Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Peygambermizin Kabe Hakemliği
Advertisement
Peygambermizin Kabe Hakemliği PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 25 Haziran 2012
M. Ali KAYA
1. Peygamberimizin (sav) Zeyd bin Hârise’yi evlat edinmesi:
Zeyd bin Harise Kelb kabilesinden olup 8 yaşlarında iken annesi Sûdâ ile kendi kavmi olan Benî Ma’n kabilesine ziyaret amacı ile gitmişlerdi. Benî Kayn süvarileri kabileye baskın düzenlediler. Zeyd’i de diğerleri gibi esir ederek getirip Ukaz panayırında sattılar. Hz. Hatice’nin yeğeni Hâkim b. Hizan tarafından 400 dirheme satın alınarak Mekke’ye getirildi. Peygamberimiz (sav) Hz. Hatice ile evlenmiş bulunuyordu. Peygamberimiz (sav) Zeyd’i himayesine aldı. Zeyd peygamberimiz (sav) den o kadar çok iyilik gördü ki anne-babasından daha çok sevdi. Günün birinde Kelb kabilesinden birkaç kişi Mekke’ye Kâbe’ye ziyarete geldi. Zeyd’i gördü, tanıdı. Anne-babasının kendisi için ağladıklarını ve aradıklarını söylediler. Götürmek istediler. Zeyd gitmek istemedi.
Oğlunun hayatta olduğunu öğrenen babası Hârise kardeşi Kaab ile Mekke’ye oğlunu kurtarmaya geldiler. Peygamberimiz (sav) onları evinde misafir etti. Babası oğlunu kurtarmak amacı ile fidye teklif etti. Peygamberimiz (sav) “Fidyeye gerek yok. Eğer oğlunuz sizin yanınıza dönmek isterse ben onu azad eder gönül rahatlığı ile sizinle gider. Eğer kalmak isterse artık o benim evladımdır” der.

Zeyd’i çağırdılar. Durumu kendisine söylendi. Zeyd peygamberimize (sav) dönerek: “Ben sizi hiç kimseye değişmem. Siz benim için annemden ve babamdan daha değerlisiniz” der. Bunun üzerine peygamberimiz (sav): “Ey Hâzırûn! Şahit olun ki, bundan böyle Zeyd benim oğlumdur. Ben ona vârisim, o da bana vârisdir” buyurarak evlat edinir.

Zeyd’in babası ve amcası çaresiz geri döndüler.

Evlatlığın mirasa ortak olmasını yasaklayan âyetler gelene kadar “Zeyd b. Muhammed” diye çağrılıyordu.  Sonrasında “Zeyd b. Hârise” şeklinde babasının adı ile çağrılmaya başladı.

Zeyd İslam ile müşerref olan ilk beşinci kişidir.  Peygamberimiz (sav) Zeyd’i çok severdi. Zaman zaman “Yâ Zeyd! Sen kardeşim ve azadlımsın” diye iltifat ederdi.

2. Peygamberimizin (sav) Süt Annesine olan Saygısı:

Peygamberimiz (sav) sütannesi Halime’nin Mekke’ye geldiğini duyunca gitti onları çok iyi bir şekilde karşıladı. Evine getirdi ve misafir etti. Üzerindeki ridasını çıkararak oturacağı yere serdi ve sütannesi Halime’yi onun üzerine oturttu. Halini ve hatırını sordu. Halime kıtlıktan koyunlarının telef olduğundan bahsetti. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) onu teselli etti. Giderken kendisine 40 koyun ile bir de üzerine binmeleri ve yük taşımaları için bir deve verdi ve kabilesine o şekilde geri gönderdi.

3. Hz. Ali’nin (ra) Doğumu ve Peygamberimizin Onu Himayesine Alması:
Peygamberimiz (sav) 30 yaşına gelmişti. Hz. Hatice ile evliliğinin beşinci yılında bulunuyorlardı. Ebu Talib’in hanımı ve peygamberimizin (sav) ikinci annesi Fatıma bir rüya gördü. Bu rüyayı peygamberimize (sav) anlattı. Peygamberimiz (sav) de: “Sen bir erkek çocuğu doğuracaksın. O Allah’ın çok sevdiği ve halkın kendisine çok değer verdiği hayırlı bir insan olacak. O doğduğu zaman müsaade et de adını ben koyayım” diye rüyasını yorumladı.

Gerçekten de Fatıma bir müddet sonra bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Doğar doğmaz annesi göbek adı olarak ona “Aslan/Esed” anlamında “Haydar” adını verdi. Hz. Ali’nin (ra) lakabı olan “Haydar” buradan gelmektedir. Daha sonra kahramanlığı ve şecaatinden dolayı kendisine “Allah’ın Arslanı” anlamında “Esedullah” unvanı da verilmiştir.

