|
Sayfa 2 Toplam: 2
Mirac’dan Dönüş:
Yüce Allah Cebrail’e (as) emretti ki peygamberimizi (sav) Cennet ve Cehennemi gezdirsin. Ümmetin işleyeceği amellerin cennette ne gibi semere vereceğini ve Cehennemde hangi amelinden dolayı ne gibi sonuçlar ile karşılaşacağını görsün ve ümmetine haber versin.
Cebrail (as) peygamberimize (sav) sekiz mertebe cenneti ve yedi kat cehennemi gezdirerek oradakilerin karşılaşacakları halleri gösterdi. Sonra peygamberimize (sav) buyurdu:“Bu miracı ümmetine anlat. Yüce Allah mekândan münezzeh olmakla beraber seni miracda mülkünü ve melekûtunu gezdirdi, cennetini ve cehennemini sana gösterdi ki ümmetine bunları anlatasın” dedi. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Ey kardeşim Cebrail! Bana kim inanır. Bana onların mecnun dediklerini ve söylediğim hiçbir şeye inanmadıklarını biliyorsun” şeklinde cevap verince; Cebrail (as) : “Seni hiç kimse tasdik etmezse Ebu Bekir (ra) seni tasdik eder. O göklerde “Sıddık” olarak anılmaktadır. Onun göklerdeki adı odur. Bunun için sen anlat. O sana yeter.” dedi. Sonra peygamberimizi (sav) tekrar miraca çıktığı Mescid-i Aksa’ya getirdi. Oradan tekrar Burak’a bindirdi ve Mekke yakınına bıraktı.
Abdulmuttalip Oğullarının Peygamberimizi (sav) Gece Aramaları:
Abdulmuttalip oğulları her gece peygamberimizin (sav) evinde ve Kâbe’ye gittiği zaman da çevresinde nöbet tutuyorlardı. Peygamberimizin (sav) düşmanı çok olduğu için kabilecilik geleneği ve asabiyetin gereği olarak gençlerine nöbet görevi veriyorlardı. Peygamberimiz (sav) her ne kadar bunu istemese de onlar bunu asabiyetin gereği kendilerine vazife telakki ediyorlardı. Her gece evin etrafında nöbet tutuyorlar, evinden çıkınca da görünmeden takip ederek vazifelerini yapıyorlardı.
Miraç gecesi de peygamberimizi (sav) takip ediyorlardı. Kâbe’de Hicr mevkiinde ibadet ederken birden kaybolunca aramaya çıkmışlar, bulamayınca da telaşa kapıldılar. Peygamberimizin (sav) amcası Abbas durumdan haberdar olunca aramaya çıktı ve Zî-Tuvâ’ya kadar gitti. Orada “Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!” diye sesleniyordu.
Peygamberimiz (sav) Mirac’dan Beyt-i Makdis’e dönmüş, oradan Burak’a binerek tekrar Mekke’ye dönüyordu ki sesi işitti ve “Lebbeyk” (Buyur!) dedi.
Abbas sordu: “Yeğenim! Sen kavmini geceden beri zahmet ve sıkıntıya soktun. Nerede idin?” Peygamberimiz (sav) Cevap verdi:
“Beyt-i Makdi’se gittim.”
“Bu gece içinde mi?”
“Evet!”
“Herhalde hayır için gitmişsindir?”
“Evet, hayırdan başka bir şey için değil..” buyurdu.
Peygamberimiz (sav) oradan Ebu Talib’in kızı Ümmehânî’nin evine gitti. Fecirden biraz öncesine kadar uyudu. Sonra ev halkını uyandırdı. Sabah namazını kıldı. Ev halkı da beraber kıldılar. Sonra peygamberimiz (sav) buyurdu: “Ey Ümmehânî! Ben bu gece Allah’ın emri ile Beytü’l-Makdise gittim. Orada namaz kıldım. Oradan miraca çıktım. Yedi kat gökleri gezdim. Geldim ve sizinle beraber sabah namazını kıldım” buyurdu ve başından geçenleri biraz anlattı.
