| Kabir Ziyareti ve Ölülere Dua |
|
|
|
| Cumartesi, 24 Aralık 2011 | |
|
Hz. Ali (ra) kabristana yakın bir ev tutmuştu. Kendisine “Neden kabristana yakın bir ev tuttunuz?” dediler. Hz. Ali (ra) “Onları çok iyi ve samimi komşular buldum. Dillerini tutmasını biliyorlar, dedikodumu ve gıybetimi yapmıyorlar ve bana ahireti hatırlatıyorlar” diye cevap verdi. Hz. Osman (ra) kabir ziyaretine gider ve orada gözyaşlarını tutamayarak ağlardı. Sordular “Ölüm ve kıyamet hallerinden, cehennemden bahsedildiği zaman ağlamıyorsun da neden kabirde ağlıyorsun?” Cevap verdi: “Resulullah (sav) ‘kabir ahiret menzillerinden ilk menzildir. Şayet kişi buradan kurtulursa gerisi çok kolaydır. Şayet kurtulamazsa gerisi daha çetindir’ buyurdular. Bu nedenle ağlıyorum” dedi. 2. Kabirde Cenaze Namazı ve Duasının Hikmeti: Peygamberimiz (sav) annesinin kabrini ziyaret etmiş ve gözyaşlarını tutamayarak ağlamıştır. Onun ağladığını gören sahabeler de ağlamışlardır. Sonra peygamberimize (sav) “Neden ağladığı” sorulunca “Rabbime annemin kabrini ziyaret için izin istedim. Bu izin bana verildi. Ben de şefkat duygusu ile ağladım” buyurmuşlardır. Kabirdekilerin insanlara ne faydası ve ne de zararı olmaz. Onlar yardıma ve himmete muhtaçtırlar. Bu nedenle demişlerdir ki: “Kabir ziyaretinden maksat duadır / Bu gün ona ise yarın sanadır.” Şayet dua ve istiğfar ile okunan Kur’an ölüye fayda vermeyecek olsaydı “Cenaze Namazı”nın farz olması anlamsız olurdu. Ölü üzerine cenaze namazı kılınarak, bu namazda Kur’an okunup dua edilerek (Şafii Mezhebinde Fatiha okumak farzdır.) fayda göreceği peygamberimizin (sav) hadisleri ve tatbikatı ile sabittir. Peygamberimiz (sav) cenaze namazı için davet edilmediği bir ölünün kabrini sahabeleri ile ziyaret etmiş ve gıyaben cenaze namazı kılmış, sahabeler de arkasında saf tutarak bu namaza iştirak etmişlerdir. (Buhârî, Ezan, 161, Cenâiz 5, 55, 56, 57, 60, 67; Müslim, Cenâiz, 68-69; Ebu Dâvud, Cenâiz 52-54, 60; Tirmizî, Cenâiz, 47; Nesâî, Cenâiz, 94; İbn Mâce, Cenâiz, 32; Ahmed b. Hanbel, 1:224, 283, 338) Peygamberimiz (sav) İslam tam olarak kalplere ve gönüllere yerleşmediği, cahiliyenin adetleri ortadan kalkmadığı ilk zamanlarda kabir ziyaretini yasaklamıştı. Zira cahiliye Arapları kabirleri ziyaret ederek saçlarını başlarını yolarak, ağıt yakarak ağlıyorlardı. Ayrıca öğünmek ve çokluklarını anlatmak için kabirlere gidiyorlardı ki bu husus “Tekasür Suresinde” kınanmaktadır. Peygamberimiz (sav) kabir ziyaretinin ahireti hatırlamak, ölümden ibret almak ve kabirdekilere dua etmek için yapılması gerektiğini sahabelere anlattı. Kabir ziyaret adabını öğretti. Kendisi de bizzat tatbik ederek gösterdi ve bundan sonra kabir ziyaretini emretti. “Sizleri kabir ziyaretinden men etmiştim; ama artık bundan sonra adabına uygun bir şekilde onları ziyaret edebilirsiniz. Ancak kabirde kimse çirkin ve kötü söz söylemesin” (Müslim, Cenaiz, 105-106; Ebu Davud, Cenâiz, 81; Nesai, Cenâiz, 101; İbn-i Mâce, Cenaiz, 48) buyurdular. Peygamberimiz (sav) yine Hz. Ebu Zer’e (ra) “Kabirleri ziyaret et. Bu sana ahireti hatırlatır. Ölüleri yıka, zira ruhu alınmış boş bir cesetle uğraşmak insana güçlü bir öğüttür. Cenaze namazına katıl, belki üzülmene vesile olur. Şunu bil ki hüzünlü kimseler Allah’ın koruması altıdadırlar” (Hâkim, Müstedrek, 1:376; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, H. No:9291; Süyûtî, Dürrü'l-Mensûr, 6:439; Münzirî, Tergîb ve Terhîb, H. No: 5135) buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Kim