| Peygamberimizin Zühdü |
|
|
|
| Salı, 06 Nisan 2010 | ||||
Sayfa 2 Toplam: 2 Peygamberimiz (sav) hanımlarını memnun etmek için bal şerbeti içmemeye yemin etmiş oluyordu. Bunun bir sır olarak kalmasını da Hz. Hafsadan (ra) özellikle istemişti. Ancak bunu kendisinden Hz. Aişe (ra) istediği için o da bu yeminini Hz. Aişe’ye duyurdu. Oda diğer hanımlarına haber verdi. Böylece sırrı yayılmış oldu. Yüce Allah onların bu durumunu peygamberimize (sav) haber verdi: “Ey Peygamber! Niçin hanımlarının hoşnutluğunu isteyerek Allah'ın helal kıldığı şeyi kendine yasaklıyor, haram kılıyorsun? Allah çok affedici ve merhamet sahibidir” buyurdu. Sonra Hafsa’nın (ra) peygamberimizin (sav) saklamasını istediği sırı ifşa ettiğini de “Hani peygamber hanımlarından birisine gizlice bir sır vermişti. Hanımı bu sözü açığa vurunca Allah da peygamberine bu sırrı açıkladığını bildirdi. Peygamber de bunun bir kısmını onlara haber verdi ama yüzlerine vurmadı. Hanımı durumu anlayınca ‘Bunu sana kim haber verdi?’ diye sordu. O da ‘Her şeyi hakkıyla bilen ve hiçbir sır kendisinden gizlenmeyen Allah bildirdi’ diye cevap verdi.” Bu ayetlerin nazil olması üzerine peygamberimiz (sav) Hz. Hafsa’ya serzenişte bulundu. Hanımlarını topladı ve onlara yaptıklarının yanlış olduğunu söyledi. Onlar da özür beyan etmekle beraber dünyalık bakımından zor durumda olduklarını söyleyerek “Biz bu durumda olmasaydık bu işler başımıza gelmez ve biribirimnizi kıskanmazdık. Biz de diğer hanımlar gibi dünya nimetlerinden faydalansak olmaz mı? Buna layık değil miyiz?” dediler. Peygamberimiz (sav) onların bu serzenişine fevkaladae üzüldü ve rahatsız oldu. Onlara dünya hayatının önemsizliğini anlatmak, ders vermek ve bu konudan çokça rahatsız olduğunu anlatmak ve aralarındaki çekememezliğe bir son vermek amacı ile “İlâ” yaparak onlardan bir ay uzak durmak üzere yemin etti. Bunun gereğini yapmak için de Mescidin dışında “Meşrebe” denilen bir çadır kurdurdu ve orada tek başına yatıp kalkmaya başladı. Peygamberimizin (sav) Meşrebe’de yalnız yatıp kalktığını gören ve duyan sahabeler telaşlandılar. Acaba peygamberimiz (sav) hanımlarını mı boşamıştır da böyle yalnız kalmaktadır?” diye endişeye kapılırlar. Hz. Ömer (ra) şöyle anlatır: “Ben medine’nin Avâli semtinde oturuyordum. Ensardan bir komşum vardı. İkimiz birer gün arayla peygamberimizi (sav) ziyaret eder, peygamberimize gelen vahiyleri öğrenir, sohbetlerini ve konuşmalarını dinler sona akşam olunca birbirimize aktarırıdık. O gün peygamberimizi takip etme ve dinleme sırası komşumdaydı. Akşam olunca kapımı çaldı ve “Felâket, Felâket!”dedi. “Ne var, ne oluyor? Gassaniler hücuma mı geçmişler?” diye sordum. Bana “Resulullah hanımlarını boşamış!” dedi. Ertesi gününü zor ettim ve sabah namazı mescide koştum. Namazdan sonra Hafsa’nın yanına vardım. Ağlıyordu. ‘Neden ağlıyorsun?’ dedim. ‘Ben seni Resulullah’a karşılık vermekten ve bir şey istmekten men etmemiş miydim?’dedim. Sonra sordum: “Allah'ın resulü sizleri boşadı mı?” dedim. “Bilmiyorum!” dedi. “Resulullah (sav) şimdi nerede?” diye sordum. “Şuradaki meşrebede inzivada çekilmiş” dedi. Kalktım, Resulullah’ın bulunduğu yere yaklaştım. Kapısında hizmetçisi Rebâh vardı. “Ey Rebah! Resulullah’ın (sav) yanına girmem için izin iste!” dedim. Rebah içeri girip çıktı. “Arzunu ilettim; ama ses etmedi!” dedi. Dönüp mescide gittim. Ashab-ı Kiramdan mimberin etrafında üzgün bir şekilde oturuyorlardı. Ben