| İman Öğretisinin Öğretilmesi |
|
|
|
| Cumartesi, 09 Nisan 2011 | |
|
Müfessirler ayrıca “Ben insanları ve cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetinde ibadet kelimesinin “iman etmek ve itaat etmek” şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü inanmayanı ibadete çağırmak öncelikli olarak inanmaya davet sayılır. Çünkü “iman kalbî ve aklî en değerli bir ibadettir.” İmandan sonra Allah’a itaat etmek ise “yasaklarından sakınmak ve emredileni yapmak” anlamındadır. Bu ise fiilî, bedenî ve malî ibadettir. Dolayısıyla “ibadet” kavramı içinde ibadetin kalbî, aklî, bedenî ve mâlî olmak üzere bütün çeşitleri vardır. “Ey insanlar! Sizi yaratan Rabbinize ibadet edin!” ayeti insanları imana ve Allah’a itaate çağrı olup tüm ibadet çeşitlerini kapsamaktadır. 1. İman ve İbadet Bütünlüğü İlmihal kitaplarında ve müfredat programlarında “İman-İbadet ve Ahlak” bölümlerinin bulunması bu üç kavramın birbirinden farklı ve ayrı olduğunu anlatmak için değildir. “Kur’ân-ı Kerimin öğretisini sistemli hale getirmek” ve anlatım kolaylığı içindir. Yoksa ibadetleri ayırmak amacını taşımamaktadır. İmanı sadece başlangıçta bir defaya mahsus olmak üzere “Kelime-i Tevhit” ve “Kelime-i Şahadet” getirmenin yeterli olacağını anlatmak amacını taşımamaktadır. İbadetin bütün bölümlerinde, dualarda, zikirlerde ve bilhassa en değerli ibadet sayılan “Kur’ân okuma” ibadetinde ve ezanda imana ait hususlar tekrar edilmektedir. İmanın ifadesi olan “Kelime-i Şahadetin” İslam’ın şartlarından birincisi olması da imanın devamlı yapılan ibadetin önemli bir bölümü olduğunu göstermektedir. 2. İman Eğitimi Batılı eğitimcilerin “İman öğretilemez, ancak tecrübe ile kazanılır” görüşlerinin aksine peygamberimiz (sav) daha konuşmaya başlayan çocukların da “imana ait bilgileri” öğrenmeye başlamasını tavsiye etmiş ve bizzat uygulayarak göstermiştir. Ezber olarak “Lâ ilâhe illallah” demeyi öğretmek elbette yeterli değildir. Ezberlemek bir başlangıçtır. Her bilgide olduğu gibi önce kavramlar ezberletilir, daha sonra bu kavramların anlamları, pratik hayatta etkileri ve faydaları çeşitli uygulamalar ve becerilerle kavratılarak yaşanabilir ve uygulanabilir hale getirilir. Matematikte, Fen Bilimlerinde, Sosyal Bilimlerde önce kavramlar ezberlenir, sonra bunların anlamları ve uygulamaları gösterilerek kavramlara anlam kazandırılır. İman öğretisi de böyledir. İman, başlı başına bir ilimdir ve bunun akla, ruha, ruhaniyata, ilâhiyata, manevi ve uhrevî âlemlere pencereler açan kendine has kavramları ve literatürü vardır. Her ilim kendi kavramları ile öğretilir. Elbette “Allah” “Ahiret” “Peygamber” “Ölüm” “Hayat” “Melek” “Ruh” “Cennet” “Cehennem” “Kitap” “İbadet” “İman” “Namaz” “Oruç” gibi dini ve ilâhi kavramların her seviyeye uygun anlatımı vardır ve olmalıdır. İmanın sadece dil ile ifadesi olan “Lâ ilâhe illallah” kelamı kişinin iman ettiğinin ifadesidir. Ancak “İman” ve onun ifadesi olan “Lâ ilâhe illallah” kelimesinin akla, kalbe, ruha ve bireye ait