her Cuma anne-babasının kabrini ziyaret ederse bağışlanır ve anne-babasına iyi davranan kimselerden yazılır” (Taberânî, Mu'cemü'l-Evsat, H. No: 6110; Sagîr, H. No: 956; Süyûtî, Dürrü'l-Mensûr, 5:267; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, H. No: 4312) “Kişi anne-babasına asi olmuş olsa da sonradan kabrini ziyaret ederek onlara dua ederse o kimse iyilerden yazılır” (Beyhakî, Şuabü'l-imân, H. No: 7901; Süyûtî, Dürrü'l-Mensûr, 5:267) buyurmuşlardır. Böylece kişi hakkı üzerinde olduğu halde anne-babası ölmüş olsa ve onlardan helallik alamamış da olsa ölümlerinden sonra onlar için yaptığı dua ve hayırlar bu günahına kefaret olacağı bu hadislerden anlaşılmaktadır. Zira insanın yardıma en muhtaç olduğu zaman kabirde azap içinde bulunduğu zamandır. Dua ve istiğfar, hayır ve hasenât ile onları azaptan kurtarmak ve kabirlerinin nurlanmasına sebep olmak en güzel yardım ve iyiliktir. Bu iyiliği gören anne-baba da evladını affedecek ve ondan razı olacaktır. Peygamberimizin (sav) kabrini ziyaret ise yine hadis-i şeriflere göre hayatında ziyaret gibidir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kim hayatımda veya vefatımdan sonra Medine’ye gelerek beni ziyaret ederse şefaatim ona vacip olur. Kıyamette de ben onun şefaatçisiz ve amellerinin Allah katında şahidi olurum” (Hâkim-i Tirmizî, Nevâdirü'l-Usûl, H. No: 112; Bezzâr, el-Bahrü'z-Zehhâr, H. No: 1198; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, H. No: 1583, 4159, Süyûtî, Câmiu's-Sagîr, H. No: 8716; Dürrü'l-Mensûr, 1:569) buyurmuşlardır. Yine meleklerin Kabe’yi ziyaret ettikleri gibi peygamberimizin (sav) kabrini de ziyaret ettikleri ve bu durumun kıyamete kadar devam edeceği, bir defa ziyarete gelen meleğin bir daha gelmek için sıra bulamayacağı şeklinde rivayetler vardır. 3. Kabir Ziyaretinin Adabı: 3.1. Kabristana giden kimse önce kabristandan bulunan bütün mü’minlere selam verir ve şöyle dua eder: “Esselâmü Aleyküm yâ ehle’l-kubûri mine’l-mü’minîne ve’l-müslim’in. Rahimallahü Teâle’l-müstakdimîn. Entüm selefunâ ve nahnü bi’l-eser. İnnenâ inşâallahü Teâlâ bikum lâhikûn. Allahümme’ğfirlenâ ve’ğfir leküm ve’rhamnâ ver’hamküm. Âmîn. Es’elüllahe lenâ ve lekümü’l-âfiyeh. Rızâen lillahi Teâla’l Fatiha…” Salavat ve Fatiha okunur. (Müslim, Cenâiz, 35; Tirmizi, Cenâiz, 59; İbn-i Mâce Cenâiz, 36) Anlamı: “Ey kabristanda yatan mü’minler ve müslümanlar Allah’ın selamı üzerinize olsun. Bizden önce kabre vardığınız için Allah sizlere rahmet etsin. Siz bizim öncülerimizsiniz, biz de sizi takip edeceğiz. İnşallah sizlere kavuşacağız. Allah bizi de sizi de affetsin, bize de size de rahmet etsin. Bizim için ve sizin için Allah’tan af ve afiyet diliyoruz. Allah rızası için Fatiha okuyoruz.” 3.2. Yüzünü kabre çevirerek oturur. Kabristanın üzerine basmaz ve üzerine oturmaz. Kenarına oturmakta sakınca yoktur. Elini ve elbisesini kabre sürmez. Kabri okşamak, öpmek ve toprak almak gibi adetler batıl dinlerin, Yahudi ve Hırıstiyanların adetidir. Peygamberimiz (sav) “Kim bir mü’min kardeşinin kabrini ziyaret eder, yanına oturur ve onlara selam vererek onlarla ünsiyet ederse kabirdekiler de onu tanır ve onunla ünsiyet ederler” (Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, H. No: 6460; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, H. No: 42601) buyurmuştur. 