Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Kuran ve Vahiy
Advertisement
Kuran ve Vahiy PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 26 Mart 2011

M. Ali KAYA
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa ve bir o kadar deniz ilave etsek denizler tükenir ama Rabbimin sözleri tükenmezdi” (Kehf, 18:109) buyurmaktadır. Şüphesiz Kur’ân “Kelâmullah”, yani Allah kelamıdır. Kâinat kitabında yazılan mücessem kelimeler ise “kelimetullah” yani Allah’ın “İlim, irade ve kudreti” ile yaratılan ve “Kün/Ol!” hitabına mazhar olan “âyat-ı tekviniye” ve kudret kelimeleridir.

Evet Allah’ın kelamı bitmek ve tükenmek bilmez. (Lokman, 31:27) Yüce Allah insanı en güzel surette, kudretinin mucizesi olarak yaratmış ve başıboş bırakmamıştır. (Kıyamet, 75:36) İnsanı kainatta en mükemmel ve mücessem bir kudret kelimesi olarak yaratmış, kainatı hizmetine vermiş ve kelamına muhatap ettiği gibi kudretini anlasın diye kudretin mücessem kelimelerini okuyabilecek ve anlayabilecek akıl, zeka ve kabiliyetlerle de donatmıştır.

Kur’an ve kâinat bir bütündür, birbirini şerh eder. Kur’an kâinatın, kâinat da kur’ânın tefsiridir. İnsan ise bunu fehm eden anlayan şuurlu bir varlıktır. Bu nedenle her ikisi de insan içindir. Allah insana ne kadar büyük değer vermiştir, bundan anlamak gerekir. insan kendisine verilen bu değere ihanet ederse elbette cehennemi hak eder. 

Vahy:
İma, işaret, fısıldama ve ilham manasına gelen vahy
(Nahl, 16:68) telkın (En’am, 6:121) manasına da gelmektedir. İlâhî ve uhrevi hakikatler akılla bilinemez; ancak yaratan Allah tarafından bildirilirse bilinir ve anlaşılabilir. Allah’ın emir ve yasakları da ancak Allah’ın bildirmesi ile bilinir. Allah’ın kullarını niçin yarattığı ve ne yaptıkları zaman onlardan razı olacağı gibi hususlar ancak yaratıcı olan Allah’ın bildirmesi ile bilinen hususlardır. Murad-ı ilâhî elbette vahiy olmadan bilinemez.

Yüce Allah kullarına varlıkların ve insanın yaratılış amacını bildirmek ve onları kötülüklerden ve zararlı şeyleri yapmaktan korumak için “Kitabı” inzal buyurmuştur. Bu kitabı insanlara okumak, “kitabı ve imanı” öğretmek için (Şura, 42:52) kulları içinden en mükemmel ahlaka ve anlayışa sahip, akıl ve anlayışta en mütekâmil olan Hz. Muhammed’i (as) seçmiş (Ahzab, 33:21; Kalem, 68:5) onu kendisine muhatap alarak fermanını vahiyle ona inzal buyurmuştur.

İlk olarak “İkra! / Oku!” (Alak, 96:1-3) ferman etmiş sonra da “Kalk insanları uyar ve Allah’ın büyüklüğünü, azametini ve nimetlerini insanlara anlat” (Müddessir, 74:1-5) ferman etmiştir. Okuma ve yazma bilmeyen peygambere “Oku!” emretmesi elbette “Sana vahyedilen Kur’an-ı Kerimi ezber okuyarak öğret ve kâinat kitabının o kitaba şahadetini de anlat” manasındadır ki peygamberimiz (sav) kâinat kitabını okur ve bütün varlıklarla konuşurdu. Varlıkları Allah’ın varlığına ve nimetlerini onun ihsan ve keremine şahit gösterirdi. Bu nedenledir ki bütün varlıklar peygamberimizle konuşarak mucizelerine delil olmuşlardır. Ay onun işareti ile ikiye ayrılmış, deve, kurt, güvercin, yılan ve kertenkele onunla konuşmuş, ağaçlar ve taşlar emrine itaat ederek yanına gelmiş ve Uhut dağı gibi azametli dağlar ve taşlar ona selam vermiştir. Mucizelerinin pek çoğu buna delildir.

Kur’ân-ı Kerimde geçen 300’den fazla “Kul / De ki!” emri peygamberin (sav) kendiliğinden değil, kâinatın ve insanın halıkı ve sahibi olan yüce Allah’tan emir alarak insanlara Allah’ın fermanını okutmakta olduğuna delildir.

