Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Peygamberimizin Zühdü PDF Yazdır E-posta
Salı, 06 Nisan 2010
Yazı Index
Peygamberimizin Zühdü
Sayfa 2
M. Ali KAYA
İslam’ın nuru bütün haşmetiyle Arap yarımadasına yayılmış ve her tarafı aydınlatmıştı, ancak yarasa gibi nurdan kaçanlar karanlık köşelerine çekilerek nurun aydınlığından istifade etmiyorlardı. Her şey İslam dininin ve Müslümanların lehine gelişiyordu. Müslümanlar da ilk dönemlerindeki gibi sıkıntı çekmiyorlardı. Çoğu zengin olmuştu ve rahat bir hayat yaşıyordu. Peygamberimiz (sav) ise ganimetlerden elde edilen gelirlerin beşte biri kendisine ait olduğu halde mütevazı bir hayat sürdürmeye devam ediyordu. Kendisine ait olan gelirleri gerek fakir ve muhtaçlara, gerekse müellefet-i kulûba dağıtarak evine ancak kut-u lâyemut, ölmeyecek kadar bir nafaka götürüyor ve bununla idare ediyor, çoğu zaman da oruç tutarak ahreti ve Allah’a ibadeti birinci planda tutuyordu. Büyük insanlar yaşamak ve hizmet etmek için yerken peygamberimiz (sav) Allah’a ibadet için yiyordu.
Yüce Allah miraçta peygamberimize “Mekke vadisini altın yapmayı” teklif etmişti de peygamberimiz (sav) “Hayır, Ya Rabbi! Ben bir gün aç olayım, bir gün tok olayım. Aç olduğum zaman sana hamd edeyim. Tok olduğum zaman sana şükredeyim. Aç olduğum zaman sabredeyim ve sana dua ve niyazda bulunayım”  buyurmuş ve “Allahım! Âl-i Muhammedin rızkını kut-u lâyemut, ölmeyecek kadar ver!”  diye dua etmiştir.

Peygamberimiz (sav) dünyalık hiçbir şeyi saklamaz, yarına bir şey bırakmazdı.  Ancak Beni Nadır hurmalıklarından ve Fedek’ten kendi payına düşen hurmalıktan gelen gelirleri Ezvac-ı Tahiratın ve Benî Haşim ailesinin nafakasına harcamak için sakladığı olurdu. 

Hanımlarının odalarında uyumak için yaptıdığı sedirleri vardı. Hanımları ile onların üzerinde uyurdu. Bir gün Hz. Aişe (ra) içine lif ve izhir otu doldurulmuş iki yatak alır ve getirir. Amacı peygamberimizin (sav) rahat ettirmekti. Peygamberimiz (sav) bunu görünce “Yâ Aişe! Dünyalık benim neyime gerek? Benim dünyadaki durumum uzun bir yolculuğa çıkan birinin mola verdiği bir ağacın altında dinlendikten sonra yoluna devam etmek durumunda olan bir yolcunun durumu gibidir”  buyurarak dünyanın mahiyetini anlatmış ve dünya ziynetine ve nimetine aldanmamak gerektiğini ders vermişti.

Hz. Bilal-i Habeşî (ra) anlatıyor: Peygamberimizin (sav) çok az bir malı vardı. Allah'ın onu peygamber olarak gönderdiği andan itibaren malının idarecisi bendim. Yanına aç ve çıplak bir Müslüman gelince bana borç para bularak onu giydirmemi ve yedirmemi isterdi. Ben de onu aldığım borçla yedirir ve giydirirdim.

Bir gün müşriklerden birisi bana “Bilal benim hailm ve vaktim yerinde ben sana borç veririm” dedi ve bana yüklü bir borç verdi. Ben de Resulullah’a ondan borç aldığımı söyledim. Bir gün abdest aldım ve ezan okumaya kalkınca bir grup tüccarın arasında o müşrik beni görerek asık bir suratla “Ey Habeşli! Borcunun ne kadar zamanı kaldığını biliyor musun?” dedi. Ben de “kısa bir süre kaldı” dedim. O da “Sadece dört gecen kaldı. Sen bunu ödeyemezsin, ben de seni eskisi gibi köle ve koyun çobanı yaparım” dedi. Canım çok sıkıldı. Ezan okudum ve yatsıyı kıldıktan sonra peygamberimizin (sav) yanına gittim ve “Yâ Resulallah! Babam ve annem sana feda olsun! Size kendisinden borç aldığımı söylediğim müşrik bana şöyle şöyle dedi. Sizde de ödeyecek mal yok. Ne yapacağımı bilemiyorum” dedim. Bana müsaade et de Müslümanlardan borç alarak onu ödeyeyim” dedim.

Çıktım evime geldim. Kılıcımı, mızrağımı ve ayakkablarımı başımın ucuna koydum, yüzümü göğe çevirdim ve Allah’a yalvarmaya başladım. Gözüme uyku girmedi. Uyuduğum gibi uyanıyordum. Nihayet sabah oldu. Ezan okumak için kalktım ki, adamın birisi “Bilâl! Resulullah’ın malları geldi. Onu karşıla” diyordu. Baktım dört deve dolusu mal gelmiş. Develeri avluya aldım. Allahım! Bana borcumu ödeyeceğim malım gönderdim, Sana hamd-ü senalar olsun!” dedim. Onları bağlayarak ezan okumaya gittim. Sabah namazından sonra develeri aldım ve çarşıya gittim. Parmağımı kulağıma koyarak “Resulullah’dan alacağı olan gelsin!” diye seslendim. Alacaklılar geldiler. Devamlı olarak malları satıyor ve alacaklarını ödüyordum. Nihayet bütün borçları bitti ve ondan geriye iki okıyye kaldı.