3.3. Kabirde Kur’ândan kolay gelen sureleri okur. Başta Fatiha, Ayete’l-kürsi olmak üzere üç İhlas Suresi ve Muavvizateyn (Felak ve Nass Sureleri) okur. Kabir adabından bahseden Tekasür Suresi, kalbin ahirete teveccüh etmesini sağlayan İnşirah Suresini okumak menduptur. Şayet biliyorsa “Kabir Azabını kaldıran Tebâreke’l-Mülk Suresini” okur. Biliyorsa haşirden, kıyamet ve öldükten sonra dirilmeden bahseden “Amme Suresini” okur. Şayet biliyorsa “Kur’anın kalbi” olan ve bir defa okunması on hatim sevabı kazadıran Yasin Suresini” okur. Nitekim peygamberimiz (sav) “Yasin Kur’ânın kalbidir Kim onu okur da Allah’tan ahiret saadeti dilerse Allah onu affeder. Ölülerinize de Yasin Suresini okuyun ve Alah’tan af ve afiyet dileyin” (Müsned-i Ahmed, 5:26) buyurmuşlardır. Yine peygamberimiz (sav) “Kim Cuma günü anne veya babasının kabrini ziyaret eder de kabrinin başında Yasin Suresini okursa Allah onun bereketi ile kabir sahibini affeder” (İbn-i Mâce, Sünen, 4:274) buyurmuşlardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Bir kimse bir Yasin veya Fatiha okur da milyonlarca müslümanın ruhuna bağışlarsa okunan Kur’anın sevabı hiç eksilmeden bütün mü’minlerin ruhlarına gider ve onları tenvir eder. Zira nurani şeyler çoğaldıkça artar ve asla bölünmez ve eksilmez. Nasıl ki bir kişi konuştuğu zaman onun sözlerini bir kişi de bin kişi de dinler. Radyo vasıtası ile olsa milyonlar aynı sözleri tamı tamına dinlerse aynen öyle de okunan Fatiha ve Kur’anın sevabı da bütün müslümanların ruhlarına gider. Hem bir lamba yansa mukabilinde binlerce ayna bulunsa nuraniyet sırrı ile bütün bu aynalara lambanın ışığı eksilmeden gider ve aynalarda akseder” (Bediüzzaman, Şualar, 576) demektedir. Peygamberimiz (sav) “Ölen biri kabrin içinde boğulmak üzere olup imdat isteyen kimse gibidir. Babasının veya bir dostunun kendisini kurtarmasını beklemektedir. Nihayet kendisi için yapılan dua ona ulaşınca onun sevabı ona dünya ve içindekilerden daha kıymetli olur. Şurası gerçektir ki hayatta olanın ölüye yaptığı dua ve istiğfar ona verilmiş en güzel hediye ve kurtuluşuna vesiledir” (Mişkâtu’l-Mesabih, 1:723) buyurmuşlardır. Bu nedenle İslam bilginleri “Bir mü’min kıldığı namaz ve orucun, okuduğu kur’anın ve duanın sevabını, hac ve kurban gibi ibadetlerin sevabını, sadaka ve yemek yedirme gibi hayırların mükafatını ölmüşlerine hediye edebilir ve bu ölüye fayda verir” (Fethu’l-Kadir, 6:132; Bahru’r-Rikak, 7:379; Şamile, Reddü’l-Muhtar, 2:263; Zuhayli, Fıkh-ı İslam, 8:51) demişlerdir. 3.4 Kabristanı temiz ve düzenli tutmak, ağaç ve çiçek ekmek ve bunların bakımını yapmak sünnettir. Bu konuda peygamberimizden çeşitli rivayetler vardır. Bu konuya girmeyeceğiz. Bu nedenle İslam bilginleri kabristanda hayvan otlatmak gibi hususların mekruh olduğunu belirtmişlerdir. 3.5. Kabir ziyaretinin amacı ölümü ve ahireti hatırlatmak olduğu için ölümden ve ahiretten bahseden ayetlerin okunması gerekir. Bilhassa bu zamanda ahiret ve yeniden diriliş inkâr edildiği için öldükten sonra dirilmeyi izah ve ispat eden ayetlerin okunması daha uygundur. Bunların başında “Yasin Suresi, Kâf Suresi, Kıyame Suresi” gibi sureler gelmektedir. Ayetler ise başta “Allah’ın rahmet eserlerine ibretle ve hayretle bakın. Nasıl güzde ölümünden sonra baharda yeryüzünü diriltmektedir. İşte sizin öldükten sonra dirimeniz de böyledir. Allah her şeye kadirdir” (Rum, 30:50) ayetini ve benzeri yüzlerce ayetleri bir araya getirerek okumak ve açıklamak hem imanımızı güçlendirir, hem ölüye büyük fayda sağlar, hem de kabir ziyaretinin amacına ulaşmasını temin eder. Böylece