|
M. Ali KAYA
1. Kelime:
Bir anlam ifade eden söze kelime denir. Kelime üçe ayrılır: İsim, fiil ve harf. Dilcilere göre kelime, müfret bir manayı ifade eden sözdür. Çoğulu, “kelimât”dır. Kur’ân-ı Kerime “Klm” kökünden türemiş ve farklı anlamlarda kullanılmış 46 kelime vardır. “Kelimetullah” Allah’ın sözü (Tevbe, 9:40; Lokman, 31:27) “Kelimetün Tayyibe” Güzel söz (İbrahim, 14:24) “El-Kelimü’t-Tayyib” Güzel sözler (Fatır, 35:10) “Kelimetün Bâkıye” Kalıcı söz, (Zuhruf, 43:28) “Kelimetü’t-Takvâ” Takva sözü (Fetih, 48:26) “Kelimetü’l Fasl” Hüküm bildiren söz (Şura, 42:21) “Kelimetü Rabbike” Rabbin sözü (Yunus, 10:33) “Kelimât” Sözler (Bakara, 2:37) manalarında geçmektedir.
Kelime işitme ve görme hissi ile algılanan ve aklın kavrayarak kendisine bir anlam yüklediği şeydir. Kelimelerden kelâmlar meydana gelir. Kelam ise soyut bir manayı ifade eden cümleye denir. Bir mana ifade eden şeye “kelime” denildiği için Hz. İsa (as) insanlara bir şeyler anlatmak ve hali ile önemli mesajlar vermek üzere Allah’ın özel şekilde yarattığı ve sebepler zincirine bağlamadığı için doğrudan Allah’ın kudretini ve iradesini yansıtan ve ifade eden bir “kelime” denilmesi akla uygundur.
2. Kelâm:
Kelime somut bir manayı ifade etmektedir, kelam kelimelerden oluşan ve sadece gözün ve kulağın değil, aklın kavrayacağı soyut manaları ifade eden cümledir. Bu nedenle “kelam” çeşitli manaları ifade eder.
2.1 Vahy:
Allah’ın sözlerine “vahy” denir. Vahyin toplandığı ve yazıldığı şeye ise “Kitap” ve okunması ve öğrenilmesi mümkün olduğu için “Kur’ân” adı verilmiştir. Vahy, genellikle “Ferman” şeklinde anlaşılmaktadır. Padişahın iki türlü konuşması vardır. biri ferman çıkartmak ve memleketin idaresine ait kanunlarıdır ki bu herkesi ilgilendirir. İkincisi ise, dostu ile telefonla veya başka şekilde özel sohbetidir. Başkasını ilgilendirmez. Bunlara “İlham-ı Rabbani” adı verilir ve bunun da “Peygamber ilhamı”, “Evliya ilhamı” ve “Beşer ilhamı” ta hayvanata gelen ilhamlara kadar mertebeleri vardır. Nitekim yüce Allah “Biz arıya vahyettik” (Nahl, 16:68) ayeti bu nevi ilhamları ders verir.
2.2 Kelam-ı İlâhi:
Yüce Allah vahy/ferman dışında da konuşur ki buna “Kelam” denir. “Allah Musa ile kelam ile konuştu” (Nisa, 4:164) ayeti bunu ifade etmektedir.
2.3 Kelimetullah:
Allah’ın vahy dışında varlığını ve kudretini gösteren delilleri ve kudret kelimeleridir. “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, ona yedi deniz daha ilave edilse ağaçlar ve dallar kalem olsa bunlar tükenir; ama Allah’ın kelimeleri tükenmez.” (Kehf, 18:109; Lokman, 31:) Yani Allah’ın irade ve kudretinin eseri olan mücessem kelime ve kelamları sonsuzdur. Yerde ve gökte her şey Allah’ındır ve Allah bütün bunları “İlim, İrade ve Kudreti” ile yapmakta ve yaratmaktadır. Bu yaratılış ona o kadar kolaydır ki “Ol! der oluverir” (Bakara, 2:117; Âl-i İmran, 3:59; En’am, 6:73) yani “Siz konuşurken ve kelimeleri ağzınızdan çıkarırken hiçbir zorluk ve sıkıntı çekiyor ve bir güç harcıyor musunuz? Allah da kudret kelimelerini yaratırken o kadar kolay her şeyi yaratmaktadır.” Hatta “Sizin yaratılmanız da diriltilmeniz de bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir” (Lokman, 31:28) buyurarak bunu te’yid ve takviye eder.
3. Ruh:
Sözlükte, “can ve nefs” anlamına gelen hayatın kendisine bağlı olduğu varlıktır. Kur’ân-ı Kerimde 24 ayette geçen “Ruh” kelimesi “Rahmet, melek, Cebrail, vahy, ilham, Hz. İsa ve ruh” anlamlarında kullanılmıştır. Ruh hayatın kemaline sebep olan, duyuların ve kabiliyetlerin kaynağı olan bir sır ve emr-i rabbanidir. Yüce Allah “Ruh Rabbimin emrindendir. Size bu konuda çok az bir ilim verilmiştir” (İsra, 17:85) buyurarak bu konuda insanın bilgisinin az olduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle ruhun mahiyetini bilmemiz mümkün değildir. Biz ruhu görmediğimiz için varlığını ancak fonksiyonlarından ve hareketlerinden anlarız.
