|
Sayfa 3 Toplam: 3
Peygamberimize Has Özellikler:
İslam ordusunun Tebük’te bulunduğu zamanlarda peygamberimiz (sav) beş vakit namazı cemaatle kıldığı gibi kendisi de geceleri Teheccüt Namazını hiç aksatmadan kılmaya devam ediyordu. Teheccüt namazı ümmeti için nafile olmakla beraber peygamberimize Allah'ın emri ile nübüvvetin ilk yıllarından itibaren özel olarak farz kılınmıştı.
Bir gece peygamberimiz (sav) Teheccüt namazını kıldıktan sonra kendisi ile beraber namaz kılan ve kendisini bekleyen sahabelere dönerek şöyle buyurdu: “Daha önceki peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi. Birincisi, benden önceki peygamberler sadece kendi kavmine gönderilmişken Allah beni tüm insanlığa gönderdi. İkincisi, yeryüzü bana mescit kılındı. Ben ve ümmetim temiz toprak üzerinden istedikleri yerde namaz kılabilirler. Benden önceki ümmetler ise ancak mabetlerde ibadet edebilirlerdi. Üçüncüsü, Benden önceki peygamberlere helal olmayan ganimetler bana ve ümmetime helal kılındı. Dördüncüsü, Bana tüm insanlara şefaat makamı verildi. Beşincisi, Ben bir aylık mesafede olan düşmanlarımın kalpleirne korku salınmakla yardım olundum” buyurdular.
Yüce Allah'ın peygamberimize (sav) bu yardımından dolayıdır ki bir yalık medafede bulunanlar peygamberimizin (sav) haşmetinden ve kendilerine doğru geldiğini duyunca korkularından kaçacak delik ararlar ve karşısına çıkmaya cesaret edemezlerdi. Bu nedenle peygamberimiz (sav) Bedir, Uhut ve Hendek dışındaki tüm seferlerinde savaşmadan geri dönmüştür. Tebük Seferi de böyle olacaktı.
Hâlid b. Velid’in Dûmetu’l-Cendel’e Gönderilmesi:
Tebükten henüz hareket etmeden önce peygamberimiz (sav) Hâlid b. Velid’i (ra) yanına çağırdı ve ona “Dörtyüz süvari ile Dumetu’l-Cendel’de bulunan Hrıstiyan Kinde kralı Ukaydır b. Abdülmelik’e gitmesini” söyledi.
Halid b. Velid (ra) “Yâ Resulallah! İyice tanımadığımız ve bilmediğimiz böyle bir memlekette bu kadar az sayıda insanla gidip onu bulmak gerçekten büyük bir risk. Bu işi nasıl başaracağımı bilemiyorum” dedi.
Peygamberimiz (sav) “Sen onu falan yerde yabani sığır avına çıkmış olduğu halde bulacaksın. Merak etme Allah seninle beraberdir. Ancak sakın ona zarar vermeyin ve gidip bana getirin” buyurdular.
Bu talimat üzerine Hz. Hâlid (ra) yanına seçkin 400 süvari alarak Dumetu’l-Cendel bölgesine gitti. Peygamberimizin (sav) haber verdiği gibi tarif ettiği bölgede sığır avında kendilerini ablukaya alarak yakaladı. Kendisi ile beraber kardeşini ve adamlarını da yakalayarak bağlayıp peygamberimizin (sav) huzuruna getirdi.
Peygamberimiz (sav) onlara islamı anlattı ve Müslüman olmaya davet etti; ancak onlar buna yanaşmadılar. Buna mukabil cizye vermeyi kabul ettiler. Peygamberimiz (sav) de onlarla anlaşarak kanlarını bağışladı. Onlar da Tebükten ayrılarak memleketlerine döndüler.
Tebük’ten Ayrılış:
Peygamberimiz (sav) 20 gündür 30 bin askerle Tebük’te kalmıştı. Sahabelerin bir kısmı peygamberimize (sav) gelerek askerin erzakının tükenmek üzere olduğunu haber verdiler. Sonra da çare olarak “Yâ Resulallah! Müsaade buyurun su taşıdığımız develerimizi boğazlayalım” dediler. Peygamberimiz (sav) onlara “Olur, böyle yapın!” buyurdular. Onlar develerini kesmeye hazırlanıyorlardı ki Hz. Ömer gördü ve “Ne yapıyırsunuz?” dedi. Onlar da yiyeceklerimiz tükendi. Biz de Resulullah’a böyle yapalım mı dedik. O da bize müsaade etti” dediler. Hz. Ömer (ra) “Böyle yapmayın. Bir başka çare bulmalıyız” dedi ve peygamberimizin (sav) huzuruna geldi. “Yâ Resulallah! Develerin kesilmesine siz mi müsaade ettiniz?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) “Evet! Onlar yiyeceğimiz tükendi. Su taşıyan develerimizi keselim mi” dediler. Ben de müsaade ettim” buyurdular.
