Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow RÜYETULLAH / ALLAHIN GÖRÜLMESİ
Advertisement
RÜYETULLAH / ALLAHIN GÖRÜLMESİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 26 Haziran 2008

M. Ali KAYA

Yüce Allah'ın dünyanın dar şartlarında görmemiz asla mümkün değildir. Çünkü dünya şartları ve insan gözünün sınırlı görüş mesafesi elbette sonsuz olan Allah’ı görmeye engeldir. Bunun için yüce Allah Musa’nın (as) “Allah'ın kendini bana göster de göreyim” demesine mukabil “beni asla göremezsin” buyurmasıdır. Bu isteğin dünyada olduğu ve dünyada Allah’ı görmenin mümkün olmadığı “Dağa bak. Ona tecelli edeceğim. O yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin” buyurdu. Yüce Allah dağa tecelli edince dağ yerle bir oldu. Musa (as) da dehşetinden bayıldı. Ayılınca “Sübhâneke… Ey Rabbim seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana tövbe ediyorum. Ben sana hakkı ile inananların ilkiyim” (A’raf, 7:143) buyurarak dünyada Allah’ı görmenin mümkün olamayacağını böyle bir isteğin doğru olmadığını ifade etmiştir.
 

Dünyada Allah'ın görülmesi maddi imkânlarla mümkün değildir; ama akıl ve kalp gözü ile her yerde Allah’ı görmek mümkündür. Bu sebepten dolayı Hz. Ali (ra) “Rabbini gördün mü?” diyenlere “Görmediğim rabbime inanmam” diye cevap verdiği meşhurdur. Çünkü akıl eserden müessiri, sanattan sanatkârı, varlıktan varlığı yaratana intikal eder ve akıl gözü ile görür. Kalp ise kendisine ihsan ve ikram edeni sever, kendisine merhamet edene muhabbet duyar. Akıl anlar, idrak eder ve iman eder, kalp de sever. Böylece akıl ve kalp gözü ile Allah’ı görür.


Peygamberimiz (sav) Miraca çıktığı ve kâinatın, maddi âlemin ötesinde Allah ile görüştüğü ve Melekût âleminde olduğu için yüce Allah’ı görme şerefine ermiştir. Peygamberimizin (sav) miraçta yüce Allah’ı baş gözü ile görmüş olması cennette mü’minlerin görmesi için bir müjdedir. Demek mü’minler ahirette cennet şartlarında yüce Allah'ın cemalini müşahede ve temaşa edebilecektir. Bu mümkündür. Bu da peygamberimizin (sav) müşahedesi ile sabit olmuştur.


Yüce Allah'ın ahirette görülebileceği “O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. Rabbine bakar” (Kıyame, 75:22–23) ayeti ile sabittir.
Usul-i Tefsirde ayetlerin zahiri manasını almak ve Arap gramerine göre anlamak esastır. Bu zahiri manayı bozmayacak şekilde işari ve mecâzi manalarda yorumlamak da doğrudur. Ancak zahiri, ilk bakışta anlaşılan manayı bozacak ve değiştirecek şekilde tevil ve tefsir etmek ise yanlıştır. Bunun için “Rablerine bakarlar” ayetini mecazi anlamda “Bir şeyler ummak. Bir iyilik ve ihsan beklemek” şeklinde yorumlamak zahiri manaya muhalif olduğu için yanlıştır.


Yüce Allah'ın En’am Suresinde “Gözler onu idrak edemez; o ise bütün gözleri idrak eder. O latîf ve habîrdir.” (En’am, 6:103) Bu ayette yüce Allah “reâ” yani görme fiili ile değil “idrak” fiili ile ifadesi görmeden ziyade “anlama” “künhüne vakıf olma” manalarını ifade etmektedir. İdrak görmeden farklıdır. İnsan bir şeyi görür ama mahiyetini anlamaz. İnsanlar güneşi görüyorlar ama güneşi anlamak, ısısını, ışığını ve aydınlatmasını, ısı ve ışığının bitmemesini, eşyayı nasıl aydınlattığını, karanlığı nasıl kovduğunu henüz anlamış değiliz. Aynı şekilde Allah'ın mahlûkatı nasıl yarattığını, rızkı ve şifayı nasıl verdiğini anlamıyoruz. Bir şeyi yapmış olmak ve yaşamak onu anlamak anlamına gelmez. Elbette ahirette de yüce Allah'ın işlerini idrak edemeyeceğiz, zatının künhünü ve mahiyetini nasıl idrak ederiz. Mahlûkatın yaratıcısını idrak etmesi elbette mümkün değildir. Bu ayetin anlamı “Gözler onu görmekle mahiyetini anlayamaz, O ise gözleri ve görmenin mahiyetini bilir” anlamına gelmektedir.


