Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Mekke'nin Fethi (8 / 630)
Advertisement
Mekke'nin Fethi (8 / 630) PDF Yazdır E-posta
Salı, 30 Mart 2010
Yazı Index
Mekke'nin Fethi (8 / 630)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

Fetih Hutbesi:
Alemelere Rahmet ve müjde için gönderilen iki cihan güneşi peygamberimiz (sav) namazdan önce Kâbe-i Muazzama’nın kapısında durdu. Rahmet ve huzurun teminatı olan Barış ve kardeşliği pekiştirmek için gönderildiğini beritmek ve insanlara güven ve huzur getirmek istediğini anlatam için hutbeye çıktı. Mübarek yüzünde tebessim ve insanlara aydınlık saçan ve kalplerine huzur veren nurani bir çehre ile şöyle hitap etti:

“Allah’a hamde ve sena ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yalnız O vardır, O vahidir ve Ehaddir. Şeriki ve benzeri yoktur. O vadini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Aleyhine toplanan düşmanları tek başına perişan etti.

Ey Nâs! Bilmelisiniz ki câhiliye deverine ait olan ve iftihar sebebi sayılan her şey, kan ve mal davaları hepsi ayağımın altındadır, ortadan kaldırılmıştır ve yasaklanmıştır. Şunu bilmelisiniz ki bütün insanlar Âdem’den Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah-ü Teâlâ buyuruyor ki: ‘Ey İnsanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık, sonra da birbirinizi tanıyıp yardımcı olasınız ve hayat-ı içtimaiyenizi temin edesiniz diye sizleri kabilelere ve milletlere ayırdık. Allah katında en değerliniz, onu en iyi tanıyanınız ve ondan en çok korkanınızdır. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her şeyden hakkıyla haberdardır.’ 

Sonra peygamberimiz (sav) “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim sizin hakkınızda ne diyeceğimi tahmin edersiniz?” diye sordu. Onlar “Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Senden ancak iyilik bekleriz. Hayır ve iyilikten başka bir şey ummayız…” dediler. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) nübarek ağzını açtı ve:

Benim hâlimle sizin hâliniz Yusuf ile kardeşlerinin hali gibidir. Onlar yusufun canına kastederek kuyuya attılar. Allah onu hükümdar yaptı. Sonra kardeşlerini Allah ona muhtaç etti de o kardeşlerine af ve müsamaha ile muamele etti. Bu gün ben de Yusufun kardeşlerine dediği gibi sizlere diyorum ki: “Bu gün sizin için bir kınama ve ayıplama sözkonusu değildir. Bizden size bir zarar ve bir sıkıntı gelmez. Allah sizleri affetsin. Siz Allah’a yönelin ve ondan bağışlama dileyin. Siz bana değil, O’nun dinine karşı çıktınız. Siz iman ile ona yönelir ve istiğfar ile O’ndan af dilerseniz Allah sizleri affedecektir. O merhamet edenlerin en merhametlisidir. Şimdi gidiniz, sizler serbestsiniz!” buyurdular.

Bunun üzerine Cuma Namazı kılmayacak olan müşrikler Kâbe’den ayrıldılar ve sevinç içerisinde kenara çekilerek mü’minlerin Cuma Namazı kılmalarını seyretmeye başladılar. Peygamberimiz (sav) onlara af ve müsamaha ile muamele etmişti. Zira o yüce Allah'ın “Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et ve cahillerden yüz çevir!”  dersini almış ve bunun gereğini yapıyordu.

Peygamberimiz (sav) bu defa mü’minlere döndü ve onlara da şöyle tavsiyelerde bulundu: “Ey İnsanlar! Şüphesiz Allah yeri, güneş ve ayı yarattığı günden itibaren Mekke’yi haram ve dokunulmaz kılmıştır. Kıyamet gününe kadar bu haramlık devam edecektir. Bu nedenle Allah’a ve ahret gününe iman edenlerin Mekke hareminde kan dökmeleri, ağaç kesmeleri helal değildir. Mekke’de kan dökmek benden önce hiç kimseye helal olmadığı gibi, benden sonra da hiç kimseye helal olmayacaktır.

Bu söylediklerimi dinleyenler burada bulunmayanlara duyursunlar!

