Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow İnsanın Hayat Mertebeleri
Advertisement
İnsanın Hayat Mertebeleri PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 21 Aralık 2011

M. Ali KAYA
Yüce Allah “Hayy” olduğu için hayat sahibidir. Hayatı veren O’dur. Yüce Allah nurdan, zulmetten, ışıktan, ateşten, havadan, sudan, topraktan, ruhtan, sesten, kelimeden ve daha bilmediğimiz nice şeylere hayat verir. Yeryüzünde yüz binlerce tür bitkileri ve yine karada yüz binlerce tür hayvanları ve denizde onun iki misli canlı türlerini yaratan yüce Allah insanları da bütün bu varlıklarla münasebet kuracak şekilde yaratmıştır
. Yüce Allah insanı anne karnında yaratıp ruh vererek dünyaya göndermiştir; ancak dünya için yaratmamıştır. Allah insanı ebede namzet kılmış ve ebedi hayata, cennete layık hale gelmesi için dünyaya göndermiştir. Yani Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İnsan bir yolcudur, ruhlar âleminden, anne karnından, dünyadan, berzahtan, haşirden, sırattan ebedi olan cennete” giden bir yolcudur. Bu uzun yolculuğunun az bir kısmını dünyada geçirecektir. Peygamberimizin (sav) hadisi ile “uzun bir sefere çıkan bir yolcunun bir ağacın dibinde bir saat mola vermesi kadar” bu dünyada kalacaktır.

İnsanın ruhlar âleminde başlayan bu yolculukta çeşitli mertebelerden geçmektedir. Dünyaya gelmeden önce ruhlar âleminde ruhani bir hayatı olan insan, anne karnında dokuz ay farklı bir hayat mertebesinde bulunmakta ve dünya hayatına hazırlık devresi geçirmektedir. Dünya hayatı çok daha farklı bir hayat mertebesidir. Dünyadan sonra ahirete ve ebedi bir hayata geçilecektir. Ancak nasıl dünyaya gelmek için insan bir hazırlık aşamasından geçmektedir; aynı şekilde ahiretin ebedi yurduna geçmek için de daha uzun bir hazırlık aşamasından geçmesi gerekmektedir. Dünya ile ahiret arasında, insanı ahirete hazırlayan bu döneme “Berzah” bu âleme de “Âlem-i Berzah” denmiştir. Ruhlar âlemi ile dünya arasında bulunan ana rahmi bir berzah olduğu gibi, dünya ile ahiret arasında da bir berzah vardır ki bu âleme de “Âlem-i Berzah” veya “Kabir Âlemi” adı verilir.

İnsan hayatı geçirdiği evrelere ve durumlara göre farklı hayat mertebelerinden geçmek durumunda kalmaktadır. Bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kendisine sorulan “Hızır (as) hayatta mıdır? Hayatta ise neden bir kısım ulemâ hayatından şüphe etmişler?” sorusuna verdiği cevapta “Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir” diye cevap vermiş ve insan hayatının farklı boyutlata göre beş farklı mertebede olabileceğini söylemiştir. Bu farklı mertebeleri bilmeyenlerin onlardan şüphe etmesi ise normaldir.

Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. Bu kayıtların başında yaşamak için gereken hava, gıda, su vb. ihityalardır.

İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ makamat-ı velayette bir makam vardır ki, "Makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur.

Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm'ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar. Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (asv) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.

Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'anla şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.. yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.. kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar.. ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasılki iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rü'yada olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rü'yada olduğunu bilmiyor. Hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.

İşte Âlem-i Berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri, öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat'îdir. Hattâ Seyyid-üş şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş. Hattâ -ben kendim- Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rü'ya-yı sadıkada, taht-el Arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O, beni ölmüş biliyormuş. Benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus'un istilasından çekindiği için, yer altında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz'î rü'ya, bazı şerait ve emaratla, geçen hakikata, bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

Beşinci Tabaka-i Hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet mevt; tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir. İ'dam ve adem ve fena değildir. Hadsiz vakıatla ervah-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menamen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delail, o tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Zâten beka-i ruha dair “Yirmidokuzuncu Söz” bu tabaka-i hayatı delail-i kat'iyye ile isbat etmiştir. (Mektubat, 2004, s. 15-20)


Etiketler:  Hayat Hayat Mertebeleri Kabir Berzah Ahiret Dünya Alem-i Berzah Kabir Alemi
 
< Önceki   Sonraki >
AHIRET
DüNYA
HAYAT
ALEM-I BERZAH
KABIR
BERZAH