| İSLAM DİNİ VE DİĞER DİNLER |
|
|
|
| Pazar, 02 Ağustos 2009 | |
|
M. Ali KAYA
![]() Yüce Allah Hz. Âdem (as) zamanından son peygamber Hz. Muhammed’e (as) kadar 124 bin peygamber ve 315 kitap göndermiştir. Bu kadar çok peygamberin gelmesinin sebebi her kabileye ve millete aynı zamanda farklı peygamberlerin de gönderilmiş olmasındandır. Ama ve var ki insanların çoğu ya düşünmediklerinden veya nefis ve şeytanın aldatması ile Allah'ın dinine ya iyi veya kötü niyetlerle ilave ve çıkarmalar yaparak ve kendi çıkarları doğrultusunda değiştirerek tahrif ettiler. Yüce Allah gerçekleri ortaya koymak ve dinini onların yanlış düşünce ve anlayışlarından korumak için yeni kitap ve peygamberler göndermiştir. Bu şekilde farklı inançlar insanlar arasında yayılmış ve yaygınlaşmıştır. Peygamberimiz (sav) Hz. İsa’dan (as) yaklaşık 600 sene sonra gelmiştir. Bu dönmede yeryüzünde Arabistan’da putperestlik ve yıldızlara tapınma denen Sabiilik, İran’da ateşe tapınma olan Mecusîlik, Hindistan’da Budizm, yaygın olarak Yahudilik ve daha çok Batıda, Afrika ve Avrupa’da Hıristiyanlık hâkimdi. Ortadoğu’da genel olarak Hıristiyanlık, varlığın sebebi olarak kabul edilen ateşe tapınma yani Ateşperestlik ve Hindistan’da yine varlığın sebebi kabul edilen suya tapınmayı da içine alan Budizm ve Hinduizm yaygındı. Hinduizm’de ahret inancı yerine tenasüh ve ruhların dolaşımı inancı vardı. Bu günümüzde inançtan yoksun kesimlerde “reenkarnasyon” şeklinde yine yayılmaktadır. Budizm puta tapınmayı reddettiği halde zamanla Buda’nın heykelleri yapıldığı için yine puta tapınma şekline bürünmüştür. Sabiiler ışık ve karanlık mücadelesi, Mecusilerde hayır ve şer mücadelesi şeklinde “hayır ve şer ilahı” olarak ortaya çıkan iki ilahlı “düalist” bir inanç hâkimdi. Günümüzde de aynı inançlar devam etmektedir. Dinlerle ilgili hususları maddeleştirecek olursak: 1. Yahudiler Allah'ın birliğine inanmakla beraber Allah'a insanî vasıflar vererek Tevhit inancını tahrif etmişler, Hz. Üzeyir’in (as) yüz yıl uyuyarak yeniden kabilesine genç biri olarak dönmesinden dolayı ona Allah'ın oğlu demişlerdir. (Bakara, 2:259; Tevbe, 9:30) Hıristiyanlar da Hz. İsa’yı ilahlaştırarak ilâhi vasıflar isnat etmişler, Allah'ın insana benzetirken, insanoğlunu da ilahlaştırmışlardır. (Tevbe, 9:30) Böylece Yahudilik ve Hıristiyanlık inanç bakımından tahrif edilmiştir. Bu bakımdan Medine’li Yahudiler peygamberimize “Sen bizim kıblemizi terk etmişken ve Üzeyir’e Allah'ın oğlu demezken biz size nasıl uyalım” diye karşı çıkmışlardır. (İbn-i Hişam, Sire, 1:570) 2. Hıristiyanlar ayrıca “Teslis” inancını ortaya çıkarmışlar ve Allah'ın üç kuvveden meydana gelen bir varlık olduğuna inanmışlardır. Bu da “Baba, oğul ve ruhu’l-kuds” dür. Babayı Allah, oğlu İsa ve Ruhul’kudsü de yardımcı güç kabul etmişler ve Allah'ın birliğine olan inancı tahrif etmişlerdir. 3. Melek inancını Meleklerin Allah'ın kızları ve oğulları şeklinde bir inanca büründürmüşler ve Yunanların tanrı inancını gerçek Allah inancı içine karıştırmışlardır. 