Ruh mahiyet itibarıyla bir kanun-u emrîdir. Fakat vücûd-u hâricî giydirilmiş bir nâmûs-u zîhayattır ve vücûd-u hârici giydirilmiş bir kanundur. (Bediüzzaman, Lealar, 9. Lem’a) Yani, ruh Allah’ın emridir ve “âlem-i emirden” gelmiş, ruhlar âleminde vücut bulmuştur. Mahiyet itibarıyla “zîhayat bir kanun-u emr, zîşuur bir âyine-i İsm-i Hay, zîcevher bir cilve-i Hayat-ı Sermedî olduğu cihetle mec’uldür.” Bütün muhakkıkîn-i İslamın icmaı ile ayet ve hadislerin nususuna muvafık olarak “O kânûn-u emr, vücûd-u hâricî giydirilmiş, sâir mahlukat gibi mahlûk ve hâdistir.” (Barla Lâhikası, 217. Mektup)
Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ruhun bedeni terk etmesine insanın ve canlının ölümü denilir. Ruh doğrudan doğruya perdesiz ve vasıtasız Allah’ın kudreti ile icat edilir. Vücudu için sebeplere ihtiyacı yoktur. Hayat ise doğrudan Allah’ın kudreti ile tezahür etmesine rağmen sebeplere ihtiyacı vardır. Ruh ise bizatihî kâimdir. Ceset harap olursa ruh daha ziyade serbest olur ve melek gibi göğe uçar. (Barla Lâhikası, 217. Mektup)
Ruh maddenin karşıtıdır. Her maddenin karşıtı, “anti-madde”si vardır. Hatta atomun çekirdeğinde ona hareket veren “norton” denen, artı ve eksi yükü olmayan ve mahiyeti meçhul bir şey vardır.
Ruh denince akla üç şey gelir: Hareketin kaynağı, hayatın kaynağı ve idrakin merkezi. Ruhta hem “hayat” hem “görme, işitme, kudret” bulunduğu zaman buna “hayvânî ruh” denmektedir. Şayet Allah’ın “Subûtî Sıfatların” tamamı olan “kelam, irade ve ilim” de cüz’î mahiyeti ile bulunsa buna “insânî ruh” denilmektedir. Sonra varlık “Esma-i Hüsnâya” ayine oldukça mertebesi makamı ve Allah’a yakınlığı artmaktadır.
İnsan beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. İnsan ölür ruhu baki kalır. İlâhi hitaba muhatap olan, sorumluluk yüklenen ve mükellef olan ruhtur.
3.1 Ruhun Ruhu İmandır:
Ruhun ruhu ve hayatı iman iledir. İman, ruha hayat veren ve ruhu nurlandıran bir nur-u ilâhîdir ve bu nedenle iman “Allah’ın kelâmı” olan “Vahy” ile emr-i ilâhi ile peygamberlerin kalbine, onların dilinden de insanların akıllarına ve kalplerine akar ve onları nurlandırır. Bu nedenle “İman, Allah’ın kullarından dilediğinin kalbine ilkâ ettiği nur ve hidayettir.”
Ruh ve iman birbirini tamamlayan iki nurdur. Bu nedenle ruh, vahy demektir. Allah bedene ruhu üflediği gibi, ruha da vahy ile imanı üflemektedir. Birincisinde maddeye hayat vermekte, ikincisinde ise ruha hayat ve ebedi saadet vermektedir.
3.2 Ruh Allah’ın nefhasıdır.
Ruh Allah’ın “nefhası” olduğu için sonradan yaratılmış olmasına rağmen ölümsüzdür. Hayvânî ruhun ölümsüzlüğü dikkate alınınca daha da mütekâmil olan ve cüz’î olarak Allah’ın subûtî sıfatlarının tamamına mazhar olan insan ruhu elbette ölümsüzdür ve saadet-i ebediyeye mazhardır.
Yüce Allah’ın “Ona ruhumdan üfledim” (Hicr, 15:29) ayetinin manası bu izahla daha iyi anlaşılmaktadır. Yani yüce Allah kendi sonsuz sıfatları olan ve “tanınmak ve bilinmek” hikmetinin gereği olarak mahlûkata cüz’î olarak verdiği “hayat, ilim, irade, kudret, işitme, konuşma ve görme” sıfatlarını “ruha yüklemiş” ve onu insana nefhederek âlemlere üstün kılmıştır.
Bu haliyle “Onlara kendisinden bir rûh ile imdat etmiştir.” (Mücâdele, 58:22) Yani insanı yokluk karanlıklarından çıkarmış, ruhundan üflemiş ve sıfatlarından cüz’î olarak ona ihsan etmiştir. Bu nedenle insan kainat ve eşya ile irtibat peyda etmiş, cüz’i iken bütün kainat ile alakadar külli bir varlık olmuştur.