Sonra gitmek için ayağa kalktı. Ümmühânî peygamberimizin (sav) ridasının eteğini tuttu ve: “Sakın bunu hiç kimseye anlatma! Seni yalanlarlar ve üzerler” dedi. Peygamberimiz (sav) cevap verdi: “Vallahi ben bunu herkese söyleyeceğim!” buyurdu ve evden çıktı. Ümmehâni Habeşli cariyesini peygamberimizin (sav) arkasından gönderdi.
Peygamberimiz (sav) Müşriklere Miracı Anlatıyor:
Peygamberimiz (sav) Kâbe’nin Hicr mevkiine vardı. Hatim denilen yerde ayakta durdu. Kureyş müşrikleri oradaydılar. Onlara “Ben bu gece Cebrail (as) ile Beyt-i Makdise gittim. Orada tüm peygamberler ile görüştüm. Oradan da Mirac merdiveni ile göklere yükseldim. Cennet ve cehennemi gezdim ve geldim” buyurdu.
Kureyş müşrikleri bu söze şaştılar ve “Doğrusu biz şimdiye kadar böyle bir şey asla işitmedik, bu inanılmaz bir şeydir. Biz develerimizle oraya ancak birkaç ayda gidebiliyoruz. Sen bir gecede gidip-geldiğini söylüyorsun…” dediler. İnanmadılar ama “Muhammed çok acayip şeyle söylüyor!” diyerek yaymaya başladılar.
Peygamberimiz (sav) onların yalanlamalarından ve alay etmelerinden üzülmüş bir şekilde bir kenara çekilip oturdu.
Ebu Cehil durumdan haberdar olur-olmaz hemen alay etmek ve köşeye sıkıştırmak için koşup geldi. Alaylı bir tavırla konuşmaya başladı:
“Bu gece neler yaptın bakalım. Yaptığın bir şeyler var mı?”
“Evet!”
“Ne imiş o?!”
“Geceleyin Beytü’l-Makdise götürüldüm.”
“Sonra da geldin aramızda sabahladın hâ!”
“Evet!”
“Bana söylediğin bu sözü şuradaki topluluğa da açıkça söyler misin?”
“Olur, söylerim” diyince Ebu Cehil onları çağırdı:
“Ey Kaab ve Lüey oğulları cemaatı gelin!” diyince onların hepsi koşuşarak geldiler ve peygamberimiz (sav) ile Ebu Cehil’in etrafını sardılar.
Ebu Cehil peygamberimize (sav) “Haydi bana söylediğin şeyi onlara da söyle!” dedi.
Peygamberimiz (sav): “Ben bu gece Beytu’l-Makdise götürüldüm” buyurdu.
“Sonra da sabahleyin buraya döndünüz öyle mi?” dediler.
Peygamberimiz (sav): “Evet!” buyurdu.
Onlar şaşkınlıklarından ve inkârlarından kimisi elini ısırdı, kimisi de ellerini başlarına koydular. Bazıları da hemen müslümanların yanlarına koştular. Kendilerine göre peygamberimizin (sav) bir açığını bulmuşlardı. Böyle imkânsız bir olayı iddia eden ve buna inanan insan saçmalıyordu. Amaçları peygamberlik iddia eden Muhammed’in (sav) artık saçmalamaya başladığını söyleyerek müslümanların imandan vazgeçirmekti.
Ebu Bekir (ra) ın yanına gidenler sözlerine şöyle başladılar:
“Yâ Ebâ Bekir! İşittin mi senin arkadaşın güya bu gece Beytu’l-Makdise varmış ve orada namaz kılarak dönmüş” dediler.
Hz. Ebu Bekir (ra) hiç tereddüt etmeden cevap verdi: “Vallahi o bunu söylemişse kesinlikle doğrudur. O sadıktır; asla yalan söylemez” buyurdu. Sonra devam etti: “Bunda şaşılacak ne var? Ben onun bundan daha uzakta olan göklerden haber aldığına inanıyor, melekler ile görüştüğünü kabul ediyorum ve doğru buluyorum” dedi.