de biraz oturdum; ancak can sıkıntısını bir türlü üzerimden atamıyordum. Tekrar Resulullah’ın çadırına yanaştım. Rebah’a “Ömer’in içeri girmesi için izin iste” dedim. Köle içeri girip çıktı. “Seni kendisine söyledim. Sustu, bir şey söylemedi” dedi. Tekrar mescide döndüm. Mimberin yanına oturdum; ama endişe ve üzüntümden bir türlü kurtulamıyordum. Mescitten çıktım Resulullah’ın bulunduğu yere yaklaştım ve sesimi yükselterek “Ey Rebâh! Ben Resulullahı görmek istiyorum. Müsaade iste. Şayet Resulullah benim Hafsa lehinde tavassutta bulunacağını zannediyorsa yemin ederim ki, şayet Resulullah emrederse onun boynunu vururum” dedim. Rebah içeri girdi. Çıkınca “kendilerine söyledim. Sustu bir şey söylemedi” dedi. Bunun üzerine dönüp giderken Rebah’ın sesini işittim “Gir artık sana izin verildi” diyordu. Resulullah’ın huzuruna girdim. Selam verdim. Hasırdan örtülü bir yatak üzerindeydi. Hazır derisininüzerinde iz bırakmıştı. Etrafıma bakındım. Bir yanda bir avuç arpa, diğer yanda asılı bir post gördüm. Gözlerim yaşardı. Resulullah (sav) “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu. “Ya Resulallah! Nasıl ağlayamayım? Kisra’lar ve Kayser’ler dünyanın zevk-u safası içinde debdebe içinde yaşarlarken siz Allah'ın sevgili kulu olduğunuz halde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz! Keşke bize haber verseydin de altına yumuşak bir döşek serseydik” dedim. Peygamberimiz (sav) “Ey Ömer b. Hattap! Dünya benim neyime gerek! Benim dünyadaki durumum sıcak bir günde uzun bir yolculuğa çıkıp bir ağacın altında dinlendikten sonra yine yoluna devam edecek olan bir yolcunun durumu gibidir. Dünya nimetleri onların ahret bizim olsun istmez ve razı olmaz mısın?” dedi. Sonra ben sordum “Yâ Resulallah! Hanımlarını boşadın mı?” dedim. Mübarek başlarını bana doğru kaldırarak “Hayır!” buyurdular. Sevincimden “Allah-ü Ekber!” dedim. Sonra “Bütün ashab keder içindedirler. Gidip kendilerine hakikati söyleyeyim mi?” dedim. Resulullah “Olur!” dedi ve üzüntüsü dağılıncaya kadar konuştu. Nihayet neşelendi ve gülmeye başladı. Bunun üzerine çıkıp mescidin kapısına dikildim ve yüksek sesle bağırdım: “Resulullah (sav) hanımlarını boşamamıştır!” dedim. Tam bir ay dolunca şu ayetler nazil oldu “Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: 'Eğer dünya hayatını ve zevkini istiyorsanız, gelin boşanma bedelinizi verip sizi güzellikte serbest bırakayım. Eğer Allah'ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz ki sizden iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlar için Allah pek büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” “Şayet o sizleri boşarsa, umulur ki onun Rabbi onun için sizlere bedel sizden daha hayırlı Müslim, mü’min, itaatkar, tevbekar, ibadete müdavim, oruç tutan dul ve bakire zevceler verir.” Peygamberimiz (sav) meşrebeden ayrılarak hanımlarıyla görüştü ve bu ayetleri onlara okudu. Bu konuda istediklerine danışmalarını da istedi. Hanımları peygamberimizi (sav) dünyalık istekleriyle rencide ettiklerine bin pişman olmuşlardı. Hepsi de “Ne demek, biz elbette Allah’ı, Resulünü ve ahret yurdunu her şeye tercih ederiz. Bu konuda kimseye danışmamız da mümkün değildir” dediler. Peygamberimiz (sav) onların bu cevaplarına sevindi ve gülümsedi. Etiketler: Zühd Ahiret Dünya Dünyalık Ezvac-ı Tahirat Hz. Ömer Bilal-i Habeşi Peygamberimizin Zühdü |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|