Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Peygamberimizin Kaysere Mektubu
Advertisement
Peygamberimizin Kaysere Mektubu PDF Yazdır E-posta
Pazar, 21 Mart 2010
M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) Dıhye b. Halife el-Kelbî’ye (ra) bir mektup vererek Rum Kayseri Herakliyus’a gönderdi. Dıhye (ra) Rumcayı çok iyi bilen, diplomasiyi iyi kullanan ve Kostantinopolis / İstanbul’a ticaret amacı ile çok sık giden bir sahabeydi. Peygamberimizin (sav) Herakliyus’a gönderdiği mektup şu mealdeydi: “Bismillahirrahmanirrahîm! Muhammed Resulullah’dan Rum’ların büyüğü Hirakle! Hidayet yoluna girenlere selam olsun. Bundan sonra Ey rum milletinin büyüğü! Seni İslam’a davet ediyorum… Müslüman ol ki selâmette bulunasın. Müslüman ol ki Allah mükâfatını iki kat versin. Şayet bu davetimi kabul etmezsen, yoksul çiftçilerin ve bütün tebaanın günahı senin boynunadır. Sana Allah'ın şu kelâmını hatırlatırım: “De ki: Ey Ehl-i Kitap olan Hırıstiyan ve Yahudiler! Sizinle bizim aramızda müşterek olan kelimeye gelin! Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim. Ona hiçbir şeyi şirk koşmayalım. Allah’ı bırakıp ta birbirimize kendimize rab edinmeyelim. Eğer onlar yüz çevirirlerse siz deyin ki biz Allah’a teslim olan Müslümanlardanız.” 
 

Dıhye (ra) peygamberimizin (sav) mektubunu Herakliyus’a ulaştırdı. Herakliyus mektubu okudu, sarsıldı ve terlemeye başladı. Mektubu öpüp başına koyduktan sonra “Süleyman peygamberden sonra böyle ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diye başlayan bir mektup görmedim” dedi. Sonra Dıhye’ye dönerek “Siz rahatınıza bakın. Ben sizi daha sonra huzuruma alırım” dedi ve elçiyi gönderdikten sonra araştırmaya karar verdi.

Yanındaki vezirlerine “Peygamber olduğunu söyleyen şu kişinin kavminden birini bana bulmanızı istiyorum” dedi. Bu sırada ticaret amacıyla Mekke’den gelen ve Ebu Süfyan’ın liderliğini yaptığı bir kervan orada bulunuyordu. Hirakl’ın adamları gittiler araştırdılar ve Ebu Süfyan’ı arkadaşlarıyla alıp Kayserin huzuruna getirdiler.”

Hirakl tercüman aracılığıyla sordu ve Ebu Süfyan cevap verdi:
Hirakl:
- Peygamber olduğunu söyleyen bu zata neseben en yakın olanınız kimdir.
Ebu Süfyan:
- Neseben en yakın olanı benim.
Sonra Ebu Süfyanı öne geçirdi ve oturttu. Diğerlerini arkasına oturttu ve “Ben bu adama soracağım, yalan söylerse siz onu tekzib edin” dedi.  Sorularını sıralamaya başladı:
- İçinizde nesebi nasıldır?
- İçimizde neseben en şerefli olanı O’dur.
- Ecdadı içinde bir melik var mıdır?
- Hayır, yoktur.
- Peygamberliğinden önce onu yalancılıkla itham ettiğiniz oldu mu?
- Hayır, Vallahi biz onu “Muhammedü’l-Emin” olarak isimlendirdik.
- Ona kimler tabi oluyor? Halkın ileri gelenleri mi, fakirleri ve yoksulları mı?
- Daha çok halkın zayıf ve fakirleri...
- Ona uyanlar artıyor mu azalıyor mu?
- Eksilmiyor, bilakis artıyor.
- Onlar onun dinine girdikten sonra beğenmeyip ayrılan oluyor mu?
- Hayır, yoktur, bilakis onun dini için hayatlarını feda ediyorlar.
- Kendisinin hiç sözünde durmadığı ve ahdini bozduğu oluyor mu?
- Hayır, vaki olmuyor. Ancak biz şimdi kendisi ile bir müddet savaşı bırakmak üzere anlaşmış bulunuyoruz. Bu müddet içinde ne yapacağını bilmiyoruz.”
- Onunla hiç savaştınız mı?
- Evet, savaştık.
- Yaptığınız savaşlar nasıl sonuçlandı?
- Savaş aramızda nöbetleşe oluyor, bazen o bize galip geliyor, bazen biz ona galip geliyoruz.
- Sizden daha önce peygamberlik iddia eden birini var mıydı?
- Hayır, daha önce Araplardan peygamberlik iddia eden birisi çıkmamıştır.
- O sizlere neyi emretmektedir?
- Yalnız bir olan Allah’a ibadet etmemizi istemekte ve ona hiçbir şeyi şirk koşmamayı emretmektedir. Atalarımızın taptığı şeylerden bizi nehyediyor. Namaz kılmayı, doğru olmayı, kimsesiz ve fakir olanlara sadaka vermeyi, haramlardan sakınmayı, ahdinde durmayı, emâneti sahibine vermeyi, akrabalarla ilgilenerek onları görüp gözetmeyi emretmektedir.”