Müşrikler yüz bulamayarak döndüler. Hz. Ebu Bekir (ra) peygamberimizin (sav) zor durumda olduğunu düşünerek hemen peygamberimizin (sav) yanına koştu ve “Yâ Resulallah! Bu gece Beytu’l-Makdise gidip geldiğin doğru mu?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Evet!” buyurunca, “Tasdik ederim ki sen doğru söylüyorsun” dedi. Peygamberimiz (sav) de “Yâ Ebâ Bekir! Sen ‘Sıddık’sın” buyurdu.
Bu durumu gören müşrikler peygamberimiz (sav) ile çekişmeye başladılar. Sorular sorarak bunaltmayı amaçladılar. Sordular: “Bize söyle bakalım, Beytu’l-Makdis’in kaç kapısı var? Kaç penceresi var?”
Peygamberimiz (sav) bu sorular çok bunaldı. Hemen Cebrail (as) gözünün önündeki perdeyi kaldırdı. Peygamberimiz (sav) Beytu’l-Makdisi karşısında gördü. Onların sorduğu her soruya ona bakarak cevap vermeye başladı. Müşrikler “Doğru söylüyor. Vallahi, tarifi ve tavsifi doğrudur” dediler.
Bu defa müşrikler “Bizim Şam’dan gelecek olan bir kervanımız var. Ona rastladın mı? Şimdi hangi mevkidedir? Ne zaman buraya gelecek? Ondan bize haber ver de sana inanalım” dediler.
Peygamberimiz (sav) cevap verdi: “Evet, ben yolda bir kafileye rastladım. Onlar bir vadide develerini kaybetmiş arıyorlardı. Ben devenin yerini onlara gösterdim. Şimdi o kafile önlerine boz ve siyah renkli bir deveyi katarak Beyzâ’dan Tenim yokuşundan inmektedirler. İterseniz onlara sorabilirsiniz” buyurdu.
Müşrikler hemen denilen yere koştular. Gerçekten de önlerine boz bir deveyi katmış olarak geldiklerini gördüler. Yanlarına gelince sordular: “Sizin deveniz kaybolmuş muydu?” onlar dediler: “Evet! Bir vadide devemiz ürktü, gece olduğu için göremiyor ve arıyorduk. Bizi çağıran bir ses işittik gittik. Deveyi orada bulduk” dediler.
Kureyş müşrikleri tüm bu haberlerin doğru olduğunu gördükleri halde inatlarından vazgeçerek doğruluğunu “Mirac” olayına inanmadılar. Ancak peygamberimiz (sav) hakkında Velid bin Muğire’nin dediğini dediler: “Bu apaçık bir sihirdir.”
Cebrail (as) ın Peygamberimize (sav) İmam Olup Beş Vakit Namazın Vakitlerini Tayin Etmesi:
Cebrail (as) Mirac gecesinin sabahında inerek beş vakit namazın vakitlerini tayin etmek için iki gün üst üste namaz kıldırdı.
Birinci günü fecirden sonra sabah namazını, güneşin zevalinden sonra gölge atmaya başlayınca öğleyi, bir şeyin gölgesi bir mislini geçince ikindi namazını, iftar vaktinde akşam namazını, akşamın şafağı kaybolunca yatsı namazını kıldırdı. Sonra “Bu beş vakit namazın ilk vakitleridir” buyurdu.
İkinci günü ortalık ağarınca sabah namazını, her şeyin gölgesi bir misli olunca öğle namazını, her şeyin gölgesi iki mislini geçince ikindiyi, ortalık kararınca akşam namazını, gecenin üçte biri geçince yatsı namazını kıldırdı. Sonra “Yâ Muhammed! Bu senden önceki peygamberlerin namaz ve ibadet vaktidir. Bu ikisinin ortası senin ve ümmetinin namaz vaktidir” dedi.
Sonra yüce Allah bu beş vakit namazı emrede ayetlerini inzal buyurdu. “Ayakta iken, otururken ve yatarken, hangi halde bulunursanız bulunun, Allah’ı anmaya devam edin. Tehlikeden emin olduğunuz zaman ise namazınızı gereği gibi kılın. Şüphesiz namaz mü’minler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır.”