4. Kutsal kitapları ise Allah'ın inzal ettiği şekilden çıkarıp kitaba ilaveler ve çıkarmalar yaparak tahrif etmişlerdir. Peygamberlerin bir kısmını beşerî vasıflardan çıkararak ilahlaştırmışlar ve insanlara örnek olacak şekilden çıkarıp Sünneti ve ibadeti ortadan kaldırmışlardır. Böylece peygamberi Allah'ın yerine koyarak “peygambere itaat” ve “Sünnet” kavramını, dolayısıyla “Allah'a ibadeti” ortadan kaldırmışlardır. 5. Ahiret inancını öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme şeklinde değil de dünyanın ve hayatın sonu olarak kabul etmiş, öldükten sonra dirilmeyi akıllarınca imkânsız kabul etmişlerdir. Böylece cennet ve cehennem kavramını da ruhun azap görmesi ve ruhun mutluluğu şeklinde anlamış ve anlatmışlardır. Bu durumda da dünya hayatını ve dünyada başarılı ve zengin olmayı dinin hedefi haline getirerek dünyada zulüm ve her türlü haksızlığın önünü açarak kendi inancında olmayana zulmetmeyi meşru hale getirmişlerdir. İslam dini Allah'ın Âdem (as) zamanından itibaren peygamberlere inzal ettiği hak kitaplarla öğrettiği “Tevhid” dininin devamı ve tamamıdır. Dinin aslı olan İman esasları değişmemekle beraber insanlığın gelişmesine paralel olarak ibadet ve şeriat dediğimiz muamelat ve ukubat konularında değişik hükümler getirmiştir. Ama bunların tamamı Allah'ın kitaplarda vahy ile inzal ettiği hükümler veya peygamber ilhamı ile peygamberlere bildirdiği hükümlerdir. Tamamı ilâhi kaynaklıdır. İnsan aklının fonksiyonu ise uygulamada Allah'ın hükümlerini anlama ve uygulamaya yöneliktir. Bu böyle olunca aklı yaratan, varlığı anlamada, anlamlandırmada ve özelliklerini tanımada büyük rolü vardır. Bu bakımdan din de varlığı anlamlandırmada akla değer verir. Dinin hükümlerin varlık ve akıl arasında bir uyum vardır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde Tevrat’a ve İncil’e inanlara, iyiliği emredip kötülüğe engel olmaya çalışanlara, temiz olanı helal, pis şeyleri haram kılanlara Kur’âna ve onu tebliğ eden Hz. Muhammed’e (as) inanmalarını da emreder. (A’raf, 7:157) Tevrat ve İncil’de Hz. Musa (as) ve Hz. İsa’nın (as) peygamber olmalarına sebep olan hususlar ve onların korumaya çalıştığı değerlerin daha mükemmeli Kur’ân-ı Kerimde ve Hz. Muhammed’de (as) vardır. Öyle ise onları peygamber olarak kabul edenlerin Hz. Muhammed’e inanmalarında bir zorluk yoktur. Kur’ân-ı Kerim ortak inanç değerleri esas alarak “Mutedil ve vasat ümmet olan Haniflik” yani Allah'ın birliği ve iman esaslarında birlik ve beraberlik içinde olamaya davet eder. (Bakara, 2:143) Bunun için peygamberimiz (sav) “Ben kolay ve müsamahalı bir din olan Haniflik üzere gönderildim” (Buhari, İman, 29; Müsned-i Ahmed, 5:266) buyurarak bunu ifade etmiştir. Bunun için İslam dini bütün insanlara hitap edecek ve bütün dünyaya hükmedecek şekilde “Evrensel” olarak inzal edilmiştir. Hizmetin ve adaletin odağına “insanı” koymuştur. Bunun için yüce Allah “Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir tek kelimede bir araya gelin. Allah’tan başka mabud tanımayalım, Allah'a şirk koşmayalım ve Allah’tan başka kimimiz kimimizi rab edinmesin. Gelin Allah'a teslim olalım” (Âl-i İmran, 3:64) buyurmaktadır. Allah katında dinin “İslam Dini” olması (Âl-i İmran, 3:19) insanlık için gerekli olan