Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Müslümanların Bizansla Savaşı PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 27 Mart 2010
Yazı Index
Müslümanların Bizansla Savaşı
Sayfa 2

Halid b. Velid’in (ra) Kumandayı Ele Alması:
Akşama yakın elinde sancağı bulunduran Hz. Abdullah b. Revaha’da düşmanın oklarına ve mızraklarına hedef olmuş ve şehit olmuştu. Onun şehit olduğunu gören Ebu’l-Yesâr Ka’b b. Umeyr (ra) sancağı kaptığı gibi cephe gerisine taşıdı ve mücahitlerden Sâbit b. Ekrem’e verdi. O da mücahitlerin bir araya gelmesini sağladıktan sonra “Yâ Asakir-i Mücahidîn! Aramızdan birini kumandan seçelim. İsşam ordusu üç değerli kumandanını da kaybetti. Yeni bir kumandan seçerek onun etrafında birleşelim” dedi. Mücahitler de “Biz senin kumandanlığına razıyız!”  dediler. Ancak o gözünü Hâlid b. Velid’e dikti. Sonra onun yanına giderek “Ya Ebu Süleyman! Gel şu sancağı sen al! Bu işe burada senden daha layık olanı yoktur” dedi. Hz. Hâlid (ra) ise “Bu sancağın sizin gibi yaşlı ve Bedir’de bulunmuş şanlı bir sahabede kalması daha uygundur. Biz senin emrin altında her göreve hazırız” dediyse de Sâbit b. Ekrem (ra) “Resulullah’ın sancağını al! Ben bunu sana vermek üzere almış bulunuyorum. Her ne kadar ben sizin dediğiniz gibiysem de siz savaşta, kumanda da ve maharette bizden çok ilerisiniz. Burada yaştan ve faziletten çok savaş tecrübesi ve kumandanlık becerisi önemlidir. Bu konuda da sen hepimizden daha mahir ve bu sancağı taşımaya daha layıksın!” dedi ve sahabelere dönerek “Hâlid’in kumandanlığına razı mısınız?” dedi. Onlar da hep beraber “Evet! Onun kumandanlığına razıyız ve emrine âmadeyiz. Her konuda kendisine itaat edeceğimize söz veriyoruz” dediler.
 
Cephede bütün bunlar yaşanırken peygamberimiz (sav) Medine’de sahabeleri ile mescitte oturmuş sanki savaşı seyrediyormuş gibi sahabelerine anlatıyordu. Peygamberimiz (sav) yaklaşık 1000 km uzaktan savaşı görüyor ve sahabelerine “Zeyd b. Hârise sancağı eline aldı ve şehit oldu. Şimdi Câfer eline aldı ve o da şehit oldu. Ruhu meleklerin kanadına uçarak semalara yükseldi. Onlar için Allah’tan af dileyiniz ve kendilerine dua ediniz. Sonra sancağı Abdullah b. Revaha aldı ve o da şehit oldu. Bu kardeşiniz için de Allah’tan bağışlanma dileyiniz!” diyordu. Saahbeler dua ediyorlardı. Sonra peygamberimiz (sav) “Şimdi de ancağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç aldı. İşte şimdi tandır tutuştu ve harp kızıştı. Allahım! Sen oan yardım et!” buyurdular.  Bu nedenle Halid b. Velid (ra) “Seyfullah / Allah'ın kılıcı” olarak şöhret buldu.

