|
M. Ali KAYA
Peygamberimizin (sav) davasını “Lâ ilâhe İllallah” cümlesi ile özetlemek mümkündür. Bu cümle ise “Tevhit” hakikatinin adıdır. Tevhidin ifadesi “ Lâ İlahe İllallah” kemle-i tevhidi ile ifadesini bulur.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri peygamberimiz bu davasının tüm peygamberlerin ortak davası olduğunu ve kemalini peygamberimiz ile bulduğunu ifade etmekte ve “Rabbimizi bize tarif eden üç büyük külli muarrif vardır. Birisi şu kitab-ı kâinattır, İkincisi şu kitab-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü'l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Üçüncüsü de Kur'ân-ı Azîmüşşandır” demektedir.
Peygamberimizin (sav) davasını da şöyle ifade eder: “O bürhanın şahs-ı mânevisine bak. Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri; bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, herbir dâvâsını, mucizatlarına istinat eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Zira, o “Lâ ilâhe illâllah” der, dâvâ eder. Bütün sağ ve sol, yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nuranî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile, mânen Sadakte ve bilhakkı natakte derler.” (Sözler, 2004, s. 371)
Yüce Allah peygamberimizi (sav) Allah’ın birliğini ilan etmek, savunmak ve ispat etmek için insanlığa görevlendirmiştir. Diğer bütün dine ait hususlar bu temel inanç üzerine bina edilirler. Nitekim peygamberimiz (sav) elçileri ile devlet başkanlarına gönderdiği tebliğ ve davet mektuplarında önce imana davet etmiştir. Örnek olarak Gassan Kralı Ebu Şemir’e gönderdiği mektuba bakarsak bunu apaçık görmek mümkündür. Bu mektubunda peygamberimiz (sav) şu ifadelere yer verir: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; Allah’ın Resulü Muhammed’den, Haris b. Ebi Şemir’e; Allah’ın selamı, hidayet yoluna girmiş bulunan, Allah’a inanan ve bunu ikrar edenin üzerine olsun. Buna göre senin mülkünün senin elinde kalması için, hiçbir şeriki ve ortağı olmayan, bir ve teklik sıfatında olan Allah’a inanmaya seni davet ederim.” (M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-Siyasiyye, no: 37)
Allah’ın birliği kabul edildikten sonra insanın niçin yaratıldığı problemine çare bulmak kalır ki bu da “Allah’ın sevgisini kazanmak ve bu sayede ebedi olarak cennete gitmektir.” Allah’ın sevgisini kazanmanın yolu da Allah’ın “Bunun gibi olun” diye insanlığa hüsn-ü misal ve numune-i imtisal olarak gönderilen peygamberin (Kalem, 68:4) iman, ibadet ve ahlakına uymakla mümkündür. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı kerimde “Allah’ı seviyorsanız Allah’ın sevdiği zata benzemelisiniz. Şayet habibullah olan zata benzemezseniz ve onun yolundan gitmezseniz Allah’a olan sevginiz yalandır” (Âl-i İmran, 3:31) buyurmaktadır.
Allah’ı tanıyan elbette ona itaat edecektir. İtaat yolları içinde en makbulü, en istikametlisi, en doğrusu ve en kısası şüphesiz “Habibullah” yani “Allah’ın sevgilisi” olarak bilinen peygamberimizin takip ettiği yolu, yani sünnetidir. Bunun içindir ki kullarını seven ve şefkat ve merhametle kullarına yaklaşan yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’a itaat peygambere itaat etmekle olur. Peygambere itaat Allah’a itaattir.” (Nisa, 4:80) “Ey iman edenler! Allah’a ve peygamberine itaat edin” (Nisa, 4:13 ) buyurarak peygambere uymayı pek çok ayetlerinde emir ve ferman buyurmaktadır.
Peygamberin Kur’an ahlakı (Hz. Aişe (ra)) olarak isimlendirdiği güzel ahlak “Sünnet-i Seniyesi”dir. Sünnet-i Seniyyeyi terk eden edebi de ahlakı da terk etmiş ve kendi aklı fa kafasından uydurduğu heva ve hevesin eseri olan “Bid’a ve dalalet”e düşmüş olur.
Sonuç olarak “İman” peygamberimizin (sav) tebliğ etmiş olduğu iman esaslarıdır. “İslam” olarak yaşanan Allah’ın emir ve yasakları da peygamberimizin (sav) yaşayarak bizlere örnek olduğu “Sünnet-i Seniyye”sidir. Sünneti terk eden İslamı terk etmiş olur.
Etiketler: Peygamberimizin Davası Dava Peygamberimiz Tevhit Kur'ân-ı Azîmüşşan Lâ İlahe İllallah |