Akşama doğru mescide gittim. Baktım Resulullah yalnız başına mescitte oturuyordu. Selam verdim. Bana “Yanındakilerine ne oldu?” dedi. Ben de “Allah azze ve celle bütün borçlarımızı ödedi” dedim. “Artan oldu mu?” diye sordu. Ben de “ancak iki okıyye kaldı” dedim. Bana “Onlardan kurtulmaya bak. Sen beni o iki dirhemden kurtatmadıkça ailemin yanına gitmeyeceğim” buyudular. O gece mescidde kaldı. Ertesi günü akşama doğru iki yabancı misafir geldi. Ben onları götürdüm ve o iki okıyye ile onları giydirdim ve karınlarını doyurdum. Sonra yatsı namazına gittim. Namazdan sonra bana “yanındakilere ne oldu dedi?” ben de “Allah onlardan sizi kurtardı” dedim. Peygamberimiz (sav) Allah’a hamdetti ve hanımlarının evine gitti. 

Peygamberimizin (sav) her halini en ince ayrıntılarıyla gözlemleyen ve en çok hadis rivayet eden Hz. Ebu Hureyre (ra) “Allah’a yemin ederim ki, Resulullah (sav) ve ailesi dünyadan ayrılıncaya kadar üç gün arka arkaya buğday ekmeğini doya doya yememiştir”  demiştir. Peygamberimizin (sav) bu zühdü dünyalığının olmadığından değil, dünyaya değer vermemesinden ve Allah’a olan bağlılığından ve ahrete yönelmesinden ve ümmetini de bu konuda irşat etmesinden kaynaklanmaktadır.

Peygamberimizin (sav) hizmetinde bulunan Hz. Enes b. Mâlik (ra) ve Urve b. Zübeyr (ra) aylarca peygamberimizin (sav) ocağının yanmadığını ve yemek pişmediğini, hurma ve su ile idare ettiklerini, dokuz haneye sahip olduğu halde sabah akşam bir sa’dan başka yiyeceklerinin bulunmadığını anlatmaktadırlar. 

Mekke’nin fethinden sonra Müslümanların maddi durumlar düzelmişti. Zenginliği ve serveti çoğaldığı için diğer sahabeler ve sahabe hanımları lükse de bir derece önem vermeye başlamışlardı. Resulullah’ın (sav) her türlü maddi imkânı da varken o ise sade hayatına devam ediyordu. Fakat “Ezvac-ı Tahirat” kadınlığın verdiği ziynete ve dünyaya olan düşkünlüğü sebebiyle dünyanın refah ve ziynetinden nasiplenmek istiyorlardı. Bu nedenle peygamberimizin (sav) etrafına toplandıkları zaman “Biz de dünyadan nasiplenmek isteriz” derlerdi ve peygamberimiz (sav) onlara ahretin ebedi yurdunu kazanmanın önemini ve yollarını öğretir, ibadete ve zikre teşvik ederdi.

Hanımlarınına zaman zaman dile getirdiği dünyalık isteği peygamberimizi rahatsız edecek seviyeye gelmişti. Peygamberimizin (sav) hayatı çok düzenliydi. Her ikindiden sonra hanımlarını dolaşır ve onlarla sohbet eder sonra sıra hangi hanımın evinde kalmaya gelmişse diğer hanımlarını oraya çağırır ve onlarla konuşurdu. Sonra herkes kendi hücresine çekilirlerdi. Bu mutat ziyaretlerinde Ezvâc-ı Tahirat da kendilerinde bulunan şeylerden ikramda bulunurlardı.

Bir gün Zeynep binti Cahş (ra) validemize birtulum bal hediye gelmişti. Hz. Zeynep de peygamberimize (sav) bundan birkaç defa ikram etti. Hz. Aişe (ra) ile Hz. Zeynep (ra) arasında bir kıskançlık ve rekabet vardı. Bu diğer hanımları da etkilemiş ve Hz. Sevde, Hz. Safiyye ve Hz. Hafsa (ra) Hz Aişe’yi savunurken Ümm-ü Seleme, Ümm-ü Habibe, Meymune ve Cüveyriye (ra) ise Hz. Zeyenep binti Cahş’ın haklı bularak taraf olmaya başladılar.

Hz. Aişe bununla kalmadı kendisini dinleyen hanımları toplayarak şu talimatı verdi: “Resulullah hangimizin yanına girse ‘Yâ Resulallah! Siz megâfir mi yediniz?’ diyeceğiz. Peygamber de ‘Hayır’ diyecektir. Biz de o zaman ‘Bu koku nedir?’diyeceğiz. O da “Zeynep bana bal şerbeti içirmişti’ diyecektir. Biz de ‘o zaman bal arısı o balı urfut ağacından toplamıştır’ deriz.  Megafir meşe ağacının sakızından tatlı ve fena kokulu bir maddedir. Peygamberimiz (sav) bu kokudan rahatsız olurdu. Hz. Aişe (ra) bunu bildiği için böyle bir plan yapmıştı.

Peygamberimiz (sav) Hz. Hafsa’nın (ra) odasına girince “Ya Resulallah! Bu gün siz megafir mi yediniz?” diye sordu. Hafsa (ra) “O halde bu koku nedir?” dedi. “Zeyenb’in odasında bal şerbeti içmiştim” buyurdu. Hafsa (ra) “Öyleyse arı o balı Urfut ağacının çiçeğinden almıştır” dedi. Peygamberimiz (sav) de “O zaman ben de bir daha onu içmem!” diye yemin etti. Sonra da Hafsa’ya “Sakın bunu başkasına duyurma!” diye de tembih etti.

 
< Önceki   Sonraki >
AHIRET
DüNYA
HZ. ÖMER
EZVAC-ı TAHIRAT
ZüHD