|
M. Ali KAYA
Kaza Nedir?
Kaza, Allah’ın bir şey, fiil ve amel konusunda vermiş olduğu ezelî hükmüdür. Kader ise bu hükme konu olan şeylerin ilmidir. Nitekim kaza, hükmetmek, karar vermek ve bir konuda sonucu belirtmek anlamına gelmektedir. İslam bilginleri kazayı, “bir şeyi sona erdiren hüküm” şeklinde tarif etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim “Rabbin ancak kendisine kulluk etmenize hükmetti” (İsra, 17:23) ayetinde kaza, hüküm olarak ifadesini bulurken, “yeri ve göğü iki günde kaza etti” (Fussilet, 41:12) ayetinde ise yarattı ve sona erdirdi manasını vermektedir. Yine “Bir şeyin olmasını dilerse o hemen oluverir” (Bakara, 2:117) ayetinde kaza, yine hükmetme anlamında kullanılmıştır.
Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi kaza, bir konuda verilen hükümdür. Bu ister iradî olsun ister fiilî olsun sonuçta ortaya çıkan durum ve verilen kararın uygulanması ve fiiller konusunda kazanılan hüküm kaza anlamına gelmektedir. Allah’ın iman edenler konusundaki kazası ve hükmü, mü’min, inkâr edenler hakkındaki hükmü ise kâfir olmasıdır. Mü’min hükmünü kazanan Allah’ın mü’minler hakkındaki hükümlerine tabi olurken, inkâr edenler de Allah’ın inkar edenler hakkında koyduğu hükümlere tabi olmaktadır. Zulmederse zalim, adaletli davranırsa âdil hükmünü insan kesb ederken, niyeti, fiili ve ameli ile bu hükme ve bunun sonuçlarına katlanmak durumunda kalmakta ve buna kendi sebebiyet vermiş olmaktadır.
Yüce Allah ezelde, levh-i mahfuzda kaderi vasıf olarak yazmıştır. Kur’ân-ı kerimde razı olacağı amellerin vasıflarını beyan etmiştir. Razı olmayacağı amellerin vasıflarını da anlatmıştır. İnsan fiili ve ameli ile bu vasıfları kesb ederken bunun sonuçlarına da istihkak kesb etmektedir. Hükmü takdir eden ve veren Allah’tır; ancak bu hükme kesb-i istihkak eden insanın iradesi ile tercih ettiği, fiilleri ile amel ettiği insanın kendisidir. Allah’ın kazası da kulların amellerine göre hükmetmektedir.
2. Kader Nedir?
Kader, lügat anlamı ile takdir etmek, planlamak, ölçüye göre belirlemek anlamlarına gelmektedir. Ayrıca bir şeyi her yönü ve durumu ile bilmek ve planlamak anlamındadır. Bu manaya göre kader, Allah’ın planıdır.
Din dilinde kader, Allah’ın her şeyin mahiyetini, vasıflarını, durumlarını, hallerini, zaman ve mekânlarını bilmesi ve bildiği gibi takdir etmesi, ilminde bulunduğu gibi yokluktan varlık sahasına getirmesidir. Kader Allah’ın ezeldeki ilmine uygun planı ve programıdır. Her şeyi nasıl olacaksa öyle bilmesi ve her varlığın fıtratına göre takdir etmesidir.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kaza ve kaderi Allah’ın ezeli hükmü ve ilmi olarak görür. Kur’an-ı Kerimde defalarca geçen “İmam-ı Mübin” ve “Kitab-ı Mübin” terimlerini ele alarak şöyle demektedir:
“İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, her şeyin vücud-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde, hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir.
Evet, şu İmam-ı Mübin, bir nevi ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet san'atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i İlâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyorlar. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i İlâhiyenin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir.
Elhasıl, madem İmam-ı Mübin, mâzi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatın bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki İmam-ı Mübîn, kader-i İlâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrat, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir.
Amma Kitab-ı Mübin ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. İmam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir. Yani, her şey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san'at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor; suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, her bir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu, İmam-ı Mübin gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir.
Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i Fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, "tabiat" namıyla tesmiye etmişler, körletmişler.
İşte, İmam-ı Mübin'in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i İlâhiye, icad-ı eşyada her biri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, "Levh-i Mahv-İsbat" denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrat, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde olan bir ihtizazdır, bir harekâttır.
Amma Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam'ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, her şeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv-İsbat'taki kitabet-i kudretin sayfası ve mürekkebi hükmündedir. Lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah.”
Bu izahlardan anlıyoruz ki yüce Allah’ın geçmiş ve gelecekle ilgili her şeyi yazdığı bir kitabı vardır ki bu şu görünen Mülk âleminden önce ve sonrasını içine alan kaderin yazıldığı âlem-i melekûtta bulunan “İmam-ı Mübin” kitabı, veya kader defteridir. Kitab-ı Mübin ise her şeyin kitab-ı mübinde, kader defterinde ve Levh-i Mahfûz-u Ezelide yazılı olduğu şekliyle vücut sahasına çıkaran ve kudretle yazılan “Âlem-i Şahadettir” ki buna da “Kitab-ı Mübin” unvanı verilmiştir. İmam-ı Mübin “Kader” kitabı ise “Kİtab-ı Mübin” kudret ve kaza defteridir.
Nasıl ki bütün bitkilerin kaderi tohumlarında yazılı olduğu şekliyle varlık âleminde tezahür ediyor ise bütün insanların ve varlıkların amelleri denen bütün her şeyleri kader kitabında olduğu şekliyle tezahür ederek vücûda gelmektedir. İnsanın meydana gelen amellerdeki hissesi ise imanı, niyeti ve meyli ile kendisi hakkında ya hayır veya şer olarak neticelendirmesi, iradesi ile Allah rızasını kast etmesi veya nefsin arzularını tatmin etmeye yönelmesidir.
Bu hakikati yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Biz her şeyi kaderle tayin ve takdir etmişizdir” (Kamer, 54:49) ayeti ile ifade etmektedir. Yine kaderin Allah’ın takdiri olduğunu ifade eden ayetlerden “Takdir eden ve hidayet veren O’dur.” (A’lâ, 87:3) “Gerçek şu ki, Allah her şeyi bir ölçü ile takdir edip yaratmıştır.” (Talak, 65:3)
Yine her şeyin kader defterinde imam-ı mübinde yazıldığını belirten “Biz her şeyi İmam-ı Mübinde sayıp yazmışızdır” (Yasin, 36:12) ayeti de her şeyin takdir edilip yazıldığını açıkça beyan etmektedir. Bu ve benzeri ayetler dışında rızkın, ecelin ve her şeyin takdir edildiğini belirten bir dizi ayetler vardır.
3. Kaza ve Kader Konusunda Hadisler:
Meşhur “Cibrîl Hadisinde” Cebrail’in (as) peygamberimizden (sav) sorduğu “İman nedir?” sorusuna şöyle cevap vermiştir: “İman, Allah’ın birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.” Bu cevap üzerine Hz. Cebrail (as) “Evet, doğru söyledin” buyurarak kendisini tasdik etmiş ve başta Hz. Ömer (ra) olmak üzere bir grup cemaat-i sahabe Cebrail’i (as) bir yabancı suretinde hem görmüş, hem de bu konuşmaları dinlemiştir. (Müslim, İman, 1)
Bu hadis çok meşhurdur. Bu nedenle imanın altı şartından birisine inanmamak veya hafife almak kişiyi imandan ve dolayısıyla İslam’dan yoksun eder. İmanda herhangi bir şüphesi veya inkarı olan birinin Allah hiçbir amelini kabul etmez.