Peygamber (sav) Allah’ın varlığının şahidi, delili ve mübelliğidir. (Bakara, 2:143) Bütün dünya, akrabaları, kavmi ve kabilesi onun karşısına çıkarak davasını inkar edip, onu delilikle suçlayarak, öldürmek için tehdit ettikleri zaman o yüce peygamber sadece Allah’a güvenerek “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verecek güce ve kudrete sahip olsanız Rabbimin bana verdiği bu vazifeyi yapmaktan asla tereddüt etmeyeceğim. Sizler ne yaparsanız yapınız beni bu davadan vazgeçiremezsiniz. Ya siz de iman edersiniz veya elinizden ne gelirse yaparsınız” diye meydan okuması dahi onun haklılığına ve Allah’ın varlığına, kendisinin de Allah tarafından görevlendirdiği elçisi olduğuna en büyük delildir. Allah’ın kendisine görev vermediği biri bunu asla söyleyemez. Evet, “Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okuyabilir.” Peygamberimiz (sav) bu şekilde meydan okumuştur.

Vahy ile İlham Farkı:
Vahy ferman-ı ilâhidir ve genel olarak melek vasıtasıyladır. İlham ise vasıtasızdır ve doğrudan Allah’ın has bir mahlûkunun kalbine ilhamla özel konuşmasıdır.
Vahiy umumi olup tüm insanlığı ilgilendirir. İlham ise hususidir. Nasıl ki bir padişahın iki şekilde konuşması vardır. Birincisi idare ettiği halkı için ferman yayınlaması ve kanun yapmasıdır. İkincisi ise padişahın hususi telefonu ile özel konuşmasıdır. Birincisi vahye, ikincisi ilhama misaldir. Ayrıca vahiy gölgesizdir, safidir ve havassa, yani peygambere hastır. İlham ise gölgeli, umumidir ve renkler karışır. Vahy-i ilâhi sadece peygambere has iken, ilhamın peygamber ilhamından tut, evliya, ulema, kulları ve hatta hayvanat ilhamına kadar mertebeleri vardır.

Yüce Allah fermanını insanlara ulaştıracağı zaman Cebrail (as) ile peygambere ve peygamber aracılığı ile de insanlara fermanını ve kanununu, uyacağı hükümleri vahyeder. Allah vahy ile konuşunca gökler şiddetle sarsılır ve bütün melekler secdeye kapanırlar. İlk başını kaldıran Cebrail (as) olur. Allah ona vahyeder. Cebrail (as) önce bu fermanı meleklere duyurur. Melekler bütün sema katlarında birbirlerine “Allah neyi ferman buyurdu?” diye sorarlar. Cebrail (as) bu fermanı onlara tebliğ eder. Sonra peygamberimize (sav) getirir. (İbn-i Kesir, Sebe, 23. ayetin tefsiri)

“Allah vahiyle ve perde arkasından konuşur veya elçi gönderir de izniyle dilediğini vahyeder.” (Şura, 42:51)  Allah peygambere fermanını vahyedeceği zaman doğrudan perde arkasından Cebrail’i (as) elçi vasıtası ile vahyeder. Bu nedenle peygamberimize (sav) uykuda hiçbir vahiy gelmemiştir. Peygamberimiz (sav) “Melek bana çıngırak sesi gibi bir sesle gelir. Böylesi vahyin en ağır olanıdır. Bazen Cebrail (as) bir insan suretinde bana gelir ve bana Allah’ın fermanını haber verir. Böylece ben de vahyi tamamen ezberlerim” (Buhari, Bedu’l-Vayh, 1) buyurmuşlardır.

Hz. Cebrail’in (as) insan suretinde gelmesi genellikle “Hikmet” anlamındaki “Ferman-ı İlâhî” olan vahyin açıklaması ve uygulaması içindir. Bu da “Sünneti” öğretmek anlamına gelmektedir. Yüce Allah “Namaz kıl” gibi fermanını ve emrini vahyettikten sonra bunun nasıl kılınacağını da “Hikmet” dediğimiz “Sünnet” ile öğretmektedir.

Vahiy Trans Hali Değildir:

Vahiy halinin “şuurun kaybolması” değil, “şuurun daha da yoğun ve tekâsüf etmiş” halidir. Nitekim yüce Allah “Vahyi ezberleyeceğim diye dilini oynatma. Onu toplayacak ve kalbine yerleştirmek ve okutmak bize aittir. Cebrail vahyi okuduğu zaman dinle” (Kıyame, 75:17-18) buyrulmaktadır. Bu ayet vahiy halinin şuurun daha da yoğun halini ifade etmektedir.