Namaz vakitlerini tayin eden ayette ise yüce Allah şöyle buyurdu: “Akşama erdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde olanların hepsinin hamd-ü senâsı, övgüsü ve minneti Allah’a mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğleye erişince de Allah’ı tesbih ederek namaz kılın.”
Peygamberimiz (sav) Sahabelerine Miracı Anlatıyor:
Akşam olunca peygamberimizin (sav) evi sahabeler ile doldu. Hepsi peygamberimizin miracın tebrik etmeye ve anlatacağı şeyleri can-u gönülden dinlemeye gelmişlerdi. Peygamberimiz (sav) onlar ile yatsı namazını kıldı. Namazdan sonra Bakara Suresi’nin son ayetleri olan “Amenerrasulü” yü okudu. Sahabeler ilk defa yatsı namazını kılıyor, ilk olarak bu ayetleri dinliyor ve ayetlerde geçen duayı içtenlikle yapıyorlardı.
Peygamberimiz (sav) namaz bitince önce okuduğu bu ayetleri “Vahiy kâtiplerine” yazdırdı. Yazdırdığı ayetlerde yüce Allah mealen şöyle buyuruyordu:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Peygamber kendisine inzal edilen Kur’anın Allah tarafından olduğunu tasdik ederek ona iman etti. Müminler de onunla beraber iman ettiler. Onların hepsi Allah’ın birliğine, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerin hepsine iman ettiler. Onlar: ‘Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirisini ayırmayız. Birinin peygamberliğine inandığımız gibi hepsinin de Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildiğine inanırız’ derler. Onlar peygamberin Allah tarafından getirdiği Kur’anı dinledikleri zaman ‘İşittik, iman ettik. Ey Rabbimiz! Emrine uyduk. Senin af ve mağfiretine muhtacız ve senden bunu isteriz. Ey Rabbimiz! Senin huzurundan başka gideceğimiz bir yerimiz yoktur. Sonuçta senin huzurunda toplanacağız’ derler.
Allah kimseye gücünün üzerinde bir teklifte bulunarak mükellef tutmaz. Vermediği şeyi isteyerek onları sorumlu tutmaz. Allah’ın kendilerine ihsan ettiği şeylerden kazandıkları hayırlar kendilerine aittir ve kendi lehlerinedir. Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmamaktan ve şükrünü eda etmemekten kaynaklanan günahları da kendi aleyhlerinedir.
Yine onlar Allah’ın huzurunda şöyle dua ederler:
Ey Rabbimiz! Unutur veya hata eder de bir kusur işlersek bizi onunla muaheze etme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin ağır vazifeler ve kaldıramayacağımız musibetleri bize verme! Ey rabbimiz! Bizim kaldıramayacağımız, tahammülünden takat getiremeyeceğimiz şeyleri bize tahmil edip yükleme! Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız, Rabbimiz ve Mevlâ’mız sensin. Kâfirlere ve senin kudretini inkâr edenlere karşı bize nusret ver ve bize yardım et!” –Âmin!-
Peygamberimiz (sav) okuduğu bu ayetleri pür dikkat dinleyen sahabelerine dönerek: “Kim bu iki ayeti yatsı namazından sonra okursa onun için yeterlidir. Yüce Allah bana bu ayetleri arşın altındaki bir hazineden vermiştir. Bunun benzerini bir başkasına vermiş değildir.” “Kim bu ayetleri dua amacı ile yatsı namazından sonra okursa gece sabaha kadar namaz ve ibadet sevabını kazanır” buyurdular.
Daha sonra peygamberimiz (sav) başından geçenleri anlattı. Cebrail (as)ın gelişini, Burak ile Beytu’l-Makdis’e gidişini ve oradan Miraca çıkışını anlattı. Sahabeler Peygamberimizi (sav) pür dikkat dinliyorlardı.
Hz. Ebu Bekir (ra) sordu:
“Ey Allah’ın Resulü! Yüce Allah’ın mülkünü ve melekûtunu, cennet ve cehennemini gezdin ve huzuruna vardın. Biz kullarına ne getirdin? Ümmetine ne gibi müjdelerle ve hediyelerle döndün?”
