Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Kuranı Kerimi Tanımak
Advertisement
Kuranı Kerimi Tanımak PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 06 Ağustos 2012
M. Ali KAYA
Kur’ân-ı Kerim Allah kelamı olup mahlûk değildir. Her kim Kur’an mahlûk olduğuna kail olursa onu inkar etmiş olur. Zira Kur’an Allah’ın ezeli sıfatı olan “Kelam” sıfatıdır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Rabbiniz olan Allah gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş’a istiva etti. Geceyi devamlı olarak gündüze çevirerek zamanı yaratır ve tecelliyatını bunun üzerine gösterir. Ay ve güneşle beraber bütün yıldızlar emrine musahhardır. Dikkat edin! “Yaratma” da “Emir” de Allah’a aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve kutsaldır!” (A’raf, 7:54) buyurdular. Yüce Allah bu ayetinde “Yaratma” ile “Emri”  birbirinden ayırmıştır. Bu nedenle “Âlem-i Emir” Allah’ın kelamını “Yaratma” ise Allah’ın ef’âlini ifade etmektedir. Elbette emir ile fiil birbirinden farklıdır ve emir fiil nevinden değildir. “Kün” emri Allah’a aittir ve bu mahlûk içindir. “Allah bir şeyin olmasını irade ederse ona Kün der ve o hemen oluverir” (Bakara, 2: 117; Âl-i İmra, 3:47, 59; Nahl, 16:40; Yasin, 36:82) ayeti bu hususu açıklar.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kur’an okununca susun dinleyin ki rahmete ve kurtuluşa eresiniz” (A’raf, 7:204) buyurarak Allah kelamının dinlenilmesini ferman buyurmuşlardır. Allah kelamı mahlûk cinsinden olmadığı için peygamberimiz (sav) ibadetin başı olan namazdaki kıraatin Allah kelamı ile olması gerektiğini belirterek “Bu namazda insan sözünü andıran bir kelam etmek yakışmaz. Zira namaz, kıraat, tesbih, tehlil ve Kur’an okumaktır” buyurur. Tekbir, tehlil, tesbih de yine Kur’an ve Allah kelamından olduğu için dünya kelamı ve beşer sözü sayılmaz. Bu hadiste Allah kelamının beşer sözü gibi mahlûk olmadığını ve insan sözüne benzemediğini açıkça ifade etmektedir.

Allah kelamının sesleri ve harfleri vardır. Allah kelamı seslerden ve harflerden ayrı değildir. Nitekim yüce Allah “Elif-Lâm-Mîm. Zâlike’l-Kitâp” (Bakara, 2:1-2) buyurarak harfleri saydı ve bu harflerden meydana gelen kelama “Kitap” adını verdi. “Hâ-Mîm” “Kaf-Hâ-Yâ-Ayin-Sad” gibi “Huruf-u Mukattaa”yı sayarak bunu te’yid etti. Peygamberimiz (sav) de “Elif-Lâm ve Mim’i sayarak her harfinin asgari on sevabı var, on uhrevi meyve-i cennettir” buyurarak bize harfleri saydı. Ve yüce Allah Hz. Musa’ya “Sesi ile hitap etti.” Bu husus da Kur’anda “Allah Musa’ya nida etti!” (Şuara, 26:10) buyurarak açıklamaktadır. Yine Kur’ân-ı Kerim “Allah Musa ile konuştu!” (Nisa, 4:164) buyurur.

Allah Musa’aya (as) konuşurken ve nida ederken elbette harfleri ve kelimeleri kullandı. Allah’ın kelimeleri vardır. Ve Kur’an “Yeryüzündeki tüm ağaçlar ve bitkiler kalem olsalar Allah’ı kelimelerini yazmaya çalışsalar asla yazmakla bitiremezler” (Kehf, 18:109) buyurarak bu kelimelerin gerek bütün mahluka ilham olarak, gerekse kudret kelimeleri olan varlıkların yazmakla bitirilemeyeceğini ifade etmiştir.