Ebu Süfyan “arkamdakilerin beni tekzip etmeyeceğinden korkmasaydım bunlara bazı şeyler ilave edecektim, ama korkumdan her şeyi olduğu gibi söyledim” demiştir.

Bütün bunlardan sonra Herkaliyus şöyle dedi: “Nesebini sordum, içinizde en yüksek nesebe malik olduğunu söyledin. Peygamberler de kavmin en soylularından gönderilirler. Atalarından melik gelip gelmediğini sordum. Sen ‘Hayır yok’ dedin. Şayet atalarından melik olsaydı bu babalarının mülkünü geri almak isteyen biridir diye hükmederdim. Ben ona kimlerin tabi olduğunu sordum. Sen zayıfları dedin. Peygamberlere de genellikle zayıflar uyarlar. Ben içinizde daha önce peygamberlik iddia eden birisi var mı dedim. Sen “Hayır, yok” dedin. Şayet önce böyle biri olsaydı o da ona özenmiş olabilir diyecektim. Ben onun daha önce yalanına şahit oldunuz mu diye sordum. Siz “Hayır” dediniz. Ben ise kesinlikle biliyorum ki insanlara yalan söylemeyen, Allah’a karşı yalan söylemez, söyleyemez. Ben “Dinine girenlerin dinini beğenmeyerek dinlerinden dönüp dönmediklerini sordum. Siz hayır dönmüyorlar dediniz. İman da böyledir. İman kalbe yerleşince kalbi rahatlatır ve huzura kavuşturur. Ben ona inananlar artıyor mu dedim. Siz evet dediniz. İman keyfiyeti tamamlanana kadar hep böyle devam eder. Siz onlarla savaştınız mı ve sonucu nasıl oluyor diye sordum. Siz nöbetleşe, bazen onlar, bazen biz galip geliyoruz dediniz. Diğer peygamberler de de böyle olmuştur. Sonuçta zafer peygamberlerin olur. Ben ahdini bozar mı dedim. Siz sözünde durmamazlık etmez dediniz. Peygamberlerin hali budur. Asla sözlerinde durmamazlık etmezler. Ben onlar size neyi emrediyor dedim. Siz de bir olan Allah’a ibadet etmemizi, akrabalık haklarını gözetmemizi ve Allah’a şirk koşmamayı emrettiğinizi söylediniz. Zaten peygamberler insanları bir olan Allah’a iman ve ibadete davet ederler. Akrabalık haklarına riayeti emrederler. Bu anlattıklarınız gerçek peygamberlerin vasıflarıdır.

Şayet bu söyledikleriniz doğru ise şüphe yok o gerçek bir peygamberdir. Zaten ben bir peygamberin gelmesini bekliyordum; ancak bunun sizin içinizden çıkacağını asla tahmin etmezdim” dedi.

Sonra şöyle dedi: “Eğer onun yanına gitmem mümkün olsaydı kendisiyle görüşmek için her zahmete katlanırdım. Yanında olsaydım ona hizmet eder ve ayaklarını yıkardım. Yemin ederek ve inanarak söylüyorum ki onun saltanatı yakında şu ayağımın altındaki yerlere hakim ve hükümran olacaktır.”

