| Kelime-i Tevhidin Esrarı |
|
|
|
| Pazartesi, 18 Ekim 2010 | |
|
M. Ali KAYA Kelime-i Tevhidin yedi kelimesi ayrıca yedi kat sema ve arza, fatihanın yedi ayetine, Kur’ânın yedi kıraatine ve yedilerle ifade edilen tüm hakikatlere işaret ederek onların tamamının Tevhit ve Nübüvvetle olan münasebetine dikkatlerimizi çekerek akıl sahiplerine hikmetlerini araştırma konusunda teşvik eder. Fahrettin-i Razi hazretleri “Esraru’n-Nüzûl” kitabında “İnsan yedi aza üzere secde eder, cehennem kapıları da yedidir. Kelime-i tevhidin kelimesi de yedidir. Kelime-i tevhide ve namaza devam eden cehennemin yedi kapısını kendisine kapamış ve cehennemden halas olur” demiştir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Kim Lâ ilâhe illallah Muhammed Resulullah derse cennete girer” buyurmuşlardır. “Lâ ilâhe illallah” kelamı dört kelime ve on iki harftir. Bu on iki harf on iki ay ve dört mevsime, on iki burca ve namazın on iki farzına delalet ederek “iman, insan ve namaz” arasındaki münasebete delalet etmekte bunların tevhit ile ne derece münasebet içinde olduğunu işaret etmektedir. Kemle-i Tevhidin dört kelimesini dört büyük melek taşır. Bu nedenle arşı taşıyan melekler dört tanedir. Bu dört kelime dört mevsime, dört kitaba ve islamın istikametini sağlayan dört halifeye, dört mezhebe işaret etmesi hikmetten hali değildir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Ben ve benden önceki peygamberlerin en değerli kelimesi Lâ ilâhe illallah” kelamıdır” buyurmuşlardır. Zira “Kelime-i Tevhit” imanın esası, ibadetin temeli, İslam ahkamının ve hukukun ruhudur. “Lâ İlâhe illallah” nefiy ve ispat ile gelen iki kelimedir. Birincisi küfre ikincisi imana alamettir. “İlla” istisnası fesahati açıklamak ve ispatı nefy ile yapmak daha kesinlik ifade eder. Bu nedenle istisna ile tevhidin kesin olduğu ifade edilmiştir. “Allahu Lâ ilâhe illa Hû” ayeti müspeti menfi üzerine takdim içindir ki “Mevcud-u hakiki ancak Allahtır” demektir. “Her şey helak olucudur ancak Allah’ın vechi ve Allah için yapılanlar bundan hariçtir. Her şey sonunca O’na rücu eder” ayeti de istisna ile kesinliği ifade etmektedir. Kim kelime-i tevhide devam ederse Allah onu su-i hâtimeden kurtarır. Dünya ve ahret fitnelerinden korur, kalplerini tevhit ile sabit kılar, ölüm acısını hafifletir. Batınî ilimlerin kapısını samimi olanlara açar. Başta kelime-i tevhit olan “Lâ ilâhe illallah” kelamı olmak üzere “Bakıyat-i Salihat” (Meryem, 19:76) olarak Kur’ân-ı Kerimde zikredilen “Sübhanallah, Elhamdülüllah, Lâ ilâhe illallah, Allahü ekber ve Lâ havle velâ kuvvete illa billahil aliyyu’l-azîm” kelime ve kelamları “İleyhi yes’adül-kelimü’t-tayyib” (Fatır, 35:10) yani zikirler, ilimler ve güzel sözler Allah’a yükselir. Ebediyete intikal eder ve hayır olarak sahibine döner. Kelime-i Tevhid en temiz ağaç ve meyve olan hurmaya benzetilmiştir. Zira hurma Adem’in (as) yaratıldığı toprağın geri kalanından yaratılmıştır. Bu nedenle diğer ağaçların en şereflisidir. Kelime-i tevhid de zikirlerin en şereflisidir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Zikirlerin en faziletlisi Lâ ilâhe illallah, şükrün efdali ise Elhamdülillah demektir” buyurdular. Kelime-i Tevhid bir ağaca benzediğine göre bunun kökleri iman ve ihlas, damarları tasdik, dalları islamın şartları ve esasları meyveleri amel-i saliha, yaprakları ise güzel sözler ve çiçekleri de güzel ahlaktır. Kim bu tevhid ağacının gölgesine sığınırsa her beladan ve sıkıntıdan kurtulur. Ağaç göğe yükseldiği gibi kelime-i tevhid de yüce Mevlaya yükselir. Peygamberimiz (sav) “Lâ ilâhe illallah benim sığınağımdır. Kim buna sığınırsa azabımdan emin olur” buyurmuşlardır. Kelime-i tevhid manevi bir güneş gibidir. Güneş dünyayı aydınlattığı gibi o da kalbi nurlandırır ve aydınlatır. Kelime-i tevhidin aydınlattığı ve nurlandırdığı kalbe ise Allah’ın rahmeti tecelli eder. Bu hakikati peygamberimiz (sav) bir hadis-i kutsi ile “Ben yere göğe sığmam, mü’min kulumun kalbine sığarım” hadisi ile ifade etmiştir. Kelime-i Tevhidin kalbi Allah’ın ism-i zatı olan ve bütün esma ve sıfatı içine alan “Allah” kelamıdır. “Lafzatullah” olan Allah kelimesi dört harftir. Bitişik üç harfle yazılır ve temsil edilir. Bu ism-i has Allah’a mahsustur ve bir başka mahluka isim olarak verilemez ve tarih boyunca asla verilememiştir. Yüce Allah “Hiç onun ismine benzer bir isim biliyor musunuz?” (Meryem, 19:65) buyurarak Allah’tan başkasına isim olarak verilemeyeceğini belirtmiştir. Bu nedenle bu ism-i mübarekin müzekkeri, müennesi, müfredi, cemisi ve türevi yoktur. Her harfi Allah’ı ifade eder. İsim ve sıfatlarına delalet etmesi için benzersizdir. “Allah, Lillah, Lehu ve Hu” kelimeleri de Allah’ın isimleridir. Başkasına isim olarak verilemezler. Harfleri birer birer ele aldığımız ve anlamlandırdığımız zaman: Elif: Hakkın zâtı ile kâim mahlukatından ayrı olduğuna işaret için tek başınadır ve ayrıdır. Elif harfi yedi noktadan meydana gelmiştir. Bu Allah’ın yedi zatî sıfatına delalet eder. Lam: Tahsis ifade eder ki bu mahlukatın sahibi olduğunu ifade eder. Mahlukat ise Onu gösterdiği ve onun eseri ve sanatı olduğuna delalet eder. Zira mahlukat “mana-i harfidir” kendi başına bir anlamı olmayıp ancak Allah’a delil olmakla bir mana kazanır. Hu: Yerde ve göklerde her şeyin ister istemez Onu zikretmekte olduğuna delalet eder. Her şey nefes alıp verirken hep onu zikreder. Kelime-i tevhidin Kur’ân-ı Kerimde müstakil bir ayet olmamasının hikmeti insanın bütün halleri ile Allah’ı zikredemediği içindir. İnsan “İlme’l-Yakin” ve “Ayne’l-Yakin” Rabbini bilse de “Hakka’l-Yakîn” bilemez. Bu ancak peygamberlere ve kamil manada peygamberimize (sav) hastır. Etiketler: Kelime-i Tevhid Tevhid Nübüvvet Fahrettin-i Razi Bakıyat-ı Salihat Zikir |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|