Peygamberimiz (sav) dişleri görülecek şekilde tebessüm ederek güldü ve şöyle buyurdu: “Sizlere pek çok müjde ve beşaretler getirdim. Evvelâ, tüm ibadetlerin fihristesi, bütün gök ehli meleklerin ibadet şekli ve tüm mahlûkatın ibadetlerinin hülasası olan beş vakit namazı yüce Allah sizlere hediye etti. Kim bu beş vakit namazı kılarsa onun bütün büyük ve küçük günahlarını affedeceğini ve cennette saadet-i ebediyeye mazhar edeceğini vaat etti. Bununla cehennemden ebediyen kurtulacağınızın müjdesini getirdim.
İkinci olarak ümmetimden Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadan yaşayarak ölenlerin büyük günahlarının bağışlanacağı ve şefaatimle affa mazhar olup cehennemden kurtulacağı müjdesini getirdim.
Üçüncü olarak yüce Allah bana size okumuş olduğum “Amenerrasulü” ile başlayan iki dua ayetini hediye olarak size getirdim. Kim bu iki ayeti her gün akşam yatmadan okursa ona yeterlidir” buyurdu.
Hz. Ali (ra) sordu: “Ya Resulallah! Yüce Allah size ne tavsiyelerde bulundu bize bildir ki biz de onlara uyalım” dedi.
Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Yüce Allah ile pek çok konuda sohbetim oldu. Sordum: “Ya Rab! Katında en üstün amel hangisidir?”
Yüce Allah: “Habibim! Katımda tevekkül edip yalnız bana güvenmekten ve taksimatıma razı olmaktan üstün bir amel yoktur. Rasulüm! Benim sevgim, benim rızam için birbirini sevenler ve insanlar arasında sevgi ve muhabbet oluşturup birbirine bağlayanlar içindir. Gerçekten benim rızamı isteyenler ise, insanlar arasında beni zikredip anarak beni tanıtan ve nimetlerimi sayarak benim sevgimi kalplere yerleştirmek için çalışan ve bu uğurda açlık ve sıkıntıya tahammül edendir.
Rasülüm! Mahlûkatın en zahidi olmak istersen, kalbini dünyadan ve dünya sevgisinden boşalt. Kalbinden dünyayı terk et ve bütün kalbinle ahirete yönel” buyurdu.
Sordum: “Ya Rab! Dünyadan yüz çevirip ahirete yönelmek ne demektir?”
Buyurdu ki: “Dünya nimetlerinin azına kanaat edip, zamanın çoğunu benim zikrimle geçirmen ve dinim için çalışarak insanların bana olan imanını artırmaya ve banim kudretimi tefekkür edip, hikmetimle alken ve ilmen meşgul olmak ve benim fikrim için çalışmaktır.”
Sordum: “Dünya ehli kimdir? Ahiret ehli kimdir?”
Yüce Allah buyurdu: “Dünya ehli her yönü ile dünyaya yönelmiş, bütün arzusu mal ve mülk olan, aile efradını ona yönelten ve dünya için öfkelenen, aza razı olmayan, kötülüğü dokunduğu kimseden özür dilemeyen, mazeret kabul etmeyen, ibadete tembel, günah işlemeye hevesli, eceli yaklaştığı halde uzun dünyevî emeller peşinde koşan, nefis muhasebesi yaparak kendini hesaba çekmeyen, nimete şükretmez, belaya sabretmez, herkesi hor gören, büyüğe saygısı olmayan, küçüklere acımayan, nefislerinin arzusuna uyanlar nazarında akıllı, geçek akıllılar katında cahil olan kimselerdir.
Ahiret ehline gelince: Güler yüzlü, hayâ sahibi, kötülüğü ve başkalarına zararı az, iyiliği ve faydası çok, sözü ölçülü, nefis muhasebesi yapan, gönülleri daima uyanık, benim aşkımla gözleri yaşlı, dili zikrimle, gönlü fikrimle meşgul olan, nimetlerin öncesinde besmele ile başlayan, sonunda şükür ile bitiren kimsedir. İşte katımda yüksek mevki sahibi kimseler bunlardır. Ben de onların dualarını kabul eder, ne isterlerse veririm. Bunlar benden gayrı şeye gönül bağlamazlar. Az ile yetinirler. Süslü elbiseler ve dünyevî makam ve mevkiler istemezler, kendilerini ölülerden bilirler. Bunların nazarında dünya ve ahiret eşittir. Ben de onlara cennet ve saadet-i ebediye gibi nimetler veririm.”