Daha sonra Herakliyus Arapları huzurundan çıkardı ve onlara çok iyi davranmalarını istedi. Ebu Süfyan ise dışarı çıkınca arkadaşlarına “İbn-i Ebi Kebşe’nin  işi gerçekten gittikçe büyüyor. Görüyorum ki Benî Asfar hükümdarı bile ondan korkuyor” dedi.

Herkaliyus beklenen peygamberim Arabistan’dan çıkan Hz. Muhammed (as) olduğuna şüphesiz inandığını bu ifadelerinden ve açıklamalarından anlıyoruz. Daha sonra vezirlerini ve keşişlerini toplayarak “Geliniz Arabistan’dan çıkan ve İncil’in Ahmed isminde insanlığa huzur ve saadet getiren bir peygamber çıkacak dediği zat bu olmalı. Buna inananrak İsâ’nın müjdesini biz tasdik edelim. Dünya ve ahrette huzura erelim” demiştir. Ancak meclisten itirazlar yükselmiş ve destek bulamamıştır. Bunun üzerine “Ben sizleri buraya denemek için çağırmıştım. Siz gerçekten dininize ve inancınıza sadıkmışsınız. Bunu ispat ettiniz” diye durumu geçistirmiştir.

Bunun üzerine Herakliyus saltanatını düşünerek imanını gizlemiştir. 

Hz. Dıhye’nin Rum Papası olan Uskuf Dağatır’a Gitmesi:
Bizans imparatoru Herkaliyus peygamberimizin (sav) elçisini davet ederek Papa Uskuf Dağatır’a gitmesini söyler. Ayrıca kendisine hitaben de bir mektup verir. Hz. Dıhye mektubu alarak Dağatır’ın yanına gitti. Peygamberimiz (sav) de Dağatır’a verilmek üzere bir mektup yazmıştı. Peygamberimizin (sav) mektubu şu mealdeydi:

“Bismillahirrahmanirrahim.
İman edenlere selam olsun! Şüphesiz Meryemoğlu İsa, Allah'ın pâk ve temiz olan Meryem’e ilka ettiği Rûh’u ve Kelimesidir. Ben Allah'a ve Allah tarafından bize inzal edilene, İbrahim’e, İshak’a, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya ve İsâ’ya verilmiş olanlara ve bütün peygamberlere Rableri tarafından verilenlere inanırım. Biz onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyiz, hepsinin peygamberliğine inanırız. Biz Allah’a itâat eden Müslümanlarız. Hidayete tabi olanlara selam olsun.”

Dağatır’ın adamları Hiraklin mektubunu getirdiği için Dıhye’yi (ra) Dağatır ile görüştürdüler. Dağatır peygamberimizin (sav) mektubunu okudu. Sonra şöyle dedi: “Vallahi senin sahibin Allah tarafından gönderilmiş hak peygamberdir. Biz onun vasıflarını biliyoruz ve İncil’den tanıyoruz.”  Sonra kelime-i şahadet getirerek imanını izhar etti. Durumunu peygamberimize (sav) haber vermesini söyledi. Dıhye’yi (ra) yanında üç gün misafir etti ve ağarladı. Ondan islâmiyet ve ibadet konusunda bilgiler aldı. Kur’ân-ı Kerimden namaz kılacak kadar sureler ezberledi.

Daha sonra Uskuf Dağatır Pazar günü toplanan Kıssısler meclisine katılarak onlara nasihatlerde bulundu. Sonra bir dahaki Pazar gününe kadar evinden çıkmadı. Bir hafta sonraki toplantıya hazırlanmak için çalıştı. Toplantı zamanı gelince üzerindeki siyah papaz elbisesini ve Zünnar kuşağını çıkararak beyaz bir elbise giydi ve başına beyaz bir sarık sararak peygamberimizin (sav) sünneti üzere giyindi. Kilise’ye giderek nasihat ettiği makama geçti ve oturdu. Bütün papazlar ve onu dinlemeye gelen halk bu değişikliğe bir anlam veremeyerek şaşkınlık ve heyecanla onu dinlemek için kulak kesildiler. Kilisede çıt çıkmıyordu ve bir ölüm sessizliği hâkimdi.