Peygamberimiz (sav) üç kumandanın şehit olduğu ve sahabelerine harbin safahatını anlattığı günü Hz. Cafer’in evine gitti. Hanımı Esma binti Ümeys işiyle meşguldü. Çocukları yıkamış ve saçlarını taramıştı. Peygamberimiz (sav) “Yâ Esmâ! Caferin oğulları nerede?” buyurdular. O da oğullarını peygamberimizin (sav) yanına getirdi. Herhangi bir şey aklına gelmedi. Peygamberimiz (sav) onları öpüp kokladı ve göz yaşlarına hakim olamadı. Gözlerinden yaşlar boşalınca Hz. Esma (ra) “Ya Resulallah! Ne oldu? Yoksa Cafer ve arkadaşlarından acı bir haber mi size ulaştı?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Evet! Bu gün onlar şehit oldular” buyurdu. Esma ağlamaya başladı. Peygamberimiz (sav) “Ey Esma! Sakın ağzından uygunsuz bir cümle kaçırma ve göğsünü de dövme” buyurdular. Sonra hâne-i saadetlerine geldiler ve “Câferin ev halkı için üç gün yemek yapıp götürünüz” buyurdular. Sonra üç günden fazla yas tutup ağlamayı da yasakladılar.

Peygamberimiz (sav) sahabelerine bu olayı anlattıktan sonra “Allah caferin kesilen iki koluna mukabil ona iki kanat verdi. O da uçarak cennete gitti” buyurdular. Bu nedenle “Cafer-i Tayyar” denildi. 

Henüz islam askerleri Medine’ye dönmemişti. Peygamberimiz (sav) Zeyd b. Hârise’nin (ra) kızını gördü. Peygamberimizin yüzüne mahzun bir eda ile bakıyordu. Peygamberimiz (sav) onun bu bakışına dayanamadı ve gözlerinden yaşlar boşandı. Sa’d b. Ubade (ra) sordu: “Ya Resulallah bu nedir?” peygamberimiz (sav) cevap verdi: “Bu sevenin sevdiğine hadsretidir” buyurdular.

Hâlid b. Velid’in (ra) Askerî Dehâsı:
Hz. Hâlid (ra) yeniden orduyu düzene soktu ve geridekileri ileri aldı ve cepheleri sağı sola, solu sağa konuşladı ve yeni bir heyecan ve gayretle üç cepheden Bizans ordusunun üzerine hucuma geçti. Müslümanların çok yorulduğunu ve toparlanamayacaklarını düşünen Bizans ordusu neye uğradığını şaşırdı. Sağdan, soldan ve ortadan hücuma geçen bu çevik ve hareketli süvari birlikleri karşısında bozulmaktan kendilerini alamadılar. Hava da kararmaya başlamıştı bu nedenle Hâlid b. Velid (ra) bu ani baskın ve darbeyi yaptıktan sonra hemen ordusunu cephe gerisine çekti ve istirahat etmeleri, yemek yemeleri ve ibadet etmelerini sağladı. 

Geceyi savaş planı yapmakla geçiren Hz. Hâlid (ra) kumandanlarını topladı ve onlara şu talimatı verdi. “Gece elinizden geldiği kadar çok ateş yakarak, gürültü ve ses çıkararak yeni bir kuvvetin geldiğini anlatmaya çalışın. Sabahleyin de arkdadaki mücahitleri öne, öndekileri arkaya geçirerek dinç ve savaşa birinci safta savaşmayanları cepheye sürün. Sağı, solu ve ortayı elinizden geldiği kadar yenileyin” dedi. “Baskın basanındır” “En büyük müdafaa taarruzdur” diyerek bütün gayretleriyle vur-kaç taktiği uyugulayacaklarını söyledi.

Kumandanlar denileni hemen yaptılar. Düşman sabaha kadar islam ordusunda binlerce ateşin yandığını, at kişnemeleri ve gürütülerle yen bir kuvvetin geldiğini zannederek zaten bozulan morallari daha da bozuldu. Müslümanlar sabahın ilk sıkılarından itibaren ezanlar okuyrak ve topluca namaz kılıp dualar ederek Allah’a yalvardılar. Sonra tekbir sesleriyle yeri göğü inlettiler. Sabah güneşin doğması ile taze bir güç ve yeni bir şevkle sanki hiç savaşmamış gibi düşmanın karşısına dikildiler. 