Peygamberimiz (sav) de hadislerinde “Yüce Allah’ın kıyamet gününde mahlûkatını bir araya toplayarak onlarla konuşacağını ve herkesin yanında gibi onu duyacağını haber verir ve “Melik Benim, Deyyan Benim” diyeceğini sahabelerine anlatmıştır. Yüce Allah kıyamette elbette dünyada peygamberlerine “Vahiyle” konuştuğu gibi konuşur ve sesini tüm mahlûkat duyar ve secdeye kapanarak dinlerler. Sonra Allah’ın konuşmasını kendi aralarında “Allah hak olarak şöyle, şöyle buyurdu” diye birbirlerine konuşurlar.

Yüce Allah’ın kelamı ezelidir. Kelamı kulların kelamına benzemez. Her bakımdan eşsizdir, mucizedir. Bu nedenle onun benzeri olmaz. Yüce Allah bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin “Mucizat-ı Kur’aniye Risalesinde benzer ayetleri bir araya getirip dediği gibi “Kur’anın Allah kelamı olduğundan şüpheniz varsa haydi onun bir benzerini getiriniz. Elbette getiremezsiniz. Haydi tüm Kur’an kadar olmasın on suresinin benzerini getiriniz. Haydi bütün şeriklerinizi, ediplerinizi ve hatiplerinizi toplayın, size yardım edecek cin ve şeytanlardan da yardım isteyin. Yapamayacaksınız. Haydi on sureden vaz geçtim. “İnna a’teynâ” gibi kısa bir tek surenin benzerini getiriniz. Haydi sizden mananın doğruluğunu istemiyorum, batıl hikayeler ve hurafeler de olsa kelimelerinin ve lafzının bir benzerini yapınız. Bunu da yapamazsınız ve gelecekte de yapamayacaksınız. Öyle ise ya iman edin veya cehennemde yanmayı göze alarak ebedi bir azaba girin!” dediği ve yedi mertebede onları muarazaya davet ettiği halde madem benzerini getiremediler, öyle ise yedi mertebe Kur’anın müzice ve benzersiz olduğunu ve Allah kelamı olup beşer sözüne benzemediği kabul etmek lazım gelir. (Bununla ilgili İsra, 17:88; Yunus, 10:38; Bakara, 2:23; Hud, 11:13 ayetlerine ve tefsirlerine bakılabilir.) Bu nedenle Cahız gibi Arap dili ve edebiyatının meşhur bir edibi Mekke müşrikleri için “Muaraza-i bi’l-huruf mümkün değildi; muaraza-i bi’s-suyûfa mecbur oldular” demiştir. Günümüzde ve gelecekte de durum aynıdır. Bu da göstermektedir ki Allah kelamı beşer kelamı gibi değildir ve onun benzerini söylemek mümkün değildir.

Ehl-i Sünnet ulemasına göre Allah kelamındaki harfler yaratılmış değillerdir. “Allah bir şeyin olmasını diler ve irade ederse ona ‘Ol!’ der o da hemen oluverir!” (Yasin, 36:82) ferman eder. Şayet “Kün” lafzı yaratılmış olsaydı, onun yaratılması için bir başka “Kün!” lafzına ihtiyaç duyulurdu. Bu da silsile şeklinde sonsuza kadar uzanırdı. Bu ise aklen muhaldir. Peygamberimiz (sav) “Allah’ın hazinesi kelamıdır; ‘Ol!” derse hemen oluverir” buyurarak buna işaret etmiştir. Bu nedenle İmam-ı Şafi (ra) “Harflerin sonradan yaratıldığına kail olmayınız. Zira Yahudiler ilk başta bununla helak yoluna girdiler” demiştir. Zira, Allah kelamındaki harfleri yaratıldığına inanmak Allah’ın sebeplere ihtiyacı olduğunu ve sebepsiz bir şeyin meydana gelmeyeceğine inanmak olur ki bu da Allah’ı sebeplere muhtaç durumuna düşürür ve sebeplere tesir vermeye sebeptir. Yahudilerin helak olmalarının ve Hz. Meryem’in hamile kalmasını akıllarına sığıştıramayarak iftira etmelerinin sebebi budur. Hâlbuki Allah Hz. Meryem ve İsa (as) için “İnsan dokunmadığı halde ‘kün’ emri ile yaratıldığını ve Hz. İsa’nın sebepsiz ve babasız dünyaya geldiğini açıkça ifade etmektedir. (Âl-i İmran, 3:47, 59; Meryem, 19:35) Böylece “Mesih İsa b. Meryem Allah’ın resulü, Meryeme ilka eylediği kelimesi ve ondan bir ruh” olduğu” (Nisa, 4:171) babanın spermine ve sebeplere muhtaç olmadığını açıkça belirtmiştir.