Sahabeler can kulağı ile dinlediler ve peygamberimize (sav) dediler:
“Yâ Resulallah! Dua buyurun da yüce Allah’ın vasfettiği ve kendilerinden razı olduğu bu iyi insanlardan olalım.”
Peygamberimiz (sav) dua ettiler. Yüce Allah da onları Kur’an-ı Keriminde övdü.
Peygamberimiz (sav) Sahabelerine Cennet ve Cehennemi Anlatıyor:
Sahabeler dediler: “Yâ Resulallah! ‘Cenneti ve Cehennemi gezdim’ buyurdun. Bize onlardan bahseder misin?”
Peygamberimiz (sav) tebessüm ederek buyurdular:
“Yüce Allah Cebrail’e (as) emir buyurdular ki beni cennette gezdirsin ve ümmetim için neler hazırlandığını görsün. Cebrail (as) beni cennete götürdü. Cennet hazini “Rıdvan” bana cenneti gezdirdi ve cennetin nimetlerini gösterdi. O kadar nimetler gördüm ki eğer bütün ömrümü onları anlatmaya ayırsam bitiremem.
Bana ümmetim için hazırlanmış sekiz cennet gösterdiler. Bunların dördü bağ bostan olup “Firdevs, Cennetü’l-Me’vâ, Cennetü’l-Adn ve Cennetü’n-Naîm” idi. Dördü de saraylarla müzeyyen, bağ ve bahçelerle muhat olan “Dâru’s-Selâm, Daru’l-Celâl, Dâru’l-Karar ve Dâru’l-Huld” idi. Hepsinin damı Arşu’r-Rahman idi.
Bana yalnız “Adn” cennetindeki köşkleri gösterdiler. Gökyüzündeki yıldızların sayısından çoktu. Her köşk yer ile gök arası büyüklüğünde olup, çoğu benim ashabıma aitti.
Hz. Ebu Bekir (ra) dönerek buyurdu: “Ya Ebâ Bekir! Senin köşkünü gördüm. Kızıl altındandı. Senin için hazırlanan nimetleri müşahede ettim.
Hz. Ebu Bekir (ra): “Yâ Resulallah! O köşk de o köşkün sahibi de senin için feda olsun” dedi.
Peygamberimiz (sav) sonra Hz. Ömer’e (ra) döndü ve: “Yâ Ömer! Senin köşkünü de gördüm. Yakuttandı. O köşkte çok huriler vardı. Senin gayretini ve kıskançlığını bildiğimden içine girmedim” buyurdu.
Hz. Ömer (ra) ağladı ve “Yâ Resulallah senden mi kıskanacağım!?” dedi.
Sonra peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye (ra) döndü ve: “Yâ Ali, senin suretini dördüncü kat semada gördüm. Cebrail’a (as) sordum. O da dedi ki: “Yâ Resulallah melekler Hz. Ali’yi görmeye müştak oldular. Allah onun suretinde bir melek yarattı. Melekler onu ziyaret ediyorlar” dedi.
Peygamberimiz (sav) anlatmaya devam etti:
“Orada inciden, yakuttan, zebercedden köşkler ve inciden kubbeler gördüm. Cennetin toprağını da misk gibi kokar buldum. Sonra ban bir ırmak gösterildi ki etrafında kubbeler ve çadırlar dizili idi. Suyu baldan tatlı ve rengi kardan ak idi. Cebrail’e (as) ‘Bu nedir?” diye sordum. O da: ‘Bu sana Allah’ın hazırladığı “Kevser Irmağı” dır buyurdu.
