmiştir. Ancak Haşimi’lerin kendisine biat etmek için gelmeleri ve bozguncuların fitne çıkarmaya çalışmalarını görerek bunlara bulaşmamak ve fitneyi ortadan kaldırmak için Kur’ân-ı Kerimi toplamak için çalışarak evinden dışarı çıkmamıştır. Kur’ân-ı Kerimi bir kitap halinde yazıp toplamayı siyasi işlere tercih etmiştir. Çünkü peygamberimiz (sav) “Size iki şey bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabı Kur’ân, diğeri ise benim sünnetim ve sünnetimin muhafızı ehl-i beytim” buyurmuşlardı. Bu iki emanetten en önemli olan Allah kelamı Kur’ân-ı Kerimdi. Hz. Ali (ra) da Kur’âna hizmet için evinden çıkmamış, bir kitap haline getirmek için çalışmıştır.

Altı ay sonra Hz. Fatıma’nın (ra) vefatını müteakip Hz. Ebubekir’in (ra) yanına gitmiş, biatını tazelemiş ve o zamana kadar evinden çıkmamasının sebebini şöyle açıklamıştır: “Şimdiye kadar gelmeyişim hilafetinizi kabul etmediğimden, şimdi gelmem de korkumdan değildir. Ben sözümü ciddi söylerim. Sözün nereye varacağını bilir öyle konuşurum. Fakat belâ üzerine gelen belâdan Allah’a sığınıp atımın dizginini pek tuttum”  demiştir. Hz. Ali (ra) burada bela ile birincisi Hz. Peygamberin (sav) vefatını, ikincisi de Haşimîlerce kendisinin hilafete zorlanmasını anlatmak istemiştir.

Hz. Ali (ra) kendisine hilafet konusunda soru soranlara “Allah Resulü (sav) bize bir şey vasiyet etmiş olsaydı şüphesiz ki onu yerine getirirdik. Yine bize bir şey emretmiş olsaydı ölünceye kadar onun mücadelesini verirdik”  diyerek Şia’nın Hz. Peygamber (sav) Hz. Ali’yi (ra) halife adayı gösterdiği halde Hz. Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) Ali’ye (ra) hilafeti vermediler” iddiasını çürütmüştür. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra) hakkında şöyle derdi: “Biliniz ki, peygamberden sonra bu ümmetin en iyileri Ebubekir ve Ömer’dir. Kim beni Ebubekir ve Ömer’den üstün görürse ve bunu iddia ederse ona iftira haddi uygularım.”  


Etiketler:  Hilafet Halife İlk Halife Hz. Abubekir Hz. Ali Hz. Ömer Ensar Muhacir Seçim Halife Seçimi
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
HILAFET
HALIFE
SEçIM
HZ. ÖMER
ENSAR
MUHACIR