İslam bilginleri ve kelamcıları yüce Allah'ın varlığını ifade eden “Vücut” sıfatının zati sıfatlardan olduğu gerçeğinden hareketle dünya şartlarının Allah’ı gözle görme imkânı vermese de ahiret ve cennet şartlarında görmenin mümkün olduğu ve ayetlerin bunu ifade ettiği konusunda ittifak halindedirler. Çünkü varlık yokluğun zıddı olup görülebilme vasfı olan şeydir. Öyle ise görülmesi mümkünattandır. Görülmesi mümkün olan ise şartları oluşunca görülür. Peygamberimiz (sav) yüce Allah'ın görülebileceğini ifade etmiştir. Şayet görülmesi imkânsız olsaydı peygamberimizin (sav) görülebileceğini söylemesi mümkün değildi. Bu ümmetini aldatma olur ki bir peygamberin bunu dile getirmesi muhaldir. Bir konuda ihtilafın olması ve tartışmanın bulunması dahi onun aklen imkânını gösterir. (Sırrı Paşa, Nakdu’l-Kelam fî Akâidi’l-İslam, İstanbul, 1324, s. 147–150)


Cennette rü’yetin vaki olacağı konusundaki delillerden birisi de “İyi davrananlar için cennet, cennetin nimetleri ve bir de ziyade vardır” (Yunus, 10:26) ayetidir. Bu ayette geçen ziyadenin “rü’yet” yani Allah'ın cemalinin müşahedesi olduğu müfessirlerce ifade edilmiştir. Çünkü Ubey b. Kaab (ra) peygamberimizden “ziyade”nin ne olduğunu sorduğu zaman peygamberimiz (sav) “Rahmanın yüzüne bakmaktır” buyurmuştur. Fahrettin-i Razi “Ziyade”nin cennetin nimetlerinden olmadığını, çünkü üzerine ilave edilen şeyin miktarının muayyen olmadığını bundan da ziyadenin ondan başka bir şey olduğunun anlaşıldığını belirtmektedir. Bu ise “Rü’yetullahtır” demektedir. (Razi, Tefsir-i Kebir, 4:333)


Peygamberimiz (sav) hadislerinde ise cennette rü’yetin vukuunu kesin bir dille anlatır. Nitekim hadiste buyrulmuştur ki “Cennette mü’minlerin derece bakımından en aşağı mertebede olanı bahçeler, saraylar, hanımları ve hizmetçileri ile oturarak bin yıllık bir mesafede olan mülke sahip kimsedir. En üstün derecede olan ise her gün sabah akşam rabbine nazar eden kimsedir” buyurdu ve delil olarak da Kıyame Suresi 75:22–23 ayetlerini okudu. (Tirmizi, Tefsir, 75–1)


Yine peygamberimize (sav) “Ey Allah'ın Resulü, kıyamette ve ahirette bizler Allah’ı görebilecek miyiz?” şeklinde soru soranlara peygamberimiz (sav) “Sizler ayın on dördünde, bulutsuz gökyüzünde ayı görme konusunda bir şüpheye ve tartışmaya girer misiniz?” buyurdu. Sahabeler “Hayır yâ Resulallah!” dediler. Peygamberimiz (sav) devam etti: “İşte sizler Rabbinizi aranızda bir perde olmaksızın bu şekilde göreceksiniz” buyurdular. (Buhari, Ezan, 129; Rikak, 52; Müslim, İman, 299) Bu hadis-i şerif cennette yüce Allah'ın görüleceğini, bu konuda bir sıkıntının olmayacağını; ancak mahiyetini idrak etmenin de mümkün olmayacağını ifade etmektedir. Çünkü insanlar ayı ve güneşi gördükleri ve bu konuda hiç kimse bir sıkıntı yaşamadıkları ve herkese eşit bir şekilde görüldüğü halde güneş ve ayın mahiyetini insanların anlamadıkları açıktır. Peygamberimiz (sav) bu hususa dikkatimizi çekerek ayı ve güneşi misal vermiştir.


Yüce Allah ayrıca Kur’ân-ı Kerimde “Onlar o gün Rablerinden mahcub kalırlar” (Mutaffifin,83:15) buyurmaktadır. Bu konuda İslam bilginleri ve müfessirleri “Rablerinden mahcup kalmanın” yani “Rabbin onlara perde arkasından konuşmasının” rabbin cemalinden mahrum kalmak olduğunu izah etmişlerdir. Yüce Allah ahirette mü’minlere cemali ile tecelli edip ikram ederken, kâfilere ise celali ile tecelli ederek hem onları korkutmakta, hem de cemalinden mahrum olacaklarını ifade etmektedir. Bu çok büyük bir şey olmazsa müşrikler bunun ile tehdit edilmezlerdi.


Ehl-i Sünnet uleması “kesin bir delil olmaksızın ayetin zahirini terk etmek caiz değildir” kuralı gereği Kur’ân-ı Kerim ayetlerinin zahiri manasının esas olduğunu, yapılan izah ve tevillerin zahire zarar vermemesi gerektiğini savundukları için “kâfirlerin Allah’ı görme şerefinden mahrum kalacaklarını,” bu ayetin bunu ifade ettiğini kabul ve izah ederler. Rü’yeti cisimlerin görülebileceğini, bundan dolayı Allah'ın görülmesinin mümkün olmadığını iddia edenlere de “görme ve görülme fiili sadece cisimlere münhasır değildir.” Hissetmenin de görmenin bir başka şekli olduğunu ifade ile, renklerin cisim ve cevher olmadıkları halde görüldüğünü belirtmektedirler. Ayrıca görmek sadece göze has olmadığını, seslerin kulaklar, tatların dil, sanatın ve manaların akıl ile görülebileceğini belirtmektedirler. Yüce Allah elbette ahirette mü’minlerin gözlerine görülebilecek bir özellik verecektir.


Var olanın görülmesi aklen caizdir; ancak madum, yani yok olan şey görülemez. Bu bakımdan “Rü’yetullah”ın görülmesi aklen de caizdir. Bir şey ki, dinen ve aklen caiz, Kur’an ve Sünnet ile sabittir. O şeyin vukuu vaciptir.


Etiketler:  Rüyetullah Allahın Görülmesi Mirac Cennet Allahı görebilecek miyiz?
 
< Önceki   Sonraki >
CENNET
ALLAHıN GöRüLMESI
RüYETULLAH