Allah’ın iki nevi kelamı ve kelimesi vardır. İsa’nın (as) yaratılması Allah’ın ezeli kelamı olan ve mahlûk olmayan “Kelam Sıfatı”ndan gelen kelamı iledir. Dolayısıyla Allah’ın kelamı mahlûk değildir. Allah’ın ikinci bir nevi kelamı “Kudret Kelimesi” olan ve Allah’ın “İlim, irade ve Kudretini” de tazammun eden mücessem mahlûk olan kelime ve kelamlarıdır ki İsa’nın (as) bedeni ve bütün mahlûkat onun kudretinin mücessem kelimeleridir. Bu nedenle Kur’an mahlûk değildir; ancak onun mücessem hali olan kâğıdı, mürekkebi ve mürekkebin aldığı şekil mahlukur. Ancak kelimenin ve kelamın müsemması olan manayı ifade eden kelamı ise mahlûk değildir. Nitekim “Ateş” kelimesinin yazısı gerçekte ateşin yakmasına delalet eder, ama yakmaz. Yani kelime semboldür ve onun medlülü, yani delalet ettiği şey ateşin yakma özelliğidir ki bu “Ateş” kelimesinden farklı bir şeydir.

Hz. Osman b. Affan (ra) peygamberimizden (sav) alfabeyi sordu ve “Elif, be, te, se ne demektir?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Elif” Allah’ın adı olan Allah’ı temsil eder. “Be” Allah’ın Bârî ismini, “Te” Mütekebbir ismini ve “Se” de Bâis ve Vâris anlamına gelir” buyurdular. Böylece peygamberimiz (sav) tüm isimlerin Allah’ın bin bir ismini simgeleyen harfler olduğunu haber vermiştir. Aynı şekilde Hz. Ali (ra) da peygamberimizden Arap Alfabesinin harfleri olan “Ebced, Hevvez, Huttî” kelimelerinin ifade ettiği manayı sorunca peygamberimiz (sav) “Ya Ali! Sen Ebi’l-Câd Tefsirini bilmiyor musun? Elif Allah’ın ismidir, Bâ da Bârî manasında Allah’ın bir diğer ismidir. Cim de Allah’ın Celil manasındaki ismidir” buyurmuşlardır. (Abdulkadir Geylanî, Gunyetü’t-Talibîn)

Alfabenin harfleri de insan kelamından oldukları halde Allah’ın isimlerinden her biri bir veya birkaç ismini temsil ederler ve simgelerler. Bu nedenle akıllara ve kalplere tesirleri olur ve feyiz verirler. Her bir ilim de Allah’ın bir ismine dayanarak hakikat olur. Yoksa anlamsız ve hakikatsiz kalmaya ve abesiyete intikal etmeye mahkûmdurlar. Yine bununla ilgili olarak peygamberimiz (sav) “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır; kim bunları ezberler ve sayarsa cennete gider” (Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikr 5; Tirmizî, Daavât 87) buyurarak bu hususa işaret etmiştir.

Etiketler:  Kuran Kuran Mahluk Değil Allah Kelamı Emir ve Yaratma Vahiy Hz. Osman Hz. Ali Kuranı Kerimi Tanımak
 
< Önceki   Sonraki >
KURAN
HZ. ALI
ALLAH KELAMı
VAHIY
HZ. OSMAN

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