Şu bulunduğum andan itibaren kim öldürülürse, öldürenin ailesi için şu iki şeyden birisi vardır. Ya kısas veya kan bedelini ödemek… Muhakkak ki insanların Cenab-ı Hakka karı en hürmetsizi, en azgın ve taşkın olanı Allah'ın hareminde adam öldüren veya cahiliye adeti olarak intikam almak için adam öldürendir.

İnsanın ana-babasından veya baba tarafından akrabasından başkasına intisap etmesi yoktur. Doğan çocuk döşeğin sahibine aittir. İddiasını ispatlamak için delil getirmek davacıya, yemin de inkâr edene düşer!

Bundan sonra ne cahiliye anlaşmaları vardır, ne de hicret etmek vardır. Ancak cihad ve niyet kıyamete kadar geçerlidir. Müslüman müslümanın kardeşidir, dolayısıyla bütün Müslümanlar kardeştir. Müslüman olmayanlar da insanlıkta eştir. Müslümanlar kendilerinden olmayanlara karşı da tek bilek ve tek yürektir; el birliği ile hareket ederler.”

Peygamberimiz (sav) hutbesini tamamladıktan sonra Cuma Namazını kıldırdı.

Fetihten Sonra Peygamberimizin (sav) Uygulamaları:
Peygamberimiz (sav) Cuma Namazından sonra sahabelerin ileri gelenlerini topladı ve onlarla istişare etti. Yapacağı uygulamalar konusunda onların görüşlerini aldı ve talimatlarını onlarla paylaştı.

Kâbe’nin hizmetine ait olan Hicabe ve Sikaye görevleri dışında cahiliye adetlerinin tümünün kaldırıldığını onlara haber verdi. Sikâye hacılara su dağıtma göreviydi ve zaten bu vazife peygamberimizin (sav) amcası Hz. Abbas’ın (ra) uhdesindeydi. Hicâbe denilen Kâbe’nin perdedarlığı ve anahtarlarının korunması görevi de Osman b. Talhâ’da bulunuyordu. Osman b. Talha ise fetihten önce Amr b. Âs ve Hâlit b. Velid ile beraber gelerek hem hicret etmiş, hem de Müslüman olmuştu.

Hz. Abbas (ra) peygambermize müracaat ederek bu vazifenin de kendisine verilmesini rica etti. Peygamberimiz (sav) de bunu uygun gördü. Zira Kaza Umresinde peygamberimiz (sav) Kâbe’nin içine girmek için Osman b. Talhâ’dan anahtarı getirerek kapıyı açmasını istemiş ancak Osman b. Talha peygamberimizin bu isteğini kabul etmemiş, üstelik kaba davranmıştı. Ancak peygamberimiz (sav) onun bu kaba davranışını sükûnetle karşılaurak “Yâ Osman! Ümit ederim bir gün bu anahtarı bana vererek ‘nereye isterseniz koyarsınız, kime isterseniz verirsiniz’ diyeceğin bir mevkide olacaksınız” burmuştu. Osman da “O zaman Kureyş mahvolmuş ve değersiz hale gelmiş demektir” diyince peygamberimiz (sav) de “Hayır! Asla! Asıl o zaman Kureyş en değerli bir konuma yükselecektir” buyurmuşlardı. 

Şimdi Osman bu durumu aynen yaşıyordu. Kabenin anahtarını peygamberimize teslim ediyor ve “Yâ Resulallah! İşte Kâbe’nin anahtarı! Nere isterseniz koyarsınız ve kime isterseniz verirsiniz” demiş ve arkasından da “Ben kesinlikle şehadet ederim ki Sen Allah'ın Resulüsün” demişti. Peygamberimiz (sav) bir sene önceki bu durumu hatırlattığı için Osman b. Talha’ya bakarak tebessüm buyurdular.

Bu esnada Cebrail (as) gelerek yüce Allah'ın şu fermanını getirdi. “Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size en güzel şekilde öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve her şeyi hakkıyla bilir.

