Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow KÜRESELLEŞME VE DİN
Advertisement
KÜRESELLEŞME VE DİN PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 06 Şubat 2008
Yazı Index
KÜRESELLEŞME VE DİN
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4


Küreselleşmenin Dinin Boyutu:

Bir ev yanıyorsa yapılacak olan, nasıl söndürüleceğini tartışmak değil, bir taraftan söndürmeye başlamaktır. Günümüz dünyasında bir yangın söz konusudur. Söndürmek için ne yapıyoruz? Benzin mi döküyoruz, su mu atıyoruz, yoksa bir taraftan biz de mi yakmaya çalışıyoruz? Tahribat vardır; ama biz tamir edenlerden miyiz, yoksa tahribe mi yardımcı oluyoruz?

Küçülen ama gelişen dünyada küreselleşme tüm esrarını koruyarak devam etmektedir. Sonuçları ile ilgili olarak pek çok tezler ortay konmaktadır. Kimi faydalarını sayarken kimisi de mahzurları ve menfi etkileri üzerinde fikirler yürütmektedirler. Ancak şurası bir gerçektir ki küreselleşme çok boyutlu olarak insanı ve insanları etkilemeye, toplumları değiştirmeye devam edecektir. Bunun için diyoruz ki ekonomik, kültürel, dini, siyasi ve ahlaki boyutları ile küreselleşme önemli bir süreçtir. Küreselleşmeye karşı dinin direndiği ve dini etkilediği tezi tartışılabilir. Din ile küreselleşme arasında tek yönlü bir ilişki yoktur. Etkileşim çift yönlüdür. Çünkü din kutsal ve yüksek değerler bütünü olarak küreselleşme sürecinde insanlara ve toplumlara vereceği çok şeyi vardır. Din etkilenmeden ziyade etkileme gücüne sahiptir. Etkilenen din değil, insanlardır. Yani küreselleşmeyi hâkim, dini mahkûm eden bir süreç söz konusu değildir.

Dinin temeli fıtrattır. Ancak fıtratı bozulan insan gibi, fıtrattan ayrılan dinlerin oluşturduğu dini hayat ve kültürün küreselleşme karşısındaki acziyetini fıtrat dini olan İslam’da görmek imkânsızdır. Gayr-ı fıtri ve muharref dinler için tehlike arz eden küresel değerler, fıtrat dini olan İslam için şahlanış olduğu gibi sair dinlere de hurafat ve tahrifattan kurtulmak için birer imkân sunmaktadır. Bunun için Katolikler ve Protestanlar yeni gelişen modern eğitim sistemi içerisinde yer almaya çalışarak kendi yapılarını yeniden gözden geçirmektedirler.

Bilim, siyaset ve ekonominin aşırı sekülerleşmesi neticesinde Hrıstiyanlık kendini sosyal alanda etkili ve fonksiyonel olmaktan çıkararak sadece inanç alanına hapsetmiştir. Küreselleşme muharref dinleri sınırlayıp hapsederken hak din olan İslam’a büyük imkânlar sunmaktadır. Zira dinin hitap ettiği fert toplumsal baskıların bunalımından ve sonu gelmez ihtiyaçlarını tatmini edemediğinden dolayı dine yani kendisini huzura erdirecek olan fıtrat dini İslam’a sığınma ihtiyacını daha çok hissedecektir. Böylece küreselleşme akıl ve ilme dayanan hak din olan İslam’ın gelişmesine ve yayılmasına imkân hazırlamaktadır.

İslam dini fıtrat dini olup, vahyin neticesi olduğu ve safiyetini Kur’an ve Hadis ile koruduğu ve akla önem vererek müçtehitler ve müceddidler ile her asra hitap ettiği ve dinamizmini muhafaza ettiği dikkate alındığında imanı, ahlakı, ibadeti, yani amel-i salihi bünyesinde barındırma itibarıyle sair dinlerden tamamen farklıdır. Bunun içindir ki bozulmamış ve insanların fikirleri ile tahrifata uğramamıştır.
İslam, ferdin ve toplumun hayatına canlı ve dinamik bir şekilde girdiği için hayatın tüm kesimlerine entegre olmuştur. İslamı toplumdan, ekonomiden, siyasetten, kültürden ve hatta psikolojik unsurlardan ayırmak mümkün değildir. Beşeriyetin tüm ihtiyaçlarına cevap veren ve tazeliğini koruyan temel yapısı vardır. Ancak bunun fark edilmesi gerekir. Küreselleşme bunu sağlayacaktır.

Hrıstiyanlığı, Yahudiliği, Hinduizmi, Budizmi, sosyal hayatın dışına atıp, inanç bağlamında hapsedebilirsiniz; İslamı asla hapsedemezsiniz. Zira İslam inanç temelli olmakla beraber amel-i salih kısmı hayatın ve toplumun tüm kesimlerine şamildir. İslam’a göre Allah’ın imandan sonra insanlardan istediği şey amel-i salihtir. Amelden yoksun çıplak bir iman Allah katında makbul değildir.

Yaşanan ve toplumun tüm kesimlerine hitap eden ve “Asr-ı Saadet” gibi örnek bir modele sahip olan ve “Vasat bir ümmet olma” özelliğinde bulunan İslam dini XXI. Yüzyılda ekonomik, politik, siyasal, sosyal ve eğitim alanında yeni modeller üretebilecek potansiyele sahiptir. Çünkü Hz. Peygambere (sav) öncekilerin ve sonrakilerin ilmi verildiği, Kur’an-ı Kerim de tüm mukaddes kitapların hakikatlerini ve hikmetlerini kendisinde topladığı için kıyamete kadar insanlığa huzur ve saadet getirecek tüm prensipleri de içinde derc etmiştir. Böylece İslam son din ve Hz. Peygamber Allah’ın son elçisi olarak kıyamete kadar insanlığı etkilemeye devam edecektir.

Küresel değerler dediğimiz Hürriyet, Adalet, Barış, Katılımcı Demokrasi (=Çoğulculuk), Eşitlik, Ahlak(=Erdem) ve Yardımlaşma, İslam ve müslümanlar için yabancı olmayan ve kökü Kur’ana dayanan ve Asr-ı Saadet’te tatbikatını bulan kavramlardır. Çağdaş dünya bunların özlemini duymuş ve yeni keşfetmiş olabilir. Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki küresel değerler yeryüzüne hâkim olmaya devam ettikçe İslamiyet de kalplere ve akıllara hükmetmeye devam edecektir. Nihayet insanlık huzuru İslam’da bulacaktır.

Küreselleşmenin toplumları birbirlerine yakınlaştırarak kültür birliği oluşturmaları en çok İslam’a yarayacak ve İslam korkulardan kaygılardan ve peşin hükümlerden arınmış insanların ve toplulukların odağı haline gelecektir.

 
Etiketler:  Küreselleşme ve Din Küreselleşme Din Osmanlı Kapitalizm Ekonomi Dünya Yavuz Sultan Selim


 
< Önceki   Sonraki >
DIN
DüNYA
OSMANLı
KAPITALIZM
EKONOMI
YAVUZ SULTAN SELIM
KüRESELLEşME