Bizans ordusu neye uğradığını şaşırdı. Karşılarında hiç görmedikleri taze bir güç gördüler. Zaten bozuk olan moralleri biraz daha bozuldu. Bu arada sahabeler arkada bazı ağaçları süvarilerin arkasına takarak tozu dumana katıyor ve büyük bir ordu varmış gibi yeri göğü tozutuyorlardı.

Halid b. Velid (ra) ordusunun önünde muzaffer bir kumandan gibi sağa sola koşusuturarak emirler yağdırıyor ve sahabelerin morallerini ve heyecanlarını diri ttumaya çalışıyordu. Düşaman da bu manzara karşısında şaşkına döndüler. Hz. Hâlid hücum emri veridiği zaman islam ordusu düşman saflarına girdi. 100 000 kişilik zırhlı ordu çevik İslam ordusunun süvarileri karşısında duramıyorlardı. Hz. Hâlid (ra) biner kişilik cephesini 250’şer ve 500’erli gruplara ayırmıştı. Biri grup düşman ordusuna hücum edip safalrı dağıtarak kenara çekiliyor, diğer grup onların kenara çekilmesiyle dünlenmiş olarak yeniden hücum edip biirnci grubun şaşkına çevirdiğini bozguna uğratıyor ve büyük bir zayiat verdiriyordu. Bu minval üzere öpleye kadar düşman saflarına akınlar yapıp vurup kaçtılar. Düşman dağılmış ve gözleri yılmıştı. Mücahitler küçük gruplar halinde hücum ederek toparlanmalarına imakn ve fırsat vermiyorlardı. Sanki çil yavrularının üzerine kartalların biri hücm ediyor, o gidiyor bir diğeri hücıma geçiyordu. O gün Hz. Hâlid’in (ra) elinde tam yedi adet kılıç kırılmıştı.

Akşam’a kadar devem eden bu akınlar Bizans ordusunu perişan etmişti. Akşam olunca cephe gerisine çekilen Hz. Halid (ra) hemen durum değerlendirmesi yaptı. Komuranlarını topladı. Mücahitlerin şehit ve yaralılarının durumunu değerlendirdi. Yedi gündür burada bulunuyorlar ve üç gündür de savaşıyorlardı. Kendilerinin ve atlarının yiyecek ve içeceklerini sordurdu. 3000 sahabenin çoğu yaralanmıştı ve çok da yorulmuşlardı. Yiyecekleri neredeyse bitmek üzereydi. 15 sahabeyi de şehit vermişlerdi. Düşaman ise çok büyük bir gözdağı vermişlerdi. Düşaman ordusunun morali sıfırlanmış ve büyük bir zayiat verilmişti. Artık bu kadarı yeterliydi. Kendilerinin çarpışacak durumu kalmadığı gibi düşmanın da kendilerini takip edecek cesaretleri kalmamıştı. Hemen karar verdiler. Gece karanlığından istifa de ederek çadırları söküp bir an önce yola çıktılar ve Medine’ye dönmeye karar verdiler. 

Medine’ye Dönüş ve İslam Ordusunun Karşılanması:
Hz. Hâlid (ra) Allah'ın yardımıyla düşmanı korkutup ordusunu zayi etmeden kurtarıp Medine’ye koyuldu. Düşmanın gözü korkmuş ve islam ordusunu takip etme cesareti gösteremediler. Mücahitler ise parlak bir zafer kazanmanın vakar ve haşmetiyle yaklaşıyorlardı.

Mücahitlerden Ya’lâ b. Ümeyye (ra) önden giderek Hz. Resulullah’ın huzuruna çıktı. Peygamberimiz (sav) sahabeleriyle mescitte oturuyordu. Ya’la olup biteni anlatmak isteyince peygamberimiz (sav) “İstersen olup biteni ben size anlatayım” buyurdular ve savaşın bütün safhalarını anlattılar. Bu mıcize karşısında Hz. Ya’lâ b. Ümeyye (ra) “Seni hak peygamber olark gönderen Allah’a yemin ederim ki, bütün savaşı görmüş gibi aynen anlattınız” dedi. Peygamberimiz (sav) “Allah bana aradaki mesafeyi kaldırdı ve ben savaşı gözlerimle gördüm” buyurdular.

