Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Nifak ve Münafıklık Nedir? PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 27 Haziran 2011

M. Ali KAYA
İnanç bakımından kişinin dilini kalbinin tasdik etmemesine nifak denir. Diliyle inancığını söylediği halde kalben tasdik etmeyen kişiye münafık denir.
Bu nedenle “mü’minin imanı kalbinde münafığın imanı dilindedir” denilmiştir. Zira münafık dili ile kabul ettiğini söyleyerek insanları aldatır, kalbi ile yalancıdır. Allah kalbe baktığı ve kalpde bulunan imanı kabul ettiği için “İnsanlardan bazıları inandık dedikleri halde kalben inanmışlardır” (Bakara, 2:8) buyurur.

Nifak ikiye ayrılır: Birincisi, “İtikâdî Nifak”tır. Bu kişinin iman etmediği halde iman ettim diye müslümanları aldatmasıdır. Bunlar hakkında yüce Allah “Muhakkak ki münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar ve asla yardım görmezler” (Nisa, 4:145) buyurarak açıktan inkar edenlerden daha tehlikeli ve günahkar olduklarını ve cehennemin en ağır azabına maruz kalacaklarını haber vermiştir. Kalben inanmayanın mü’min sayılmayacağı Hucurat Suresinde yüce Allah’ın “Bedeviler iman ettik dediler. Ey Resulüm sen de: Siz iman etmediniz; ancak İslama teslim oldunuz. Henüz iman kalbinize yerleşmedi” (Hucurat, 49:14) buyurarak açıklar.

Şartlar kendi lehlerine döndükçe münafıkar içlerindeki küfürden dolayı hemen küfre ve kafirlere kucak açan bu münafıklar şartlar aleyhine oldukları sürece imansızlıklarını gizlerler. Bu gibi mü’minler ile kâfirler arasında gidip gelen kimselere “mürted” denilmez ancak “münafık” denir. Bunlara münafık denmesinin bir sebebi de kalplerinin hasta olması ve fikren şaşkın olmalarındandır. Bu nedenle daima fitne ve fesat çıkararak toplumda nifak tohumu atar ve mü’minleri imanlarında şüpheye düşürmeye ve kendileri gibi olmaya çağırırlar. Şartlar aleyhine olunca da hemen gizlenir ve “biz de sizin gibi düşünüyoruz” diye asıl amaçlarını gizlerler.

Peygamberimiz (sav) Tebük Seferine katılmayanların mazeretlerini dinledi. Münafıkların mazeretlerini kabul etti ve onları cezalandırmadı, ancak halis mü’min olan K’ab b. Malik ve iki arkadaşına ceza verdi. Sonra Allah’ın affetmesi ile onları bağışladı. (Tövbe, 9:118) İmam-ı Şafii hazretleri “Yüce Allah peygamberimize (sav) münafıkları haber verdiği ve Resulullah (sav) da münafıkları bildiği halde diliyle Müslüman olduklarını söyleyenlere Müslüman muamelesi yapmış ve öldürülmelerini yasaklamıştır” demektedir.

Yüce Allah münafıkların reisi konumunda olan Abdullah b. Ubey b. Selül ölünce halis Müslüman olan oğlunun ricası üzerine cenaze namazını kıldırmıştır. Sonra kabrine kadar gitmiştir. Ancak kabirden dönerken yüce Allah “O münafıklardan ölen hiç kimsenin namazını kılma ve kabri başında da bulunma!” (Tevbe, 9:84) ayeti gelmiştir. Bundan sonra münafık olduğu kesin bilinenlerin arkasında namaz kılmak yasaklanmıştır. Ancak nifak kalpte olduğu ve bilinmediği için Müslüman olarak bilinen ve ölen herkesin cenaze namazı kılınır. Kimin gerçekte münafık olduğunu bilmek peygamberimize ve onun sır kâtibi olan Huzeyfe b. Yeman’a (ra) hastır. Bu nedenle Hz. Ömer (ra) Ebu Huzeyfe’yi (ra) takip eder ve onun katılmadığı cenazeye katılmaz ve namazını kılmazdı.    

İkincisi, “Amelî Nifak”tır. Bu sınıfa dâhil olanlar ise kalpleriyle de inanmış oldukları halde nefis ve şeytanın aldatmasından kendilerini kurtaramayan ve büyük günahlara giren müslümanlardır ki bunlar yaptıklarına pişman olmadıkları, tövbe etmedikleri ve ısrarla günahlara devam ettikleri sürece kalplerindeki imanın yok olması ve nifaka düşme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Bu nedenle yüce Allah “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne iman edin” (Nisa, 4:136) buyurarak imanlarını güçlendirmeyi emretmiştir. Peygamberimiz (sav) de “Lâ ilâhe illallah diyerek imanınızı yenileyiniz” (Müsned-i Ahmed, 2:359; Münziri, Tergüb, 2:415) ferman etmişlerdir.