Peygamberimiz (sav) onun doğduğunu görünce onun ile özel olarak ilgilendi. İsmini de Allah gökte, insanlar yerde yüceltsinler için “Ali” koydu. İki yaşından sonra, yani sütte kesilmesinden sonra da onu yanına ve himayesine alarak hem özel olarak onunla ilgilendi, hem de fakir olan amcasına yardım etmiş oldu, hem de amcasına vefakârlık yaparak kendisine yapılan iyiliği unutmadığını gösterdi.

Hz. Ali (ra) 10 yaşlarında Müslüman olacak ve “Müslüman olan ilk çocuk” unvanını alacaktır.

4. Kâbe’nin İnşası ve Peygamberimizin (sav) Kâbe Hakemliği (M.600)
Hz. Âdem (as) cennetten çıkarıldığı zaman şu anda Arap yarımadasının bulunduğu yere indirilmişti. Hz. Havva anamızla Arafat dağında şu anda hacıların vakfe yaptığı yerde buluştular. O zaman Arap yarımadası çöl değildi. Sulak, otlak ve ormanlıktı. Hz. Âdem (as) oraya yerleşti. İnsanlığın ilk mekânı oldu. İnsanlık burada çoğaldı ve buradan dünyaya yayıldı.

Yüce Allah Âdem’i (as) insanlara peygamber ve muallim olarak görevlendirdi. Bunun üzerine Âdem (as) Allah’a ibadet için ilk olarak şu anda Kâbe’nin bulunduğu yere bir mescit inşa etti. Böylece Allah’a ibadet edilen ilk mescit burası oldu.   Yüce Allah buranın halkını isyan ve inkârlarından dolayı önce kıtlık ve kuraklıkla sonra da Tufan ile cezalandırmıştı. Bunun için Arabistan çöl haline gelmişti. Nuh’un (as) zamanında gerçekleşen bu Tufan hadisesinden sonra insanlık Allah’ın emri üzere bu gün “Mezopotamya” dediğimiz Fırat vadisinde yeniden çoğalmaya başladı. Eski Dünya dediğimiz Asya, Avrupa ve Afrika’ya buradan yayıldılar.

Allah’ın yeryüzünde ilk ibadet evi olarak Hz. Âdem (as) tarafından yapılan Kâbe zamanla yıkılmış ve yeri kaybolmuştu. Daha sonra yüce Allah İbrahim (as) ve oğlu İsmail’e (as) önce Zemzemi ihsan etti. İnsanları Zemzem çevresinde topladıktan sonra Kâbe’nin yerini işaret ederek burada kaybolan ilk mescidin üzerine yeniden Kâbe’nin inşasını emretti. Onlar da Allah’ın emri ile Kâbe’yi bu günkü şekliyle inşa ettiler. Günümüze kadar bir daha yıkılıp harabe haline gelmedi. Şirk içinde de olsa Allah’a ibadet mekânı olarak kaldı.

İbrahim’in (as) Kâbe’yi inşa ettiği zaman Kâbe’nin damı ve tavanı yoktu. İlk olarak peygamberimizin dedesi Kusay devs ağacının tahtaları ile Kâbe’ye dam yapmıştır.  

Allah’ın evi olan Kâbe zamanla çeşitli tamiratlar gördü. Peygamberimizin (sav) dedesi Kusay’dan sonra “Arim Selleri” denilen sellerle Kabe’nin duvarları çatlamıştı ve yıkılacak duruma gelmişti. Huzaa kabilesinden Müleyh b. Amroğulları’nın azaldı kölesi Düveyk Kâbe’nin çatlağından girerek içeride bulunan bir takım değerli eşyayı çalmış, sonra yakalanarak eli kesilmişti. Kâbe’nin çatlakları kapatılmış ve sıvanmıştı. Ama bu yeterli değildi. Temelden yıkılarak yeniden inşa edilmesi gerekiyordu.

Ficar savaşından on, on iki yıl sonrasıydı. Peygamberimiz (sav) 33 yaşlarında idi. Rum tacirlerinden inşaatçı Bakom’un kereste yüklü gemisi Kızıldeniz’de şiddetli bir fırtına ve rüzgâr sonucu Cidde tarafına sürüklenerek Şuaybe iskelesi yakınında karaya oturdu. Gemide inşaat malzemeleri olarak ak ve yumuşak taş, bol kereste ve demir vardı. Kureyş’liler bunu fırsat bildiler Kâbe’nin imarı ve yeniden inşası için onu satın almaya, ustalarını da Kâbe’de çalıştırmaya karar verdiler. Kureyş eşrafından Velid b. Muğire başkanlığında bir heyet giderek Bakom ile konuştular. Bakom memnuniyetle kabul etti. Malzemeyi ucuza aldılar.