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygamberine itaat edin. Sizden olan yöneticilere de itaatte kusur etmeyin. Bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu önce Allah'ın kitabına ve resulüne arz edin. Şayet Allah’a ve ahret gününe gerçekten inanıyorsanız bu sizin için hem daha hayırlı, hem de sonuç itibarıyla size daha faydalı ve daha güzeldir.”

Peygamberimiz (sav) nazil olan ayetleri sahabelerine okudu ve vahiy kâtiplerine yazdırdı. Sonra Osman b. Talhâ’yı huzuruna çağırdı ve “Allah bana emaneti ehline vermemi” emir buyurdular. Kabenin hizmetine, anahtarlarının korunmasına ve perdedarlığına en ehil ve en lâyık olan sensin. Ey Osman! İşte kâbe’nin anahtarı! Bu gün iyilik ve vefa günüdür. Sen cahiliye zamanında bu vaizfeyi layıkıyla yaptın, inanıyorum ki şimdi daha güzel şekilde yaparsın…” buyurdular ve anahtarı herkesin huzurunda ona teslim buyurdular.

Bu arada Abdurrahman b. Safvan (ra) babasını aldı peygamberimizin (sav) huzuruna getirdi. “Ya Resulallah! Babam hicret etmek üzere sizlere biat edecektir” dedi. Peygamberimiz (sav) “Mekke fetholunmuştur ve hicret kalkmıştır. Mekke’nin fethinden sonra hicret kalkmıştır” buyurdular. Ne var ki Abdurrahman babasının da hicret sevabını almasını istiyordu. Peygamberimizin (sav) amcasına müracaat etti ve şefaatçi olmasını istedi. Hz. Abbas (ra) peygamberimize “Yâ Resulallah! Sen benimle Abdurrahman arasındaki dostluğumu biliyorsun. Babasını hicret biatı yapmak üzere size getirmiş kabul buyurmamışsınız” dedi. Peygamebrimiz (sav) “Ya Abbas! Mekke fethedilmiştir. Bundan sonra hicret kalkmıştır. Hicret için biat da artık kalkmıştır. Bu hususlarda benim bir yetkim yoktur”  buyurdular. Mekke’nin fethinden sonra “İslam üzere biat” yapılmıştır.

Safa Tepesinde Kureyşin Biatının Alınması:
Daha sonra peygamberimiz (sav) “”Safa Tepesine” çıktı. Burası vahyin ilk yıllarında peygamebrimizin (sav) Kureyş’in bütün liderlerini toplayarak “Açıktan Davetini”ilan ettiği ve Kureyşin de peygamberimizin bu davetine cevap vermediği, Ebu Leheb’in yerden bir taş alarak atıp “Tebben Lek! Yazıklar olsun sana bizi bunun için mi buraya toplamıştın!” diye tepki verdiği ve toplananları dağıttığı yerdi. Ardan tam yirmi sene geçmiş, o günün küfürde aşırı gidenlerinin her biri ölmüş ve yeni bir nesil ortaya çıkmıştı. Şimdi yine peygamberimiz (sav) aynı yerde bu defa bütün Kureyşin biatını kabul edecekti.
 
Peygamberimiz (sav) bütün Mekke halkını oraya davet etti. “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, bundan sonra artık Allah’a hiçbir zaman şirk koşmamak, hırsızlık etmemek, iffeti korumak ve zina etmemek, içki içmemek, herhangi bir konuda peygamberine isyan etmemek üzere” biatlarını kabul etti. 

Bu at ve misak üzre önce erkekler geldiler ve peygamberimize (sav) biat ettiler. Daha sonra kadınlar geldiler ve peygamberimize (sav) biat ettiler. Erkeklerin içinde peygamberimizin (sav) “Nerede görülürse öldürülsün!” ferman ettiği Ebu Cehil’in oğlu İkrime ve karısı olan Hâris b. Hişam’ın kızı Ümm-ü Hâkim, Hâlid b. Velid’in kız kardesi Fatiha, Âs b.Ümeyye’nin kızı Ümm-i Habib, Attab b. Esed’in halaları Ervâ, Ebû Âs’ın kızı Ârika ve Ebu Süfyan’ın karısı Hind’de vardı. Tanınmamak için kıyafet değiştirmişti; ama peygamberimiz (sav) onu tanıdı ve affetti. Ebu Süfyan’ın karısı Hind’in Hz. Hamza’ya yaptıklarını hatırlayan peygamberimizin (sav) gözlerinden yaşlar boşandı; ama bu gün “Merhamet günüydü ve bu gün af ve iyilik günüydü...” Bu nedenle öldürülem korkusu ile kaçıp saklanan azılı islam düşmanları, onları peygamberimizin affettiğini ve biatlarını kabul ettiğini duyunca kendileri de gelerek peygamberimize biat ettiler. İman ve islamiyetle şereflendiler.