hükümlerini akla ve ilme tespit ettirmiş olan hak dinin “İslam” dini olduğunu göstermeye kafidir. “İslam” anlam olarak “Allah'a teslimiyeti” ifade etmektedir. Bu dinin esasları peygamberimizin (sav) “Cibril Hadisi” olarak bilinen meşhur hadiste peygamberimizin (sav) ifadeleri ile belirlenmiştir. Bu hadis göstermektedir ki “Kur’an-ı Kerim “vahy-i mahz” olan “vahy-i sarih” eseri olduğu gibi dinin peygamber tarafından belirlenen esasları da “vahy-i zimnî” olan “peygamber ilhamının” eseridir. Her ikisi de aynı ilâhî kaynaktan farklı şekillerde gelmektedir. Cibril Hadisinde din, İman, İslam ve Ahlak ile kıyamet bilgisi” olarak ele alınmıştır. İmanın şartları; Allah'ın birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra yeniden dirilmeye ve hesaba çekilmeye ve hayırdan erden insanın başına gelen her şeyin Allah'ın kaderi ile olduğuna inanmaktır. İslam ise bu imanı dil ile ikrar eden Kelime-i Şahadet ile beraber Allah'ın emirlerinden Namaz, Oruç, Zekât ve Hac emrini imkânı ölçüsünde yerine getirmektir. Ahlak ise iman ve islamdan sonra gelen dinin kemal mertebesidir ki bu da “Allah’ı görüyor gibi davranmak ve Allah'ın bizi her zaman gördüğüne inanmaktır.” Kıyamet bilgisi ise kıyametin alametlerini bilmek ve buna göre davranmaktır. (Müslim, İman,1; Tirmizi, İman, 4; Ebu Davud, Sünnet, 17) Dinin asli unsurlarından olan İman “Marifetullahı” yani Allah’ı bilmeyi ve isim ve sıfatları ile tanımayı gerekli kılar. Allah tanındıkça marifetullah artar ve bu da imanın kemalini netice verir. Böylece iman taklitten çıkar tahkika yükselir. Tahkik de derinlik kazandıkça “İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn” mertebelerine yükselir. İslam, ise Allah'a ibadeti netice verir. Allah'a ibadet olan namaz, oruç, hac ve zekât da insanın Allah’ı sevmesini netice verir. Bu da “Muhabbetullah” dediğimiz Allah sevgisinin kalplerde yerleşmesine ve kökleşmesine sebep olur. Bunun için Kur’ân-ı Kerim “Allah’ı seviyorsanız Allah'ın sevdiği ve size örnek olarak gönderdiği peygamberine uyun ki Allah da sizi sevsin” (Âl-i İmran, 3:31) buyurmaktadır. Bu ayetin manay-ı muhalifinden “peygambere itaatiniz ve bağlılığınız yoksa sünnetine uymuyorsanız Allah'a sevgi ve muhabbetiniz yoktur, illa yalandır” anlamı çıkmaktadır. (Lem’alar, 2005, s.178-179) Böylece dinin aslının “Marifetullah” ve “Muhabbetullah” olduğu; amacının da “Müttaki Müslüman” modeli oluşturmak olduğu anlaşılır. Allah tarafından gelen hak dinin temel özellikleri bunlardır. Bu da tamamıyla İslam dininde mevcuttur. Bunun için yüce Allah diğer din mensuplarını ve bütün insanlığı İslama davet etmektedir. Yüce Allah bütün din mensuplarını kastederek bütün inananlara çağrısı şudur: “Ey iman edenler! Hepiniz İslama koşun. Gelin İslama, Allah'a teslim olun ve barış, esenlik içinde yaşayın. Şeytanın adımlarına uymayın ve arkasından gitmeyin. Bilin ki sizin aranızı açan ve içinize her türlü fitne ve fesadı çıkaran şeytandır. (Bakara, 2:208) Etiketler: İslam Dini Din Dinler Hz. İsa Hz. Musa İslamiyet Hıristiyanlık Yahudilik Vahy Tevhit Teslis Cibril Hadisi Marifetullah |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|