amacına uygn bir kabir ziyareti ve ölümü hatırlama gerçekleşmiş olur. 4. Ölülerin Arkasından Konuşmak: Hz. Aişe’nin (ra) rivayet ettiği bir hadiste peygamberimiz (sav) “Yakınlarınızdan birisi vefat ettiği zaman onun güzel hallerini anlatın; ama onun gıybetini yapmayın” (Ebû Davud, Edeb, 50; Tirmizî, Menâkıb, 64; İbnü'l-Esîr, Câmiu'l-Usûl, 1:417; Heysemî, Mevâridü'z-Zam'ân, H. No: 1312) buyurmuşlardır. Bir başka hadislerinde de peygamberimiz (sav) “Ölülerinizi hayırla yad ediniz. Cennetik iseler günaha girmiş olursunuz, şayet cehennemlik iseler onların azabı onlara yeter” (Nesâî, Cenâiz, 51; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, H. No: 42712; Tirmizî, Cenâiz, 24; Ebû Davud, Edeb, 50) buyurmuşlardır. Allah insanların şahitliklerine değer verir ve onların şahadetini kabul eder. Peygamberimiz (sav) “Ardından hayırla andığınız kişiye cennet vacip olmuştur. Kendisini yaptığı kötülükleri ile andığınız kişiye de cehennem vacip olmuştur. Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz” (Buhari, Cenaiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60; Nesai, Cenâiz, 50) buyurdular. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Bir kul ölür de üzerinde müslümanlardan kırk kişilik bir cemaat onun hakkında hayırla şahadette bulunursa Allah meleklerine ‘Sizleri şahit tutuyorum ki, ben kuluma yaptıkları şahitliklerini kabul ediyor, kulum hakkında bildiklerimden vazgeçtim” (Müsned-i Ahmed, 2:261; Suyuti, Camiu’l-Ehadis, H. No: 2572) buyurur. Bu hadisler gösteriyor ki Allah kulunun günahlarını diğer insanların onun hakkında hayırla şahadetlerinden ve namazdaki şefaatlerinden ve dualarından dolayı affediyor. Yani insanların yaptıkları dualar ve şahadetler mü’min ve Müslüman ölüye fayda vermektedir. Kalbinde imanı olmayana yapılan hiçbir dua ve şefaat fayda vermez.
Peygamberimize (sav) bir sahabe gelerek “Annem ve babam öldüler. Benim onlara yapabileceğim bir şey var mı?” diye sordu. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) “Evet! Onlara dua etmek, rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenerek onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır” (Ebû Davud, Edeb 129; İbn-i Mace, Edeb 2) buyurdular. Hz. Aişe’nin (ra) rivayetine göre bir adam peygamberimize gelerek “Annem ansızın öldü. Öyle sanıyorum ki şayet konuşabilseydi, sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Şimdi ben onun adına sadaka versem, sevabı ona ulaşır mı?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver” buyurdular. (Buharî, Vasâyâ, 19; Müslim, Zekat, 51) Peygamberimiz (sav) “Ölülerinizin arkasından Yasin okuyun” (Ebu Davud, Cenâiz, 24) buyurarak Kur’an okunmasını ve sevabı en çok olan sure ve ayetlerin okunmasını tavsiye etmiştir. Daha önce izah ettiğimiz gibi, vefat eden kimse vefatından önce “Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim ve hayırlı evlat” bırakmışsa onun amel defteri kapanmayıp onların sevap ve hayırlarından istifade edeceği gibi, din kardeşlerinin yaptığı dualarından fayda görür ve günahları affedilir. En azından kabri nurlanır ve genşlenir, azabı kaldırılır. Bu nedenle namaz kılan her mü’min tahiyyattan sonra “Rabbena Âtina” (Bakara, 2:201) duasını kendisi için okurken “Rabbenağfirlî veli valideye ve lil mü’minîne yevme yekûmu’l-hisab” (İbrahim, 14:41) duasını okuması ve geçmiş mü’minler ve ölmüş anne-babasına dua etmesi Kuran-ı Kerimin öğretisi ile Allah’ın tavsiye emri ve peygamberimizin (sav) sünnetidir.