Peygamberimiz (sav) günahlara devam etmenin, namazı ve farzları terk etmenin kalpteki imanı nifaka dönüştürme tehlikesine karşı ümmetini ikaz etmiş ve münafıkların alametlerini sayarak bunlardan kaçınmamız gerektiğini haber vermiştir. Bu meyanda en önemli ve mütavatir hadis şudur:  “Münafıkların alameti üçtür: Konuştukları zaman yalan söylerler, söz verdikleri zaman sözlerinde durmazlar, kendilerine verilen emanetlere ihanet ederler.” (Tirmizi, İman, 14) Peygamberimiz (sav) bu gibi günahların nifak alameti olduğunu beyan buyurmuşlar ve bu gibi günahlara devam etmekten ümmetini sakındırmıştır.

Münafıkların Alametleri:
İtikadî bakımdan münafıkların imanı yoktur. Bununla beraber menfaati gereği müslümanların içinde bulunduğu için müslümanca yaşar ve Müslüman muamelesi görür. Ancak kalbinde imanı olmadığı için yapmış olduğu ibadet ve iyiliklerinden ahirette istifade edemez ve sevap olarak amel defterine yazılmaz. Bilakis yaptığı bütün ibadetleri ve hayırları amel defterine riya ve süm’a olarak yazılır ve günahlarını artırmaktan başka bir şeye yaramaz.

İtikadi bakımdan nifak alametleri şunlardır:
1. Kalpleri tezebzüb içindedir:
İman ile küfür arasında gidip-gelip bocalarlar. Yüce Allah onların iman ile küfür arasında bocaladıklarını ne iman ettiklerini ve ne de küfürlerini açıkça ilan etmekten çekindiklerini açıklamaktadır. Güya bu şekilde Allah’ı aldatacaklarını sanırlar, gerçekte ise kendilerini aldatırlar. (Nisa, 4:143) Peygamberimiz (sav) de “Münafık iki sürü arasında gidip gelen koyun gibidir. Bir ötekine gider bir berikine. Hangisine tabi olacağını bilemez” (Müslim, Münafıkûn, 16; Nesai, İman, 31) buyurur.

2. Kalplerinde maraz vardır: Maraz, iman zafiyetinden kaynaklanan şek, şüphe, nifak ve kibir, gurur, riya, haset gibi hastalıklardır. Fahrettin-i Razi’ye göre bu maraz “kalbin haktan kopması ve hakka karşı gevşek davranmasındandır.” (Tefsir-i Kebir, 2:75)  Yine maraz, cehalet, korkaklık, cimrilik, nifak gibi bedenin ve aklın sağlam çalışmasını engelleyen hastalıklardır ki bu hastalık sonucu kişi ahiret hayatını elde etmeye yarayan bedenini ve duygularını beylik ve efendilikten çıkarıp dünyayı elde etmeye çalışan ameleye çevirir. Yüce Allah bütün bu hususları “Onların kalplerinde maraz vardır” (Bakara, 2:10) ayeti ile ifade eder. Tabii ki bu hastalığın kökü Allah’ı ve ahireti kalben inkâr etmelerinden kaynaklanmaktadır. Kalbine böyle bir hastalık giren birisi basit bir muhalefetle işe başlar ve her adımında yanlışa ve dalalete dalarak devam ettiği için muhalefeti ve düşmanlığı dine ve imana kadar genişler ve tam bir düşman olur.

3. Münafıklar dinin bir tarafını tutarlar: Münafıklar kalplerindeki muhalefet hastalığından dolayı işlerine geldiği gibi dinin bir tarafından tutarlar. Şayet kendi kafasına ve düşüncesine göre kendisine bir hayır geleceğini düşünürse onu yapar, Şayet maddi bir zarar görecek olsa ondan geri döner. Kendi aklını üstad ve nefsinin arzularını rehber edindiği için dünyada da ahirette de hüsrana uğramıştır. (Hac, 22:11) Münafıklar bu halleriyle iki düzeyin kesiştiği en uç noktasındadırlar. Dengesiz oturmaya çalışırlar. Kendilerini esen rüzgârlara göre ayarlamışlardır. Hangi taraftan kuvvetli bir rüzgâr eserse o tarafa yönelirler. Ordunun en kenârındaki askere benzerler. Mağlubiyet durumu söz konusu olursa hemen firar eder, zafer kazanacak olursa hemen orduya döner ve ganimet toplamaya başlarlar. Bu halleriyle hizmetten kaçmakta ve ücreti kapmakta mahirdirler. Bu durumlarını da akıllılık olarak görür ve bununla övünürler. Ekmedikleri yerden biçmeyi, çalışmadan kazanmayı, başkalarının emeklerini sömürmeyi marifet kabu
l ederler.

