| ÖLÜMÜN MAHİYETİ |
|
|
|
| Cuma, 01 Şubat 2008 | |
M. Ali KAYA Ölüm hayat gibi mükemmel bir yaratılışla bir başka âleme doğmaktır. Kabir ise ebediyet yurdu olan ahirete giriş kapısıdır. Nasıl ki insanın doğumu mükemmel bir hadise olup Allah’ın kudreti ile gerçekleşir. Ölüm de öyledir. Bunun için Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Hanginiz daha güzel amellerde bulunacak diye hayatı ve ölümü yaratan Allah’tır” buyurarak ölümün de hayat gibi mükemmel bir olay olduğunu bize bildirmiştir. Bediüzzaman hazretleri bu ayetin yorumunu şöyle yapmaktadır: “Mevt dahi hayat gibi bir mahlûktur. Hem bir nimettir; vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır. Bir tahvil-i vücuttur. Hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebde’dir. Bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir.” Her insanın dünyada yaşayacağı belli bir zamanı vardır. Bunlar Allah tarafından planlanmış ve kader dediğimiz plan ve programa göre belirlenmiştir. Biz buna “ömür” diyoruz. Her insanın ömrü planlanan süre içerisinde devam eder. Ömrü ve rızkı bittiği, sayılı dakikaları tükendiği zaman ruhu bedeninden ayrılır. İnsan ömrünün bitmesine “ecel” adını veriyoruz. Eceli gelmeyen ve sayılı dakikaları tükenmeyen hiçbir canlı ölmez. Ölüm için hastalık, yaşlılık ve kaza gibi sebepler gerekmez. Ancak genellikle yüce Allah ölümü bu sebeplerden birine bağlamıştır ki ölümün gerçek yüzünü bilmeyen ve göremeyen gafil insanlar itirazlarını bu sebeplere yönlendirerek Azrail’i (as) ve yüce Allah’ı suçlamasınlar. Diğer bir hikmeti ise, hastalıklar, musibetler ve kazalar insanları tedbir almaya, akıllı davranmaya sevk eder. Ayrıca insanların aralarında çeşitli meslekler ve çare bulucular ile karşılıklı saygı ve sevgi içerisinde ihtiyaçlarını giderirler ve geçim vasıtası yaparlar. Sosyal hayat uyum içinde böylece devam eder gider. Ölüm, yok olmak, hiçliğe, fenaya gitmek değildir. Hayatın sönmesi de değildir. Hayat ruha bağlı olduğu için, ruh ölmedikçe hayat devam eder. Ölüm, fani dünyadan baki ve ebedi olan ahiret hayatına başlamaktır. Yeni bir doğumdur. Dünyanın ağır ve sıkıntılı hayatından kurtularak hiçbir sıkıntı ve hastalığın olmadığı cennete gitmektir. Ölüm, dünyadan ayrılmış tüm dostlara ve sevgililere kavuşmaktır. Yüzde doksan dokuz ahbabın toplandığı kabir âlemine geçmektir. Bu sebeplerden dolayıdır ki ölüm tesadüfî bir olay olmayıp Allah’ın kudreti ve iradesi ile vuku bulan önemli bir hadisedir. Doğum nasıl ki mükemmel bir hadisedir. Bir çocuğun dünya hayatına başlamasıdır. Aynı şekilde ölüm de ahiret hayatına, ebedi bir hayata başlamaktır ve yeni bir doğumdur. Dolayısıyla Allah’ın takdiri, kaderine yazması ve kudreti ile vukua gelen önemli ve mucizevî bir olaydır. Bütün bu sebeplerden dolayı Allah eceli ve ölümü kader olarak yazmıştır. Şayet kader olarak yazıp planlamamış olsaydı kimin ne zaman doğacağı, kiminle evleneceği, ne kadar çocuklarının olacağı, onlarının tümünün rızıkları bilinemez ve dünya hayatı karmaşa içinde kalırdı. Allah her şeyi planlayarak bu karmaşanın önünü almış, rahmetini, hikmetini ve adaletini göstermiştir. En basitinden insanların tümünün üzerinde bir düzenleyici ve planlayıcı olmazsa canlılar arasında erkek-dişi dengesi korunamazdı. Doğumların çoğunun erkek veya dişi olduğunu düşünürsek işin içinden çıkamayız. Hayatı veren yüce Allah olduğu gibi, hayatın bitmesi demek olan ölümü veren de yüce Allah’tır. Hayatı vermek yeterli değildir. Hayatın devamı için hayata lazım olan bütün ihtiyaçları da karşılaması gerekir ki hayat devam etsin. Bu ise ancak Allah’ın kudreti ile olur. Yüce Allah bunun için Kur’an-ı Kerimde “Hanginiz daha hayırlı amel işleyecek diye sizi denemek için hayatı ve ölümü yaratan Allah’tır” buyurarak ölümün de hayat gibi Allah’ın kudreti ile olduğunu ifade eder. En basit hayat olan bitkilerin toprak altında ölümleri, yeni bir sümbül hayatının başlangıcı olduğu bilinen bir husustur. Tohumlar, çekirdekler toprak altına atıldıkları zaman önce çürür ve kokuşurlar; ama bu onların yeni ve daha mükemmel bir hayata başlamaları için gereklidir. Aynen bunun gibi, insanın toprak altında çürümesi ahirette yeniden dirilmesi için yeni bir ameliyeden geçmesi demektir. En basit bir hayata mazhar olan bitkilerin ölümü yok olmak değilse, en yüksek tabakadaki insanın ölümü elbette yok olmak olmamalıdır ve değildir. Ama ne var ki, bitkilerin yeniden canlanması için kışın üzerinden geçmesi gerektiği gibi, insanın da yeniden dirilmesi için kıyamet kışının geçmesi gerekmektedir. Bütün bunlardan dolayı ölüm yok olmak değildir. Geçici ve sıkıntılı olan dünya hayatından sonsuz ve sıkıntısız olan ahiret hayatına geçiştir. Allah’a karşı görevini yapanlar için ölüm, daha mükemmel bir hayata kavuşmak için bir vasıtadır ve kabir de o nurânî âleme açılan bir kapıdır. Etiketler: Ölüm Hayat Ölümün Mahiyeti Hastalık Yaşlılık Ecel Azrail |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|