Kabirde okunan ve ölülere bağışlanan dua ve niyazların, ibadet ve iyiliklerin sevabı onlara ulaşır ve ölüleri rahatlatır, azaplarının hafiflemesine ve nurlarının artmasına vesile olur. Nitekim Kur’ân-ı Kerimde “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce ölenlerimizi ve geçmişlerimizi affet” (Haşr, 59:10) ayeti ölüler için af talebinin onlara fayda verdiği ve bununla affa mazhar olacakları ifade edilmiştir. Kabirde dikilen ağaçların tesbihatının sevabı dahi ölülerin azabının hafiflemesine vesile olduğu hadisle sabittir. (Buhari, Cenâiz, 82; Müslim, İman, 34; Ebu Davud, Taharet, 26) Elbette okunan Kur’ânın faydası olacak, Kur’an-ı Kerim hürmetine rahmet-i ilâhiye onları mahrum bırakmayacaktır. Peygamberimiz (sav) Bedir Gazvesinden sonra yerde ölü olarak yatan Kureyşin büyüklerine “Rabbinizin va’dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?” şeklinde hitap etmiştir. Hz. Ömer’in (ra) “Bu cesetler sizi duyar mı?” demesi üzerine “Evet! Siz bunlardan daha iyi duymazsınız; ama onlar cevap veremezler” buyurmuştur. (Müsned-i Ahmet, 2:121) Peygamberimiz (sav) kabirleri ziyaret edenlerin ve kabristandan geçenlerin dua etmelerini istemiş ve şöyle dua etmelerini tavsiye buyurmuşlardır: “Ey mü’min ve Müslümanlar diyarının ahalisi! Ey ehl-i kubûr! Sizlere selam olsun. İnşallah biz de sizlere katılacağız. Allah’tan size de bize de afiyet dilerim. Allah bizi de sizi de affetsin.” (Müslim, Cenâiz, 104; İbn-i Mâce, Cenâiz, 36; Tirmizi, Cenâiz, 58-59) Kabirde Kur’ân-ı Kerimden “Yasin Suresi” ve muhtelif sure ve ayetler okunarak sevabı ölülerin ruhlarına bağışlanır. Okunan ayet ve surelerin ahreti ve ölümü hatırlatıcı ve öldükten sonra dirilmeyi izah ve ispat edici olması menduptur. Böylece kabir ziyaretinin hem ölüye hem de diri olanlara faydası olur. Peygamberimiz (sav) ayrıca şöyle buyurmuşlardır: “Sizden biriniz vefat ettiği zaman onu tabutun içinde hapsetmeyiniz. Acele kabre götürün. Biriniz de başucunda Bakara Suresinin ilk ayetlerini (Elif-Lâm-Mîm) ve son ayetlerini (Amener’resûlü) okusun” (Beyhaki, Şuabu’l-İman) Yine Hz. Ali’den (ra) mervi bir hadiste “Kim bir kabristana uğrar da on bir defa ihlas-i şerif okur ve sevabını ölülere bağışlarsa Allah ona o kabirde yatanların sevabı kadar sevap ve mükafat yazar.” (Aliyyu’l-Muttaki, Kenzü’l-Ummal, H. No: 42596; Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 2:252, H. No: 2629) Etiketler: Kabir Ziyareti Ölülere Dua Cenaze Namazı Kabir Ziyareti Adabı Ölülere Yasin Okuyun Ölünün Arkasından Hayır Yapmak |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|