Malzeme Mekke’ye taşındıktan sonra hep beraber Kâbe’yi yıkarak temelden itibaren yeniden inşa ettiler. Erkekler taş, kadınlar ise sıva taşıyarak herkesin inşaata katılımını sağladılar. Peygamberimiz (sav) de omzunda taş taşıyarak yardımcı olmuştur. Omuzu acıyınca herkes gibi eteğini omzuna koymak ister. Eteğini kaldırdığı anda edep yeri açılır ve anında gaibden bir darbe yer ve “Edep yerini ört!” nidasını işiterek yere düşer. Bir daha edep yerini açmaz.  

Kâbe yıkıldıktan sonra Kureyş’liler temelini daha da derinleştirmek ve sağlam yapmak isterler. Bunun için temel tamamen eşildi ve Kâbe’nin tüm temelini kuşatan yeşil bir taş ile karşılaştılar. Biraz daha aşağı inelim düşüncesi ile bu yeşil taşa kazma vurulunca birden deprem olmuş gibi Mekke sallanmaya başladı. Herkes korkuya ve telaşa kapıldı. Bunun üzerine kazıyı durdurdular ve temele buradan başladılar.

Ebu Vehb b. Amr ve Velid b. Muğire Kureyş’lilere “Kâbe’nin onarımı için malların temiz ve helalinden olanından başkasını vermeyin. Faiz, kumar, gasp malları Kâbe’de kullanılmasın” şeklinde hitabelerde bulundular, duyuru yaptılar ve şüpheli malları kabul etmediler.

Günlerden pazartesi günüydü. Sıra Kâbe’de bulunan ve Hz. İbrahim (as) ve İsmail’e (as) cennetten getirilip teslim edilen kutsal “Hacerü’l-Esved” taşının yerine konulmasına gelmişti. Bu konuda kabileler arasında anlaşmazlık doğdu. Her kabile bu kutsal görevi kendilerinin yapmasını istiyor ve bu şerefe nail olabilmek için yarışıyorlardı. Sonunda bu işin kanlı bir kavga ile biteceğinden korkuluyordu. Nihayet Kureyş’in yaşlılarından “Ebû Ümeyye” lakabı ile tanınan “Huzeyfe b. Muğire” ortaya bir fikir attı. Teklifini şöyle duyurdu:

“Ey Kureyş! Bu anlaşmazlığı bırakın! Kâbe’nin Benî Şeybe kapısından ilk olarak girecek kişiyi hakem yapalım. O ne derse ona uyalım ve bu anlaşmazlığı tatlıya bağlayalım. Kâbe’nin inşası gibi kutsal bir görevin sonunu kavga ile bitirerek sevap umduğumuz yerden büyük günah kazanarak ayrılmayalım. Hayırlı işimizi şer ile bitirmeyelim” dedi.

Bu teklif herkes tarafından kabul gördü. Tüm gözlerini dikerek hep beraber Benî Şeybe kapısına bakmaya başladılar. Biraz sonra “Muhammedü’l-Emin” kapıdan içeriye girdi. Çok sevindiler ve “O’nun vereceği karara razıyız!” dediler.  


Durum peygamberimize (sav) anlatıldı. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) biraz düşündü ve sırtından ridasını çıkararak yere serdi. “Haceru’-l Esved” taşını alarak üzerine koydu. Orada bulunan ve “Haceru’l-Esved” taşını koyma şerefine ermek isteyen her kabilenin ileri gelenini çağırdı. Bunun üzerine “Utbe b. Rebia, Ebû Zem’â, Ebû Huzeyfe, Velid b. Muğîre, Kays b. Adiy” geldiler. Her biri ridanın bir yerinden tutarak “Haceru’l-Esved” taşını kaldırarak beraberce duvara konulacak yere götürdüler. Peygamberimiz (sav) eli ile alarak yerine yerleştirdi.

Bu hadise peygamberimizin (sav) aklının kemalini göstermesi açısından çok anlamlıdır. Bunun üzerine peygamberimizin (sav) akıllılığı Araplar içinde çok meşhur olmuştur.

Haceru’l-Esved taşının yerine konulması ile Kâbe’nin de inşası tamamlanmış oldu.

Etiketler:  Kabe Hakemliği Zeyd b. Harise Evlatlık Peygamberimizin Kabe Hakemliği
 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