Ertesi günü İslam ordusu Medine yakınlarına gelince peygamberimiz (sav) “Toplanınız kardeşlerimizi karşılayalım!” buyurdular. Oldukça sıcak bir gündü ama sahabeler, kadınlar ve çocuklar bu sıcağa rağmen Medine’yi boşalttılar ve orduyu karşılamaya çıktılar. Peygamberimiz (sav) çocukları hayvanlara bindirilmesini emretti. Kendisi de Cafer b. Tayyar’ın oğlunu önüne kucağına aldı. Medine’ye yakın Cürüf mevkiinde orduyu karşıladılar. Manzara görülmeye değerdi.

Peygamberimizin (sav) bu savaşa ve savaştan dönen mücahitlere verdiği değerin altında çok büyük hikmetler vardı. Her şeyden önce dünyada hiçbir değeri olmayan Arap kavminin Bizans İmparatorluğu gibi köklü ve güçlü büyük bir devlete karşı savaşması ve 100 bin kişilik bir orduyu korkutması tarihte eşine rastlanmayan bir durumdu. Bu büyük bir kahramanlık destanı ve cesaret sembolüydü. Bu nedenle bu savaş Arapların ve Müslümanların dünyaya meydan okuması anlamında bir dönüm noktası teşkil ediyordu. Bütün Arap dünyasında, Suriye, Irak, İran ve Mısır’da Sasani Devletinin başa çıkamadığı ve durduramadığı Bizansı durduran ve başa çıkan yeni bir güç oluşmuştu. Bu peygamberimizin (sav) ve İslamın gücüydü. Herkes bunu konuşuyordu. Bu olayı duyan dostların İslama ve Müslümanlara hayranlığı artarken, düşmanların ve muhaliflerin kokup sinmesine ve teslim olmasına sebep olmuştur.

İkincisi bu savaştan sonra Müslümanlara bütün fetihlerin kapısı açılmıştı. Artık mü’minler nereye gitseler savaşa gerek kalmadan herkes korkarak teslim bayrağını çekmeye başlamışlardı. Mü’min ve mücahitlerin de moralleri gayet yükselmiş ve kendilerini dünyaya meydan okuyan ve başa da çıkan birer kahraman olarak görmeye başlamışlardı. Himmetler ve gayretler yücelmiş ve “kimin himmeti milleti ise o tek başın bir millettir” gerçeği bu kahraman sahabelerde adeta tecessüm etmişti. “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir” gerçeğini hayatlarıyla ve mücadeleleriyle ispat etmişlerdi.

Peygamberimizin (sav) onları büyük bir coşku ve törenle karşılamasının altında bunlar yatıyordu. Bununla beraber münafıklar yine boş durmuyor ve mücahitlere nahoş şeyler söylüyorlardı. “Allah yolunda savaşmaktan kaçan korkaklar!” ifadesi peygamberimize kadar gitmişti. Bunu sözü duyan peygamberimiz (sav) üzüldü ve onlara bir konuşma yaptı. “Hoş geldiniz!” dedikten sonra “Sizler Allah yolunda savaşmaktan kaçanlar değil, dünüp dönüp vuruşanlarsınız!”  buyurdular. Bu konuşma üzerine sahabeler büyük bir moral buldular ve kınayıcıların kınaması da tesirini kaybetti.


Etiketler:  Bizans Sasani Mute Savaşı Müslümanların Bizansla Savaşı Medine İslama Davet Halid b. Velid Cafer-i Tayyar Zeyd b. Harise


 
< Önceki   Sonraki >