| ÖNCE İMAN EĞİTİMİ |
|
|
|
| Çarşamba, 06 Şubat 2008 | |
|
M. Ali KAYA
İman esasları olan ve “Âmentü” ile özetlenen hakikatleri anlayacağı dille, seviyesine uygun olarak anlatmak her anne ve babanın asıl vazifeleri arasındadır. Dini öğretmek ona imanı anlatmak ve bu konuda ister-istemez soracağı sorulara aklının alacağı şekilde cevaplar vermekten ibarettir. İmanı özümseyen birinin inancına aykırı hareket etmesi düşünülemez. Her insan inandığı gibi yaşar ve inancının gereğini yerine getirmekten şeref duyar. Sıkıntı inancın doğru olmamasından kaynaklanır.
İman eğitimi din eğitiminin başı ve temeli olduğu için peygamberimiz (sav) kendisine gelen gençlere mutlaka önce imana ait bilgileri verir, sonra ibadete taalluk eden hususlara onları teşvik ederdi. Nitekim sahabelerden Cündüp bin Abdullah (ra) der ki: “Biz ergenlik çağına yaklaşmış bir gurup genç ile beraber Resulullah (sav) in huzuruna geldik. Bize Kur’anı öğretmesini istedik. O da bize Kur’an-ı Kerimi öğretmeden önce imanı öğretti. İman ile ilgili bilgileri ders verdi. Allah’ın varlığını, kudretini, ilmini, iradesini ve insanı yaratılış amacını öğrettikten sonra Kur’anı öğretti. Bundan sonra biz Kur’an okudukça imanımız daha da güçlendi ve inkişaf etti.” Bu hadis-i şerif bize imanı öğrenmenin önemini anlatmaktadır. Bundan dolayı önce imanı öğretmek sonra İslam konusunda iman ile bağlantılı olarak bilgi vermek tâlim ve terbiye, eğitim ve öğretim metodu açısından takip edilecek en doğru yoldur. Peygamberimizin (sav) bu husustaki sünneti budur. Din demek iman demektir. İmandan sonra imanın gereği ve tezahürü olan ibadet ve imandan kaynaklanan ahlak kişiyi cehennemden uzaklaştırarak Allah’a yaklaştırır. İman sağlam olmazsa ibadette gevşeklik ve ahlakta bozukluk ortaya çıkar. İmanda az bir zafiyet ibadette ve ahlakta büyük sıkıntılara sebeptir. Bunun için Bediüzzaman “Ben bütün mesaimi iman üzerine teksif etmiş bulunuyorum” demiştir. İman şüphesiz tasdik demektir. Bunun için şüphe imanı yok eder. İmanlı birisinin imanı sevmesi ve küfürden nefret etmesi gerekir. Yüce Allah “Allah size imanı sevdirdi ve onun ile kalplerinizi süsledi. Küfrü, fıskı ve isyanı ise çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır” buyurur. İmanın gereği Allah’ı sevmek ve Allah’ın düşmanlarına da düşman olmaktır. Allah düşmanlarına sevgi ve muhabbetle beraber Allah sevgisi bir kalpte bulunmaz. Bu eşyanın tabiatına zıt ve muhal bir durumdur. Peygamberimizin (sav) yolundan giden Bediüzzaman hazretlerinin “mesaisini iman üzere teksif etmesinin” sebebi budur. Din demek iman demektir. Dini bilgiler iman için yeterli değildir. Böyle olsaydı İslam dini konusunda eserler yazan ve peygamberimizin hayatını inceleyen sair dine mensup olanları da müslüman olurlardı. Hâlbuki bu dini bilgiler onların müslüman olmasına yetmemektedir. Çünkü din demek iman demektir. İmana dair bilgileri kabul ederek öğrenmeyen kimse sadece “Din Kültürü” edinmiş olur. Bu da inanmak için yeterli olmaz. Buradan yola çıktığımız zaman ehl-i küfür ve ehl-i dalaletin “Bediüzzaman’ın Risale-i Nur” eserlerini yasaklamaya çalışmaları, diğer dini bilgileri veren kitapları da neşretmeye çalışmalarının da sırrı anlaşılmaktadır. Peygamberimiz (sav) sahabelerine dünyanın son zamanlarından bahsederken şöyle buyurdular: “Ahir zamanın dehşetli zamanında ümmetimden öyle bir cemaat bulunur ki onlar deccal ile mücadele ederler. İmanlarından dolayı pek çok sıkıntı çektikleri halde taviz vermezler. Çektikleri sıkıntılarından dolayı nerede ise peygamberlerin derecesine yükselirler. Allah kendilerine nimet verdiği halde onlar açlığı tercih ederler. Allah’tan başkasına ümit bağlamazlar. Ahirette verecekleri hesap korkusu ile harama yaklaşmadıkları gibi helal olanı da terk ederler. Bedenleri ile insanların içinde yaşadıkları halde kalben Allah ile beraberdirler. Mecbur kaldıkları için dünya ile ilgilenirler. Ne mutlu onlara! Ne mutlu onlara!” Ebu Hureyre (ra) “Ya Resulallah! Onların vasıflarından biraz daha bahsedin ki biz de onlara uyalım” demesi üzerine peygamberimiz (sav) devam ettiler: “İnsanlar çekindikleri zaman onlar çekinmezler, korktukları zaman korkmazlar. Her yerde hakkı ve sabrı tavsiye etmeye devam ederler. Allah yeryüzüne azap edeceği zaman onlara nazar eder de azabı derhal geri alır. Bunun için Ya Ebu Hureyre sen onların yolu ve ameli üzere bulun. Onlara karşı gelenler hesap gününde verecekleri hesabın dehşetinden titreyeceklerdir” buyurdular. Sahabelerin ahir zamanla ilgili daha fazla bilgi vermelerini istemeleri üzerine peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular: “Öyle bir zaman gelecek ki sünnetim terk edilecek ve bidalar yayılacaktır. O günde benim sünnetime bağlı kalan yalnız kalır. Bid’alara dalanlar ise bir anda elliden fazla arkadaş bulabilir. O zamanda dinlerini muhafaza etmek zorlaşır da dini yaşamak avuçta kor tutmaya benzer. Bırakırsan söner, tutarsan yakar. Tuzun suda eridiği gibi kalpleri erir. İçin için yanarlar” buyurdu. Peygamberimiz (sav) daha sonra ahretten bahsetti. Şöyle buyurdu: “O gün öyle dehşetli bir gündür ki insanların binden biri cennete seçilir, dokuz yüz doksan dokuzu cehenneme gidecektir. Allah’ın azabının şiddetinden ve mahşerin dehşetinden insanları sarhoş gibi görürsünüz. Hâlbuki onlar sarhoş değillerdir.” Sonra peygamberimiz (sav) şu ayeti okudu: “Ey İman edenler! Allah’tan nasıl korkmanız gerekiyorsa öyle korkun! Sakın sizler müslüman olmaktan başka bir şekilde can vermemeye gayret edin!” Etiketler: İman Önce İman Eğitim İman Eğitimi Din Peygamberimiz Sahabeler |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|