Sonra peygamberimiz (sav) buyurdu:
“Cebrail (as) beni Cehennem Malik’ine götürdü. Yüzü hiç gülmüyordu. “Bana Cehennemi göstermez misiniz?” dedim. Malik cehennem örtüsünü açtı. Gördüm ki cehennem simsiyah ve kapkaranlıktı. Hiçbir ışığı yoktu. Yedi kat olup yedi ayrı kapısı mevcuttu. Her cehennemin 70 bin dağı, her dağın ateşten 70 bin tepesi, her birinde de ateşli 70 bin bölgesi vardı. Her bölgede 70 bin dere ve her derede de 70 bin yılan ve akrep bulunmaktaydı.
Ve peygamberimiz (sav) devam etti: “Vallahi, Allah’a yemin ederim ki ashabım! Sizler benim gördüğümü görmüş olsaydınız az güler çok ağlardınız. Yine ashabım ben Cebrail’i (as) Allah korkusundan ve saygısından eskimiş deve çulu gibi solgun, Mikail’i (as) de gülmeyi unutan biri gibi üzgün gördüm. Cebrail’e (as) sordum:
“Neden Mikail’i (as) hiç güler görmüyorum?”
Cebrail (as) bana cevap verdi:
“Cehennem yaratılalı Mikail hiç gülmedi.
Sordum:
“Sizde de cehenneme girme korkusu var mı?”
Cevap verdi:
“Evet! Bizim önümüzde de Şeytan’ın lânetlenmesi hadisesi ve Harut ile Marut’un cezalandırılması örneği vardır” buyurdu.
Cehennem Maliki bana cehennemin tabakalarını da gösterdi.
Yedinci tabaka: En alt tabakaydı. Adına “Hâviye” derler, azabı çok ziyade idi. Sordum, Firavun, Karun ve Hâmân ile beraber münafıklar burada azap görecekler denildi.
Altıncı tabakaya “Cahîm” adı verilmektedir. Müşrikler burada azap göreceklerdir.
Beşinci tabakaya “Sakar” denir. Budistler ve Mecusiler burada bulunacaktır.
Dördüncü tabaka “Lezâ” dır. İblis ve onun tabileri burada azap göreceklerdir.
Üçüncü tabaka “Hutame” dir. Yahudiler buraya gireceklerdir.
İkinci tabakaya “Saîr” denir. Nasara burada azaba uğrayacaklardır.
Birinci tabaka “Cehennem” dir. En üst tabakadır. Burada ümmetimin büyük günah işleyenleri azap göreceklerdir.
Cehennem bana gösterildi. Ateşten yetmiş bin derya vardı. Her bir derya yer ve göğü içine alırdı. Zebanileri o derece dehşetli idi ki, dünya onun ayağının topuğuna ulaşamaz. Cebrail’e (as) “Cehennem kimler içindir?” diye sordum. Bana “Ümmetinin günahkârları içindir. Ya Resulallah! Onlara nasihat et, ta ki kendilerini bu korkunç yerden korusunlar. Kendilerini azaba sürükleyecek şeylerden sakınsınlar, günah işledikleri zaman da günahlarına tövbe etsinler. O gün asilere asla merhamet olunmaz” dedi.
Peygamberimiz (sav) ağladı. Bunun üzerine sahabeler de ağladılar.
Bir müddet sonra peygamberimiz (sav) başını kaldırdı ve “Allah bana şefaat yetkisi verdi. Zerre kadar imanı olan şefaatimle Cehennemden kurtulacak ve cehennem boş kalacaktır. Bunun üzerine yüce Allah cehennemi ateş ile doldurarak diğerlerinin üzerine kapatacaktır” buyurdu.
Gece hayli ilerlemişti. Sahabeler peygamberimizin (sav) sohbetinden o derece müstefid oldular, kalpleri iman ve ahiret duygusu ile doldu ki kendilerini cennette ve cehennemde yaşıyorlarmış gibi hissediyorlardı. Kalpleri ilim ve hikmetle, cehennem korkusu, cennete girme arzusu ve ümidi ile lebâ-leb dolu olarak evlerine döndüler. Etiketler: Miraç Miraç Mucizesi Mucize Recep Ayı Burak Cebrail Cennet Cehennem Rüyet Sidre Refref
|