Hz. Ömer (ra) “Yâ Resulallah! Bu durumda herkes develerini kesmeye başlar ve geri dönüşte perişan oluruz. Herkesin kalan yiyeceklerini bir araya toplatın ve bereketle dua edin. Belki Allah sizin duanızla yiyeceklerimize bereket ihsan eder” dedi. Peygamberimiz (sav) “Olur” buyurdular. Bunun üzerine mücahitler ellerinde kalan azıklarını getirdiler ve peygamberimizin (sav) serdiği deriden bir yaygı üzerine bıraktılar. Kimisi bir avuç hurma, kimisi bir avuç un ve kimisi de bir avuç darı getirmişti. Mecmuu üç sa’, yani oturmuş bir keçi yavrusu kadar ya vardı veya yoktu.
Peygamberimiz (sav) abdest aldı, iki rekât namaz kıldı ve bereket için dua etti. Sonra sahabelerine kaplarınızı getirin ve doldurun” ferman ettiler. Herkes doyucaya kadar yaygının üzerinden yediler ve kaplarını doldurdular. En son asker de kabını doldurduktan sonra baktılar ki ilk önce toplanan yiyecek aynen durmaktadır.
Peygamberimiz daha sonra hareket emrini verdi. Sahabeler ikindi namazlarını kıldıktan sonra haerket ettiler ve akşam serinliğinde yol almaya başladılar. Bu minval üzere birkaç gün yol aldıktan sonra münafıklar kendi aralarında toplanarak peygamberimize (sav) gece karanlığında su-i kast düzenleme kararı almışlar. Onların bu kararını yüce Allah peygamberimize (sav) haber verdi. Peygamberimizin (sav) devesini Ammar b. Yâsir (ra) çekiyor, Huzeyfe b. Yemân (ra) da peygamberimizin korumalığını yapıyordu. Peygamberimiz (sav) koruması ve sır kâtibi olan Huzeyfe’yi (ra) yanına çağırarak “Falan vadiden geçerken münafıkların bana su-i kastta bulunacağını dostum Cebrail (as) Allah'ın emri ile bana haber verdi. Oradan geçerken uyanık olmanı istiyorum” buyurdular.
Huzeyfe (ra) haber verilen yere yaklaşıldığı zaman bir grubun kendilerine doğru geldiğini fark etti. Hueyfe (ra) hemen bir nara vurarak “Savulun ey Allah'ın düşmanları!” diye bağırıp üzerlerine yürüyünce hemen korkuya kapılan münafıklar kaçarak karanlıkta ordu içinde kayboldular.
Bu durumu haber alan Hz. Useyyid b. Hudeyr (ra) fena halde hiddete geldi hemen peygamberimizin (sav) huzuruna geldi ve “Yâ Resulallah! Siz kimlerin münafık olduklarını ve bunlardan hangilerinin size su-i kast tertip ettiklerini elbette biliyorsun. Ne olur isimlerini ver ve müsaade buyur, ben onların boyunlarını vurayım” dedi.
Peygamberimiz (sav) onu teskin ettikten sonra “Ben münafıklara karşı savaşmakla emrolunmadım. Onlar dilleriyle Müslüman gözüküyorlar ve herkes de onları mü’min ve Müslüman biliyor. Bu nedenle ben onları irşat etmek ve dillerinde olan imanı kalplerine yerleştirmekle mükellefim. Şayet dediğiniz gibi onları öldürecek olsam o zaman ‘Muhammed kendisine iman edenleri de öldürmeye başlamış’ derler. Bu ise umumi irşada ve dinin hikmetine uygun düşmez. Onlar mademki dilleriyle Müslüman olduklarını izhar etmişlerdir, şu halde onlara dokunamayız” buyurdular.
Peygamberimizin (sav) Mescid-i Dırar’ı Yıktırması:
Peygamber efendimiz (sav) Medine’den ayrılıp Tebük’e gitmek için hazırlık yaptığı sırada Kuba’ çevresinde ikamet etmekte olan bir grup münafık peygamberimizin (sav) huzuruna gelerek Tebük Seferine katılmama konusunda mazeret beyan ederek izin istediler. Peygamberimiz (sav) onlara izin verdi. Sonra “Yâ Resulallah! Yağmurlu ve soğuk gecelerde hasta ve uzağa gidemeyecek durumda olanların namaz kılmaları için bir mescit yapmıştık. Sizin bu mescidi şereflendirmenizi rica ediyoruz” demişlerdi. Peygamberimiz (sav) de onlara “Ben şimdi Tebük Seferi için hazırlık yapıyrum. Şu anda oraya gitmem imkânsız, ama Allah dilerse dönerken uğrar namaz kıldırırım” diye onlara söz vermişti.
Nihayet Tebük Seferinden dönerken Medine yakınlarında yine münafıklar peygamberimizin (sav) yoluna çıkarak aynı teklifi yaptılar ve kendilerine verilen sözün gereğini yapmalarını istediler. Onların amacı Müslümanlar arasında nifak sokmak ve ayrılık çıkarmaktı. Hatta bu konuda peygamberimizin kendisinden “Fasık” diye söz ettiği hırıstiyan rahibi olan Ebû Âmir er-Rahib kendilerine yardım edeceklerini söyleyerek münafıklara “Siz bir mescit yapın içini silahla doldurun. Ben Rum hükümdarı Kayser’e gideceğim ve Rumlardan asker getirterek Muhammed ve Ashabını Medine’den çıkartacağım” demişti. Onlar da buna istinaden bu mescidi yapmışlardır. Yaptıklarını da masum göstermek için peygamberimize onaylatmak istiyorlardı. Sonrdan da bunu istismar edeceklerdi. Ahlbuki Kuba’da böyle bir mescide ihtiyaç da yoktu. Peygamberimizin (sav) Medine’ye girerken inşa ettiriği Kuba Mescidi zaten ihtiyaca kâfi geliyordu.