Bu hadisi destekleyen ve doğrudan kaderden bahseden başka bir hadis şöyledir: “Kul hayrıyla şerriyle kadere inanmadıkça, hayırdan kendisine ulaşacak şeyin kesinlikle ulaşacağını, elinden çıkacak şeyin mutlaka çıkacağına kesinlikle inanmadıkça iman etmiş sayılmaz” (Tirmizi, Kader, 10)
Peygamberimiz (sav) bir gün “Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddette “alaka” olur. Sonra bu kadar müddette “mudga” olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir. Bu melek onun rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendisinden başka ilah olmayan zata yemin olsun, sizden biri hayatı boyunca cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki kendisiyle cennet arasında bir zira’lık mesafe kaldığı zaman onun yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri hayatı boyunca cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir zira’lık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer.” (Buhari, Kader, 1; Müslim, Kader, 1; Tirmizi, Kader, 4)
Ayrıca peygamberimiz (sav) “Allah bir kuluna hayrı diledi mi onu istimal eder” buyurdular. Sahabelerin “Nasıl istimal eder?” sorusuna da “Ölmeden önce onu hayırlı amellere muvaffak kılar” (Tirmizi, Kader, 8) buyurdular.
Yüce Allah sebep ve sonuç ilişkisine göre kaderi yazmakta ve hikmetine, adaletine uygun olarak hakkında hayır murat ettiği kullarına hayır yollarını kolaylaştırmakta, şer murat ettiklerine de şer yollarını kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Kişi vardır uzun süre cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli cehennem ehlinin ameli ile son bulur. Yine kişi uzun süre cehennem ehlinin ameliyle amel eder, sonunda cennet ehlinin ameliyle son bulur” (Müslim, Kader, 11) buyurdular.
Peygamberimiz (sav) bir defasında “Kalem kırılmış, defter dürülmüştür” buyurdu. Bunun üzerine sahabeler “O zaman neden amel edelim?” demeleri üzerine şöyle buyurdular: “Herkes yaratıldığı şeye muvaffak kılınır. Bu nedenle sizler çalışın. Herkes kendisine takdir edilen ameli ile amil olacaktır” (Müslim, Kader, 78) buyurdular. Gerçekten de cennet ehli olanlar cennete götüren ameller işlerken, şekavet ehli olanlar da cehennem ehlinin amelini işlerler” buyurdular. Sonra şu ayeti okudular: “Kim bağışta bulunur, günahtan kaçar ve dinin en güzelini tasdik ederse biz ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız.” (Leyl, 92:5-7; Buhari, Kader, 4; Müslim, Kader, 6; Tirmizi, Kader, 3)
Kader konusundaki ayet ve hadisler “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” mezhebinin kader konusundaki inancının kaynaklarıdır. Ehl-i Sünnet dışındaki mezheplerin ise bu konuda ellerinde delilleri yoktur. Sadece felsefenin aklı yanıltan görüş ve düşünceleridir. Aklın vazifesi ise “Kur’an ve Hadis”in ifade ettiği gerçekleri anlamaya çalışmaktır. İlim adamlarının görevi ise Kur’an ve Hadisin hakikatlerini izah ve ispat ile akla yaklaştırmak ve anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır. Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin izahları kader konusunda bu zamana kadar “Ehl-i Hak” olan “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin” inancını izah ve ispat eden en akılcı ve gerçekçi izahlardır.
Sonuç olarak kaza ve kader Cenab-ı Hakkın ilim, irade ve kudret sıfatlarının gereği ve lazımıdır. Zira kainatta cereyan eden her şey Allah’ın ilmi ile bilinen, iradesi ile yapılması istenen ve ilmî olan varlığının kudretle şahadet âleminde görünmesinden ibarettir. Her şey Allah’ın takdiri, meşieti ve yaratması ile varlık sahasına çıkmış, takdir ettiği rızık ile hayatını devam ettirmiş, eceli kadar hayatta kalarak âlem-i gaybe ve ahirete intikal etmektedir. Âlem-i şahadetten âlem-i gaybe intikal etmektedir. Bütün bunlar Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki takdir buyurduğu kaderi ve irade ve kudretinin neticesi olan kazası iledir. Varlıktaki her şey kader ve kazanın sonucu olduğu gibi insanların iradi fiilleri de Allah’ın kaderinden ve kazasından hariç değildir. Etiketler: Kader Kaza Kadere İman Amel İlim İrade Kudret İmam-ı Mübin Kitab-ı Mübin Lenh-i Mahfuz Kadere İman Hakikati |