4. Münafıklar önce inanmışlar, sonra bu imanlarına ihanet etmişlerdir: Yüce Allah onların bu durumunu “Onlar hidayetten dalalete düşmüşler ve dönüş yolunu da bulamamışlardır. Akılları şaşmış ve kalpleri kararmış oldukları için de onlar iman hakikatlerini anlamaz olmuşlardır.” (Münafıkûn, 63:3) Onlar yüksekten düşmüşler ve incinmişlerdir. Önce inanmış, sonra inançlarından şüpheye düşerek küfre yeniden döndükleri için de yağ gibi bozulmuşlardır. Malumdur ki süt bozulursa yoğurt yapılır ve yenir, ama yağ bozulursa acılaşır ve zehir olur, daha istifade edilmez. Bu nedenle mürted olanlar imandan sonra inkârlarını açıkladıkları için hakk-ı hayatı yoktur; ama münafıklar bunu da gizledikleri için Müslüman bilinir ve yeryüzünde her nevi fitne fesada alet olurlar. Bu nedenle bütün fitne ve anarşi bu gibi münafıkların başının altından çıkar. Kur’ân-ı Kerim onların bu halini şöyle beyan eder: “Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardır. Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler. Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer. Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.” (Bakara, 2: 17-19)

5. Münafıklar imandan yoksundurlar: Münafıklar dinden ve imandan şüphe içinde oldukları için imanları onları terk etmiştir. Zira iman şüphe kabul etmez. Şüphe kalbe girdiği zaman hemen onu bir bilene sorarak gidermediği zaman iman nuru o kalbi terk eder ve o kişi küfür karanlığında kalır. İman ışığından yoksun olduğu için de hiçbir şeyi görmeyen körler gibi iman hakikatlerinden hiçbirini anlamaz ve ateş böceği gibi güneşin ışığından mahrum kalarak kafa feneri ile her şeyi anlamak isterler, yanlış yorumlarlar ve anlayamazlar. Yüce Allah onların durumlarını şöyle ifade eder: “Onları gördüğünüz zaman gövdeleri, kalıpları, elbiseleri, akıllıca konuşmaları ve bilgileriyle kendilerine hayran kalırsınız. Konuştukları zaman sözlerini hayranlıkla dinlersiniz. Hâlbuki onlar duvara yaslanmış keresteler ve güzel biçilmiş odunlar gibidirler. Korkaktırlar ve her gürültüyü kendi aleyhlerine zannederler. Bunlardan sakının.” (Münafıkun, 63:4) Oların kofluk arz eden ihtişamları ve kibr-u azamete bürünmüşleri onları bu hale getirmiştir.

6. Münafıklar kendilerini imanlı kabul ettiklerinden dolayı gerçek imandan imtina ederler: Yüce Allah onların bu durumunu şöyle hikâye eder. “Onlara siz de insanların inandığı gibi inanın’ denilince ‘o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız’ diye imtina ederler. Gerçekte ise asıl beyinsiz kendileridir.” (Bakara, 2:13) Burada ifade edilen “sefihlik” ne yaptığını bilmemek, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, hayırlı olanı hayırsızdan tefrik edememektir. Aklın tutulması veya sulanması sebebiyle temyiz, yani ayırma gücünü yitirmesidir. Neden münafıklar sefih, yani beyinsizdirler?

Çünkü:
a. Delillerden yüzlerini çeviren ve delillerle inananlara beyinsiz diyenlerin asıl kendileri beyinsizdir. Zira iman delillere dayanır. Körü körüne iman ancak taassubu netice veren batıl inançlarda bulunur. Alel-amya, körü körüne inanmak batıl itikat ve mezheplerin doğmasına sebeptir.

b. Dünya menfaati için dini kullanmaya çalışan elbette beyinsiz ve sefihtir. Zira “şems-i sermedi berk-i zaile” yani, daimi güneşi bir anlık şimşeğe tercih eden elbette sefihtir, yani beyinsizdir.

c. İki cihanın saadetini insanlığa ders veren ve her sözünde fiilinde binler hikmet ve hakikat ve menfaat bulunan, Allah’ın ahlakını Kur’ân-ı kerimde övdüğü, ‘Âlemlere rahmet olarak’ gönderdiğini ifade ettiği Hz. Muhammed’e (as) uymayan, sünnetine ve şeriatına aykırı bid’atlar çıkartan ve peygambere düşmanlık yapanlar elbette beyinsiz ve sefihtirler. (F. Razi, Tefsir-i Kebir, 2:79) Bu hususu da yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde şöyle anlatır: “Onlara ‘Gelin Allah’ın peygamberi sizin için mağfiret dilesin ve günahlarınızın affı için Allah’a dua etsin’ denildiği zaman onlar büyüklük taslayarak başlarını çevirirler.” (Münafıkun, 63:5)


Etiketler:  Nifak Münafık İtikadi Nifak Ameli Nifak Münafıkların Alametleri
 
< Önceki   Sonraki >