Dağatır sakin ve cesur bir şekilde konuşmaya başladı. “Ey Hz. İsa’ya gönül veren imanlılar topluluğu! Bize İsa’nın gelmesini müjdelediği ve İncilde Ahmed olarak geçen “Faraklit”ten bir mektup geldi. Bizi hak dine Allah'ın birliğine imana davet ediyor. Sizler de biliyorsunuz ki Hz. İsa “Ben gideceğim, babama söyleyeceğim, size tesellici göndersin. Ben gitmezsem o gelmez” diyordu. İşte sizlere müjde Hz. İsâ’nın müjdelediği Faraklit ve tesellici, müjdeci peygamber geldi. Bizleri yalnız Allah’a inanmaya ve şirk koşmadan O’na ibadet etmeye davet ediyor. Ana-babaya ve akrabaya iyiliği emrediyor. Her türlü çirkin işleri yasaklıyor. Ben onun mektubunu aldım ve okudum. Elçisini dinledim ve onun hak peygamber olduğuna iman ettim. Bu imanımı da sizin huzurunuzda ikrar ediyorum. “Eşhedü en Lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü!” Gelin hep beraber ona iman edelim, dünyada ve ahrette saadet ve selameti bulalım. Aksi taktirde O’nun dini yakın zanda buralara da hakim ve hükümran olur, ama kaybeden biz oluruz. Dünyada hor ve hakir olduğumuz gibi, ayrın ahrette sevdiğimiz İsa (as) da bize değer vermez. Yüzümüze bakmaz ve Allah'ın azabına uğrarız” dedi.

Onun bu konuşmasını dinleyen papazlar “Sen bizim dinimize bu hakareti nasıl yaparsın ve ihanetini ne cesaretle böyle bir toplulukta açıklayarak bizim de dinimize ihaneti tklif edersin” dediler. Üzerine yürüdüler. Kürsüden aşağıya indirdiler ve öldürücü darbelerle onu şehit ettiler. 

Hz. Dıhyetü’l-Kelbî’nin Medine’ye Avdet Etmesi:
Hz. Dıhye (ra) daha sonra Herakliyus’un yanına tekrar uğrayarak Medine’ye döneceğini söyledi. Herakliyus da peygamberimize verilmek üzere bir nâme yazdı ve birçok hediye vererek Medine’ye yolcu etti. Yolda şakiler tarafından elindeki kıymetli malları alınan Dıhye (ra) Medine’ye sağ ve salim olarak yetişti ve peygamberimizin (sav) huzur-u saadetlerine çıktı. Başından geçen serencamı anlattıktan sonra Herakliyus’un nâmesini peygamberimize (sav) takdim etti.

Herkliyus peygamberimize (sav) yazdığı mektupta şöyle diyordu:
İsa’nın müjdelediği Allah'ın resulü Muhammed’e Rum hükümdarı Kayser Herakliyus tarafından… Elçin mektubunu bana iletti. Ben şahadet ederim ki Sen Allah'ın elçisisin. Biz senin vasıflarını yanımızdaki İncil’de yazılı bulmuştuk. İsa b. Meryem senin haberini bize vermiş ve müjdelemişti. Rumları sana imana davet ettim, ama onlar imtina edip yüz çevirdiler. Onlar beni dinlemiş olsalardı şüphesiz bu onlar için hayırlı olacaktı. Ben ise senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi ve ayaklarını yıkamayı ne kadar arzu ederdim.”
 
Peygamberimiz (sav) mektubu okuduktan sonra “Onlar benim mektubumu koruyarak sakladıkları sürece Allah onların saltanatını devam ettirecektir.”  Gerçekten de Herakliyus peygamberimizin (sav) mektubunu ipeğe sararak altın bir borunun içine koyarak sakladı. Nihayet bu mektup değerli eşyalar arasında nesilden nesile intikal ederek Ferdinand’ın oğlu Alfons’un Tuleytula üzerine sefer yaparak Endülüs’ün bir çok beldesini ele geçirene kadar korudular.

Üskuf Dağatır’ın başına gelenleri de öğrenen peygamberimiz (sav) göz yaşlarını tutamadı ve “O benim Habib-i Neccar’ımdır” buyurdular.


Etiketler:  Peygamberimizin Kaysere Mektubu İstanbul Rumların Büyüğü Rum Kayseri Dıhye Dağatır Herakliyus Ebu Süfyan
 
< Önceki   Sonraki >