Böylece 20 yıllık düşmanlık ortadan kalkmış, imanın verdiği kardeşlik duyguları ile bütün Mekke halkı barışmış ve kardeş olmuşlardı. Böyle bir hadise dünyada bir o zaman yaşandı. Bir daha yaşanmadı… İşte Mekke’nin fethi dünya barış ve kardeşliğine atılan bir adımdı ama misli görülemeyen ilk ve son, en mükemmel adımdı. İnsanlık tarihi hep onu örnek aldı; ama onun gibisini asla başaramadı.

Bu arada Hz. Ebubekir (ra) yaşlı ve ama olan babası Kuhafe’yi biat etmek üzere peygamberimizin (sav) yanına getirdi. “Rabbim beni terbiye etti” buyuran peygamberimiz (sav) onu uzaktan görünce hemen yanına gitti. Hz. Ebu Bekr’e “Bu ihtiyarı buraya kadar getirip neden zahmet verdiniz… Onu evinde ziyaret etseydik de biatını orada kabul etseydik olmaz mıydı?” buyurarak sitem etti. Hz. Ebubekir (ra) ise “Yâ Resulallah! Sizin onun yanına gitmenizden onun sizin yanınıza gelmesi onun için daha muvafıktır” buyurdular. Ebu Kuhafeyi peygamberimiz (sav) elinden tutarak aldı ve yanına oturttu. Tevazu ve mahviyetin en mükemmelini gösterdi. Neredeyse doksan yaşlarında buluna Hz. Ebubekir’in babası Kuhafe’de böylece iman ve islam ile şereflendi. 

Daha sonraki günlerde peygamberimizin (sav) biat alması devam etti. Abdullah b. Ebî Sarh, Hâris b. Hişam, Enes b. Züneym, Süheyl b. Amr ve Hz. Hamza’nın (ra) katili olan Vahşî de daha sonra biat edenlerin arasında yerlerini aldılar.

Çevreden gelen bedevî Araplar da bu büyük olayı duymuş ve peygamberimizi görmek, onun huzurunda iman etmek için fert ve cemaatler halinde Mekke’ye gelmeye devam ediyordu. Peygamberimiz (sav) onları kabul ediyor, biatlarını alıyor ve nasihatlerde bulunuyordu. Bu arada bedevi bir adam peygamberimizin (sav) karşısına gelmiş ve hicabından yüzüne bakamıyor ve heyecanında tir tir titriyordu. Peygamberimiz (sav) onu gördü. Kalktı ve yanına gitti. Elini tuttu ve “Hoş geldin!” dedi. Sonra “Sana ne oluyor! Kendine gel! Ben bir kral ve bir hükümdar değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyerek geçimini sağlayan Kureyşli bir kadının oğluyum…” buyurdular. Bedevinin heyecanı geçti ve peygamberimizin (sav) eline sarılarak öptü ve biat etti. Peygamberimiz (sav) de onu kucaklayarak yolcu etti.
 
Evet, o bir kral peygamber değildi, bir kul peygamberdi. Bu nedenle kendisi için “Allah'ın kulu ve elçisi”ydi. “Allah’a kul olmaktan daha büyük şeref ve imtiyaz yoktu…” Peygamberimiz (sav) bizlere bu dersi veriyordu.


Etiketler:  Mekke'nin Fethi Mekke Medine Kâbe Biat İslam Ordusu Hz. İbrahim Tevhit Mescid-i Haram


 
< Önceki   Sonraki >
HZ. İBRAHIM
KâBE
TEVHIT
MEKKE'NIN FETHI
MEKKE
MEDINE
İSLAM ORDUSU
MESCID-I HARAM
BIAT