Bu ayetin devamında ise “Sonra onu açıklamak da bize düşer” (Kıyame, 75:19) ayeti de vahyin beyanı ve açıklamasının da yine Allah tarafından olacağını ifade etmektedir. Bu ayette yüce Allah peygamberimize “İlham-ı Peygamber” ile “Hikmeti” yani “Sünneti” yüce Allah’ın öğrettiği anlaşılmaktadır. Nitekim yüce Allah Necm Suresinde “O peygamber kendi hevasından konuşmaz. Onun konuşması ise tamamen vahiydir” (Necm, 53:3-4) ayeti bunu ifade etmektedir. Peygamberin vefatından sonra “İlhâm-ı Evliya” ile Kur’ân-ı Kerim’in açıklamasının da heva ve heves eseri değil, ancak ilham eseri olabileceğini belirtmektedir.

Yüce Allah “Biz peygamberin ve ondan sonra peygamberin varisi olan âlimlerin kalbine kuvvet vermemiş olsaydık, peygamberi de alimleri de fitneye düşürürlerdi. O zaman insanların isteklerine meylederlerdi biz de onların azabını artırırdık” (İsra, 17:73-75) buyurmaktadır. Gerçekten de Allah’ın yardımı, ilhamı ve inayeti olmazsa kim olursa olsun bu kadar kafa karıştıran olaylar karşısında istikameti ve sırat-ı müstakimi bulması imkanı yoktur. Bu nedenle insan ne kadar bilirse bilsin, şeytan gibi bilgisine güvenmemeli Allah’ın yardımını istemeli, daima kusurunu görerek inayetine sığınmalıdır. Peygamberin iradesi dahi aklının eseri değilse, elbette Allah’ın yardımına mazhar olmayanların akılları ile daima hak ve hakikati bulmaları mümkün değildir.

Peygamberimiz (sav) bazı durumlarda o kadar zor durumda kalıyordu ve vahyi bekliyordu. Bazen vahyin haftalarca gelmediği oluyor ve peygamberimize (sav) soru soran Yahudi ve müşrikler cevap veremediği için peygamberimiz (sav) ve Müslümanlarla alay ettikleri oluyordu. Hz. Aişe’ye iftira olayı, Kâbe’nin kıble olmasını istemesi ve ama buna cevap verilmemesi peygamberimizi (sav) çok bunaltmıştı.

Vahiy de peygamberimizin istediği gibi değil, hiç beklemediği şekilde gelmesi ve bazen peygamberimizi bir konuda uyarması peygamberimizin kendi aklının ve iradesinin karışmadığına en büyük delildir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) bazen verdiği kararlarını değiştirmek durumunda kalıyordu.

Vahyin Korunması:
Yüce Allah vahyin, Kur’ânın korunması konusunda da “Bu Kur’ân-ı biz inzal ettik onu koruyacak olan da biziz” (Hicr, 15:9) buyurmaktadır. Bu ayet de vahyin korunmasının Allah’a ait olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu vaad-i ilâhiden dolayıdır ki Allah’ın vahyi olan Kur’ân-ı Kerimi değiştirmek mümkün değildir. Peki, neden Kur’ân dışındaki İncil ve Tevrat gibi kutsal kitaplar tahrif edilmiştir? Bunun cevabı çok basittir. Yüce Allah bu vaadi sadece Kur’ân-ı Kerime yapmıştır. Diğer kitaplar hakkında böyle bir vaadi yoktur.

Her şeyi sebeplerle yapan Allah’ü Teâla’nın “Sebeplere yapışma” kanununa çok iyi bir şekilde uyan ve ümmetine örnek olan peygamberimiz (sav) Kur’ân-ı Kerimin korunması için “Vahiy Katipleri”ne vahyi yazdırıyordu. Peygamberimizin (sav) kırk kadar vahiy kâtibi vardı. Peygamberimizden sonra Kur’ân-ı Kerimi korumak için sahabeler “Vahiy Katiplerini” toplayarak yazdıklarını toplamış ve bir kitap haline getirmiş ve “Şura ve Mahkeme” kanalını kullanarak korunmasını sağlamışlardır. Daha sonra “Hafızlar” “Kurralar” ve Kur’ân ilmi ile uğraşan alimler, müfessirler ve muhaddisler Kur’ânın korunması için ellerinden geleni yapmışlar ve Kur’ân etrafında sur olmuşlardır. Kur’ân böyle korunarak zamanımıza kadar bir harfi ve harekesi dahi değişmeden gelmiştir.


Etiketler:  Kuran ve Vahiy Vayh Kelamullah Allah kelamı Hikmet Sünnet Tebliğ Beyan
 
< Önceki   Sonraki >
HIKMET
SüNNET
ALLAH KELAMı
TEBLIğ
VAYH
BEYAN
KELAMULLAH