Ebu Âmir el-Fâsık Cüzam, Lahm, Âmile ve Gassan kabilelerini tahrik ettiği gibi önleine geçerek Kayser’e kadar gitmişler ve Kayser de onları başından savmıştı. Dönüp geldiklerinde yaptıkları propoganda ile peygamberimizi ve sahabelerini Tebük’e kadar gitmelerine sebep olanlar da onlardı.
Yüce Allah onların bu kötü niyetlerini açığa çıkardı. İşin içyüzünü şeu ayetlerle anlattı: “O kimseler ki, Müslümanlara zarar vermek, küfre yardımda bulunmak, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak ve bundan önce Allah ve Resûlüne karşı savaşa yeltenmiş kimsenin gelişini beklemek için bir mescid edindiler. 'Bizim iyilikten başka bir kastımız yok' diye yemin ederler. Yalan söylediklerine ise Allah şâhittir. O mescidde namaz kılma. Senin namaz kılmana lâyık olan mescid, ilk günden beri takvâ üzerine kurulu bulunan mesciddir. Orada maddî ve mânevî pisliklerden temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah da çokça temizlenenleri sever.
Binâsını Allah korkusu ve rızâsı üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa çökmeye yüz tutmuş bir yar kenarına kurup da onunla birlikte Cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah zâlimler topluluğuna yol göstermez. Onların binâ ettikleri mescid, kalblerinde bir şüphe olarak devam eder ve kalbleri parçalanıp ölmedikçe o şüpheden kurtulamazlar. Allah herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yapar.”
Bu ayetlerin nazil olmasından sonra peygamberimiz (sav) Mâlik b. Duhşum ile Âsım b. Adiyy’i çağırarak “Şu halkı zâlim olan mescide gidiniz; onu yıkınız ve yakınız” emretti. Peygamberimizin (sav) emri derhal yerine getirildi. Kur’ân-ı Kerimin “Mescid-i Dırar” adını verdiği bina yıkıp yakıldı.
İhlâs ve Samimiyetin Mükâfatı:
Peygamberimiz (sav) Medine’ye yaklaşınca sahabelerine şöyle dedi: “Medine’de öyle kimseler vardır ki onlar sizin gittiğiniz her vadide ve geçtiğiniz her ovada sizinle beraber bulunmuşlardır.” Sahabeler sordular: “Bizimle gelmedikleri halde onlar nasıl bizimle beraber bulunurlar?” Peygamberimiz (sav) cevap verdi: “Onlar sizin gibi sefere gelmek istiyorlardı; ancak geçerli mazeretleri sebebiyle Medine’de kalmışlardır. Allah-u Teâlâ kitabında “Mü’minlerin hepsinin savaşa çıkması gerekmez. Her topluluktan bir kısmı geride kalarak dinlerini iyice öğrenmeleri ve kavimleri geri döndüklerinde onları ikaz etmeleri için sefere gitmemeleri gerekir” (Tevbe, 9:122) buyurmuyor mu? Varlığım kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki onların duaları düşmana silahlarımızdan daha tesirlidir.”
Karşıdan Uhut dağını gören peygamberimiz (sav) “İşte Uhut Dağı! O bizi sever, biz de onu severiz” buyurdular. Peygamberimizi ve sefere çıkan ordunun dönüşünü karşılamak için bütün Medine halkı çoluk çocuğu ve kadını erkeği ile şehir dışına çıkmışlardı. Sevinçlerini de “Ay doğdu üzerimize / Veda tepelerinden... / Allah'ın büyük lütfuna erdik / Şükretmek vaciptir bize…” diyerek şarkılar söyleyerek karşıladılar.
Peygamberimizin (sav) 30.000 kişilik ordusu ile Recep ayının sonlarında çıktığı Tebük Seferi uzun, yorucu ve zahmetli bir yolculuktan sonra nihayet Ramazan ayı başında Medine’ye dönmüş oldu. Bu seferle yüce Allah mü’minleri imtihan etmiş, münafıkları mü’minlerden ayırmış, islam düşmanlarının kalbine korku salmış, Müslümanların imanlarını ve cesaretlerini artırmış, imanın ve islamın gücünü göstermiştir. Ayrıca askerin ve ordunun amacının savaş değil, barışı korumak olduğunu da peygamberimiz (sav) ümmetine bütün seferlerinde olduğu gibi, bu seferinde de göstererek fiilen ders vermiş oldu. Etiketler: Tebük Seferi Herakliyus Kayser Bizans Müşrik Araplar Medine Tebük Şam
|