|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Müteşabih, birbirine benzeyen, karıştırılan ve insan aklını karıştıran şeye denmektedir. Kur’ân-ı Kerimde ve din dilinde manası kapalı olup birçok anlamları bulunan ve izahı zor olan ayet ve kelimelere verilen isimdir. Müteşâbih olmayan kelime ve kelamlara “muhkem” adı verilir. Allah'ın sıfatları, ahirete ait bilgileri bize anlatan kelime ve kelamlar ile geleceğe ait peygamberimizin (sav) haber verdiği hususlar hep müteşabihattandır. İlk bakışta anlaşılmazlar ve ilim sahipleri tarafından izah edilmeleri ile anlaşılır hale getirilirler.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kur’ânı size indiren Allah onda bir kısım ayetlerini muhkem ve bir kısmını müteşabih olarak inzal etmiştir. Kalplerinde hastalık bulunan ve insanlar arasında fitne çıkarmak isteyenler müteşabih ayetleri kendi akıllarına göre yorumlarlar. Gerçekte ise o ayetlerin hakiki manasını Allah’tan başkası bilemez. İlimde rüsuh peyda eden ve uzmanlaşan ilim sahipleri ise “Biz Allah katındaki gerçek anlamına iman ederiz” diyerek ayetlerin yorumunu yaparlar. Bu hususları ancak tam akıl sahibi olanlar düşünüp anlayabilirler” (Âl-i İmran, 3:7) buyurarak ancak sahasında uzman olan ilim adamlarının müteşabih olan ayetleri doğru şekilde yorumlayabileceklerini ifade etmiştir.
Biraz daha konuyu açacak olursak muhkem, anlamını delillere gerek duymadan herkesin anlayabileceği manası açık ayetlerdir. Müteşabih ise birden fazla manaya ihtimali olup doğru anlaşılması için delillere ihtiyaç duyulan ayetlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah kelâmının en güzelini müteşabih olarak inzal buyurdu. Rablerinden korkanlar onları okuyunca Allahın zikrinden ve gerçekleri anlamalarından dolayı kalpleri ve derileri ürperir. Bu Allah'ın hidayetidir. Allah gerçekleri göstererek hidayeti dilediğine verir. Allah kimi şaşırtırsa onu doğru yola iletecek hiç kimse yoktur” (Zümer, 39:23) buyurur.
Bu ayete göre gerçekler müteşabih ayetlerde gizlidir. Müteşabih ayetlerin yorumlanması ile ilâhi hakikatler, kalpleri ürperten gerçekler ortaya çıkar. Bunun için Allah kelâmının en güzelleri müteşabih olan ayetlerdir.
Müteşabih ayetler de mana itibariyle, âmm-hâs, nâsih-mensuh ve müphem gibi kısımlara ayrılır. (Râgıb el-Isfahânî, Müfredât fi Garîbu’l-Kurân, Beyrut, s. 254) Genel olarak müteşabih ayetler yüce Allah'ın sıfatlarını anlatan ayetlere denilmektedir. Bunlardan en çok müteşabihata konu edinilen ve üzerinde tartışılan ise “istiva” “vech” “yed” “ayn” “arş” “kürsi” gibi kavramlardır.