ifade ettiği manaları ve etkileri sayılamayacak kadar çoktur. Gelişme çağına giren çocuklara “Allah’ın varlığı ve birliği, varlıkları boşuna yaratmadığı, her şeyin bir amaca hizmet ettiği, insanın da bir amaca hizmet için yaratıldığı” pekâlâ anlatılabilir. İşte iman eğitimi burada başlar. Nitekim Cündüp b. Abdullah (ra) “Biz bir grup ergenlik çağına gelmiş gençle beraber peygamberimizin huzuruna çıktık ve kendisinden Kur’an öğretmesini istedik. Peygamber de bize Kur’ân öğretmeden önce imana ait bilgiler öğretti. Biz bundan sonra Kur’ân okudukça imanımız daha da güçlendi” demektedir. Din, iman demektir. İman sağlam ve sahih olmazsa okunan Kur’ânı doğru anlamak ve doğru düşünmek de mümkün olmaz. Bu nedenle İslam bilginleri inancı doğru olmayanların Kur’ânı doğru anlayamayacağını belirtmişlerdir. İman sağlam olmazsa ibadette gevşeklik ve ahlakta bozukluk ortaya çıkar. Zira kişi nasıl inanıyorsa öyle düşünür, nasıl düşünüyorsa öyle davranır. İman düşünceye, düşünce de amele ve ahlaka yansır. Günümüzün en önemli sıkıntısı budur. İman öğrenilmeden İslam’ı öğrenmek inanmak için yeterli değildir. İnanmak için yeterli olmayınca salt bilgi, ibadet ve ahlaki hayata “amel” olarak yansımaz. Hıristiyan ve Yahudi ilim adamları ve araştırmacılarının İslam konusunda kitaplar yazdıkları halde iman etmemelerinin sebebi de budur. İslam davası bir iman davasıdır. İslam’ı anlayabilmek için de imanı anlamak gerekir. Çünkü insanın düşüncesinin ve davranışlarının kaynağı imandır. İnsan nasıl inanıyorsa öyle yaşar. İnanıyorsa başarır. İnanıyorsa yapar. İman için bilgi yeterli değildir; ama gereklidir. Okullarımızda “Din Kültürü” öğretildiği ve “İman” gereği gibi öğretilemediği için bu bir “din eğitimi” olmamakta ve öğrencilerimiz de “din eğitimi” almamaktadır. Din eğitimi almadığı için de din hayata “ibadet ve ahlak” olarak yansımamaktadır. İman, hayata anlam katar. Varlıkları ve olayları anlamsızlıktan ve tesadüf oyuncağı, tabiatın işi, doğanın kanunu olmaktan çıkarır, yaratıcının “ilim, irade ve kudreti” ile yaratılan “amaçlı, hikmetli ve faydalı” birer faaliyeti haline getirir. Hayatın ve ölümün anlamlı birer faaliyet, amaçlı birer eylem olduğunu anlatır. İman insana, “kâinata ve olaylara” bir “bakış açısı” kazandırır. Böylece varlık, insan, din, ölüm ve ruhani hayat birbirinden bağımsız düşünülemez ve her şey bir bütünlük arz eder. Kur’an nazil olamaya başladıktan sonra ilk on sene daima “Allah’a ve Ahirete İman” dersi verdi. İbadetle işe başlamadı. Mekke döneminde Kur’ânın üçte ikisi nazil oldu. Ders verdiği ve anlattığı konular “Allah’a iman, âhirete iman, peygamberlere iman” ve hayata anlam kazandıran, hayatın amacı ve ölümün mahiyeti üzerinde durdu. Bu sağlam iman temeli üzerine ibadet ve ahlâkî hayat kuruldu. Bu nedenle sahabelerin İslam’ı yaşamaları insanlık için örnek oldu. Etiketler: İman Eğitimi İman Öğretisi Öğretim Eğitim İman ve İbadet İman Eğitimi Allah Birdir |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|