3.3 Ruh Cebrail’in (as) adıdır.
Ruh bir başka manada “Cebrail” (as) adıdır. Zira Cebrail (as) Allah’ın emrini mahlûkata tebliğ eden, Vahy-i ilâhiyi peygamberlere ulaştıran meleğin adıdır. Bu nedenle “Rabbin emrinden olan ruhu” (İsra, 17:85) “Kutsal emirlerini” insanlara ulaştırdığı için “Ruhu’l-Kuds” adı verilmiştir. (Nahl, 16:102; Bakara, 2:87, 253) Hz. İsa’yı da “Ruhu’l-Kuds” ile güçlendirmiştir. (Bakara, 2: 87, 253)
Yüce Allah Hz. Meryem’e de Ruhu/Cebrail’i (as) göndermiş ve o ruh ona bir insan suretinde temessül etmişti. (Meryem, 19:17) Hz. Meryem onunla konuşmuş, o da “Ben sana Allah’ın emrini tebliğe geldim. Haberin olsun Allah sana bir oğlan çocuğu verecek” demişti. Hz. Meryem ise “Bana hiçbir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olacak?” diye taaccüp etmişti. Cebrail (as) “Bu insana göre imkânsız ama Allah’a göre çok kolaydır. Hem Allah bu çocuğu kudretinin bir alameti ve Allah’ın bir rahmeti olarak insanlığa gönderecektir ve bu yazılmış bir kader ve emirdir” şeklinde cevap verdi. Bu konuşma üzerine Meryem İsa’ya hamile kaldı.” (Meryem, 19: 17-22)
Ruhu’l-Kuds:
Kutsal ruh, anlamına gelen bu kelime mukaddes, temiz ve emin ruh demektir. Bu vasıfların tamamı “Ruh” olan Cebrail’in (as) adıdır. Kur’ân-ı Kerim özellikle Hz. İsa’nın (as) “Ruhu’l-Kuds” ile te’yid edildiğini ifade için kullanmıştır. (Bakara, 2:87, 253) Ruhu’l Kudsün ayrıca peygamberlere vahyi getirmekle beraber “iman edenlerin kalplerini tespit etmek ve mü’minlere hidayet ve beşaret olmak için daima peygamberin yanında onu te’yid ettiğini” ifade eder. (Nahl, 16:102) Yüce Allah vahyettiği zaman bun vahyi Cebrail (as) ile ve “Ruhu’l-Emin” ile inzal eder. (Şuarâ, 26:193)
3.4 Ruh Allah’ın kelimesi ve vahyidir.
Yüce Allah kullarından dilediğine emrinden ruh ile melekleri inzal ederek “Benden korkun, bilin ki benden başka ilah yoktur” diye insanları inzar eder. (Nahl, 16:2; Mü’min, 40:15) Aynı şekilde Hz. Muhammed’e de Allah emrinden ruhu vahyederek kitabın ve imanın ne olduğunu öğreterek, imanı nur ve hidayet kılarak kullarından dilediğine hidayet vererek sırat-ı müstakime / doğru yola hidayet etmiştir. (Şura, 42:52)
3.5 Ruh Hz. İsa’nın (as) bir adıdır.
Kur’ân-ı Kerim “İsa’nın, (as) Allah’ın Meryem’e ilka ettiği kelimesidir ve ondan bir ruhtur. (Nisa, 4:171) Yüce Allah Âdem (as) hakkında da “Âdemi tesviye edip, o’na ruhundan üfürdü” (Secde, 32:9) böylece Allah Âdemi annesiz babasız ve Hz. İsa’yı da babasız yarattı. Sonra buyurdu: “Allah katında İsa’nın meseli Âdem’in meseli gibidir. Allah Âdemi topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi ve o da oluverdi.” (Âl-i İmran, 3:59)
Sonuç:
Peygamberimiz (sav) buyurdu. “Allah’ın hazinesi kelâmıdır. Bir şeyin olmasını dilerse “Ol der” oluverir.” Yüce Allah kâinatı da “Kaf-Nun” tezgahında bir anda yatmış, İnsanlığın ve bütün canlıların ilk atasını da “Kün” emri ile yaratmış, Hz. İsa’yı da (as) “Kün” emri ile yaratmıştır. Bu nedenle İsa’ya Ruhullah ve Kelimetullah denilmiştir. Sebepler insanlar için bir perdedir; Allah’ın yaratması için sebeplere ihtiyacı yoktur. Allah sebepsiz yaratan ve hikmeti gereği insanlar ve mahlukatı için sebepleri de yaratandır. Bu nedenle Allah’a “Müsebbibü’l-Esbâb” adı verilir. allah neyi dilerse o olur. İradesi bir şeyin olmasını isterse ilim onun sınırlarını çizer, kaderini belirler ve kudreti o şeyi kader kalıbı üzere yaratır. Etiketler: Ruh Vahy Cebrail Allah Kelamı Kelimat Kelime Kelam Kelimetullah Ruhullah Hz. İsa Ayet Kelamullah |