Selef uleması Allah’a ait sıfatlar olarak kabul ettiği bu ayetler üzerinde tartışmayı ve tevil ile çeşitli anlamlara yorumlanmasını kabul etmezler ve “Bu gibi terimler Allah’a ait sıfatlardır. Bu sıfatları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Bunları tevil etmek ve farklı manalara yorumlamak “istivaya” istila, “veche” zât, “yed”e kudret, gibi anlamlar vermek bu sıfatları kabul etmemek ve işlevsiz bırakmak anlamına gelir” demektedirler. Ayrıca “Nasıl ki Allah'ın zatını ve sıfatlarının keyfiyetini bilemiyorsak bu gibi sıfatların da keyfiyetini bilemeyiz” derler. İmam-ı Mâlik (ra) “İstiva”nın anlamını soranlara “Buna iman etmek vacip, hakkında soru sormak bid’attır. İstiva’yı kabul ederiz, keyfiyetini bilemeyiz. Halk arasındaki istivanın anlamı ise meçhul değildir” şeklinde cevap vermiştir. (Beyhaki, Kitabu’l-Esma ve’s-Sıfat, Mısır, 1358, s. 408)
Mütekaddimîn uleması denilen “Ehl-i Sünnet” kelamcıları ise bu sıfatları Allah'ın zâtî, sübûtî ve fiilî sıfatlarından ayırmışlar, bu sıfatlardan ayrı olarak kabul etmişler ve bu sıfatlara uygun bir şekilde tevil ederek “Onların zahiri üzere kabul edersek, bu bizi Kur’ânın kabul etmediği ve reddettiği teşbih ve tecsime götürür” diyerek tevil etmişlerdir. Ancak bu tevili Kur’ân-ı Kerimin de ifade ettiği şekilde “ilimde derinleşen ve uzmanlaşan” bilginlerin delillere dayanarak yaptıkları tevili kabul etmişlerdir. Celalettin-i Suyuti ve İbn-i Dakîku’l-Îd “Tevil, Arap dil mantığına uygun olup yüce Allah’ı tenzih eden manaları muhtevi ise kabul edilir” (Celâlettin Suyuti, İtkan fi Ulûmi’l-Kurân, 2:8; Abdulazim ez-Zerkânî, Menâhilu’l-İrfân, fî Ulumi’l-Kurân, Kâhire, 1980; 2:286–290) demişlerdir. Bu manada “Cenbillah” ayetini “Allah'ın şanına lâyık olmak” şeklinde tevil edilebileceğini de ifade etmişlerdir.
Allah’ın Sıfatları:
Allah'ın zatî, subûtî ve fiilî sıfatları yanında Kur’ân-ı Kerimde zikredilen keyfiyetsiz sıfatları vardır. Bunların mahiyetini bilemeyiz; ancak zatî ve subûtî sıfatlarına aykırı olmayacak şekilde anlamaya çalışır, yüce Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bu sıfatlar vech, yed, nefs, ayn gibi keyfiyetsiz sıfatlardır.
“Allah'ın vechi dışında her şey helak olur.” (Kasas, 28:88) “Allah'ın yedi onların elleri üzerindedir.” (Fetih, 48:10) “Elimle yarattığım varlığa secde etmekten seni men eden nedir?” (Sa’d, 38:75) gibi ayetlerde geçen yed ve vech gibi sıfatlar tevil edilmez ve izah edilmezse insanı tecsime ve teşbihe götürür. Bu sıfatları keyfiyetsiz olarak kabul edip iman etmemiz gerekmektedir. Ehl-i Sünnet Allah'ın bu sıfatlarını kabul ile beraber keyfiyeti üzerinde konuşmayı câiz görmemişlerdir. Çünkü kalplerinde hastalık bulunanlar bu gibi ayetler üzerinde münakaşalara girerek inançlar üzerinde şüphe uyandırmaya çalışırlar.
Peygamberimiz (sav) hadislerinde de yüce Allah'ın “kulların kalplerini parmakları arasında bir kalp gibi çevirdiğini” (Müsned-i Ahmed, 2:173) “Güneş batıdan doğana kadar yüce Allah gündüz günah işleyenlere tövbe etmeleri için gece elini açtığını, gece günah işleyenlere gündüz ellerini açtığını” (Müslim, Kitab-ı Tövbe, 4:2113) “Kıyamette cehennemin kükrediğini ve ‘daha var mı’ diye mahşere yürüdüğünü ve yüce Allah'ın ayağını cehennemin üzerine koyacağını ve cehennemin büzüleceğini” (Buhari, 8:225) bize haber vermiştir. Yine “Haceru’l-Esved’in yeryüzünde Allah'ın sağ eli olduğu” (En-Nihaye, Fi Garibu’l-Hadis, 5:300) “Her gece seher vakti dünya semasına nüzul ettiğini” (Buhari, Daavat, 14) “Âdemi Rahman suretinde yarattığı” (Buhari, İsti’zan, 1; 5:125) ile ilgili hadislerle bu müteşabih sıfatlara işaret etmiştir.
Bu ayet ve hadisler yüce Allah'ın fiillerini insanların anlayabileceği şekilde mecaz, teşbih ve temsillerle ifade edilmiştir. Bunda tenezzülât-ı ilâhiye denilmektedir. Yani Allah'ın insanların anlayacağı dil ile fiillerini anlatmaktadır. Yüce Allah rahmetini, affını ve yakınlığını teşbih ve temsillerle ifade ederek avamın anlayışına hitap etmiştir.
|